• No results found

Liderlikle ilgili yapılan çalıĢmaları kendi zaman diliminde ve kendi Ģartları içerisinde değerlendirmek yararlı olabilmektedir. Bireyin, geliĢim çağında aileden aldığı olumlu eğitimin liderlik sürecine katkısı oldukça etkili olabilmektedir. Örneğin; dürüst, hoĢ görülü ve saygılı olmak, öncelikle aile içinde öğrenilen kavramlardır. Birey, ailesinden sonra birçok Ģeyi çevresinde ve okul ortamında öğrenmektedir. DeğiĢim ve geliĢimleri değerlendirmeyi, sağlıklı iletiĢim kurmayı, fikrini ikna yoluyla karĢı gruba kabul ettirmeyi öğrenen kiĢi, sosyal ortamlarda yaĢayacağı tecrübeler ile bu durumu pekiĢtirebilmektedir.

Üstün liderlik konusunda kabiliyetli olan kiĢilerin profesyonel bir eğitim alması liderlik konusunda onları daha üst seviyelere taĢımada önemli olabilmektedir.. Liderlikle ilgili olarak 20. yüzyıldan önceki dönemlerde ortaya atılmıĢ olan görüĢlerde genel olarak toplumsal liderlerde bulunması gereken niteliklere odaklanılmaktadır.64

Bahsi geçen konu ile ilgili olan ilk görüĢün Sokrates tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Sokrates, toplumsal yönetimlerin tamamen soylulardan oluĢmasına karĢı çıkmaktadır. Sokrates‟e göre toplumlar liderlerinin erdemli ve bilgili kiĢiler olmasını istemektedir. Ayrıca Sokrates, bahsi geçen lider kiĢilerin soylu olmayan kiĢiler arasından da çıkabileceğini söylemektedir. Sokrates‟in öğrencisi Platon da çalıĢmalarında öğretmeni gibi eğitimin önemine vurgu yapmaktadır. Platon, toplumsal yapının üç bölümden oluĢtuğunu ve bunların da besleyiciler, üreticiler ve koruyucular olduğunu söylemektedir. Platon, bunun dıĢında zorunlu eğitimin toplumun her kesiminde gerektiğini de belirtmektedir. Platon‟un odaklandığı sınıf ise koruyucu sınıftır. Koruyucu sınıfın üyelerine çocukluk dönemlerinden itibaren beden eğitimi ve müzik eğitimi aldıran Platon, daha sonraki süreçte koruyucu adaylarını savaĢa götürerek onlara kahramanlıklarını sergiletmiĢtir. Yirmi yaĢına kadar eğitim alan koruyucu adayı olan kiĢiler, eğitimin sona ermesiyle birlikte 10 yıl süreli yeni bir eğitim sürecine baĢlatılmıĢtır. Platon tarafından bu süreçte, koruyucu adaylarının matematik, geometri, armoni ve astronomi bilimlerini öğrenmeleri sağlanmıĢtır. Bu eğitim sürecinin ardından otuz yaĢına ulaĢan koruyucu adayları, otuz ile elli yaĢ aralığında ise felsefe eğitimi almıĢlardır. Elli yaĢına gelen ve eğitimlerini tamamlamıĢ olan koruyucu adayları hazırlanan sınava girmiĢlerdir ve baĢarılı olanlar lideri olmaya hak kazanmıĢtır.

64 Alice H. Eagly, Mary C. Johannesen-Schmidt and Marloes L. van Engen, “Transformational,

Transactional and Laissez – Faire Leadership Styles: A Meta–Analysis Comparing Women and Men”,

44

Görüldüğü üzere toplum için zorlayıcı ve uzun süreli bir eğitim sisteminin olması gerektiğini savunan Platon, lider konumuna gelecek bireyin de bu eğitimin dıĢında, hayatla ilgili tüm hırslarından vazgeçmiĢ biri olması gerektiğini arzulamıĢ, bunu gerçekleĢtirmeye çalıĢmıĢtır. Platon, yalnızca bilgi ve erdem sahibi olanların devlet için fedakârlık yapabileceğini ifade edilmektedir.

Bu söylemlerden yola çıkarak lider olacak kiĢilerin bilgi ve erdem sahibi olmaları gerektiği söylenebilinir. Elbette kiĢilerin bilgi ve erdem sahibi olabilmesi için de uzun ve zorlu bir eğitim sürecinden geçmeleri gerekmektedir. Avrupa‟nın aydınlanması olarak bahsedebileceğimiz Rönesans Dönemi‟nde yaĢamıĢ ve politikanın kurucusu olarak kabul edilen ünlü Ġtalyan düĢünür Niccholó Machiavelli, insanların bencil varlıklar olarak doğduğunu, kötü karakterli ve menfaatçi olduklarını iddia etmektedir.

Machiavelli, yöneticilerin bahsettiği söz konusu özelliklerin farkında olarak takipçilerini yönetmesi gerektiğini de söylemektedir. Bunun dıĢında, yönetim sırasında dinî etkenler de dâhil olmak üzere her türlü mekanizmanın kullanıma uygun olduğunu da belirtmektedir. Machiavelli, gücün Tanrı tarafından bahĢedilmediğini, gücün kuvvetten geldiğini ifade etmektedir.

Machiavelli, Sokrates ve Platon‟un aksine siyasi baĢarının ahlaki duruĢtan daha önemli olduğunu söylemektedir. Liderin, halkını korkutabileceğini ifade eden Machiavelli, bahsettiği korkunun temelde sevgi ve merhamet kavramlarından kaynaklandığını da fikirlerine eklemektedir. Lider konumundaki kiĢilerin erdem sahibi kiĢiler olması gerektiği düĢüncesinin, bu düĢüncenin baĢlangıcı olarak da adlandırılabilen Antik Yunan‟dan Rönesans‟a kadarki sürede değer kaybına uğradığı görülmektedir. Bundan sonraki dönemde yani Rönesans‟ta kiĢilerin lider olabilmek için güç sahibi olmaları gerektiği görüĢü genel olarak kabul görmektedir.

Fransız Devrimi‟nin ardından inanç konusu da üzerinde düĢünülür hâle gelmiĢtir. Voltaire ve Immanuel Kant baĢta olmak üzere pek çok düĢünür tarafından insanoğlunun akılcılıkla kaderlerini belirleyebileceği iddia edilmektedir. Bu düĢüncelerin sonrasındaki dönemde yani 19. yüzyıla gelindiğinde ise rasyonalist anlayıĢın iki yeni inanç ortaya çıkardığı görülmektedir. Bunlar insanların mükemmelleĢebileceği inancı ve ilerleme inancı olarak ifade edilmektedir.

45

Yine 18. ve 19. yüzyıllarda, toplumun Tanrı kavramını sorgulamasının da etkisiyle birlikte, insanoğlunun rasyonel davranıĢlarda bulunabilen varlıklar olduğu düĢünüldüğü görülmektedir.65

Freud ve Weber gibi düĢünürler rasyonalist düĢüncenin karĢısında durunca bahsini ettiğimiz inançlarda azalma hatta yok olmalar görülmeye baĢlanmıĢtır. Freud ve Weber‟in rasyonalist düĢünceleri çürütmeleri, liderlik kavramının keskin bir tanımının olmamasının sebebi olarak görülmektedir. Freud, bilinçaltı olduğunu keĢfetmiĢ, insan davranıĢlarının önemli bir bölümünün bireyin rasyonel zihninin altındaki bilinçaltından dolayı kaynaklandığı teorisini öne sürmüĢtür. Weber ise insan aklının sınırları ile ilgilenmiĢ ve teknik rasyonalite adını verdiği, ahlaktan yoksun rasyonellik üzerinde çalıĢmıĢtır. Weber‟e göre teknik rasyonalitenin en somut örneği bürokrasidir. Weber‟e göre bürokrasi kavramının korkutucu yönü, verimliliği ve insanı insanlıktan çıkarabilme potansiyelidir. Ayrıca Weber‟e göre, bürokrasinin karĢısında ayakta kalabilecek tek Ģey karizmatik liderliktir. Ancak, 20. yüzyılın karizmatik liderlerinden biri olan Hitler‟in baĢ sorumlusu olduğu soykırım olayları, bu inanca büyük bir gölge düĢmesine sebebiyet vermektedir.

20. yüzyılda rasyonelliğe duyulan güvenin sarsılmasıyla birlikte liderlik ile ilgili çalıĢmalar da ivme kazanmaya baĢlamıĢtır. Liderlikle ilgili özelliklerin doğuĢtan itibaren mi edinilmiĢ olduğu yoksa zaman içerisinde mi edinildiği tartıĢması araĢtırılmaktadır. Sosyal bilimciler, liderlikle ilgili olarak doğuĢtan birtakım özelliklere sahip olunabileceğini, söz konusu yeteneklerin zamanla eğitilerek geliĢtirilebileceğini ve kiĢinin lider hâline gelebileceğini ortaya koymaktadır.

Liderlik için gerekli geliĢimin ailede baĢladığı unutulmamalıdır. Ebeveynler, potansiyel bir lidere en değerli katkıyı sağlayacak kiĢiler olarak düĢülmektedir. Ailenin dıĢında bireyin yakın çevresi ve aldığı okul eğitimi de onun özelliklerine katkı sağlayabilmektedir.66 Ġlk olarak Amerika BirleĢik Devletleri‟nde baĢlayan ve zamanla tüm dünyada benzerleri görülen lider yetiĢtirme merkezleri bulunmaktadır. Söz konusu merkezler lider olabilmenin gereklerini öğretmeyi amaçlamaktadır. 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın baĢlangıcı itibarıyla da firmaların lider-yönetici yetiĢtirmeye çalıĢtığı bilinmektedir.

65 Daniel Goleman, “Leadership that Gets Results”, Harvard Business Review, 2000, 78 (2), 4-

17, pp. 4-7.

46