5 Empiri/ Analyse
5.2 En intensjons- og adaptasjonsanalyse
5.2.5 Alfabeta som pedagogisk tekst
Demokrasi ile ekonomi arasındaki ilişki konusunda gerek siyasal bilim gerekse ekonomi faaliyetlerinde olumlu ve olumsuz farklı görüşler bulunmaktadır. Olumsuz görüşlerin en güçlü dayanağı sosyalist ülkelerin çeyrek asırda gösterdiği başarılar oluşturmaktadır. Örneğin, 1928 ile 1955 yılları arasında SSCB’nin GSMH’nın yıllık yakaladığı 4,4 ile 6,6 arasındaki büyüme hızı gösterilmektedir. Ekonomik gelişme açısından sermayenin verimliliği sabit kabul edilip, yatırım oranının gelişme düzeyini belirleyeceği ileri sürüldüğünde demokratik olmayan rejimlerin daha elverişli olacağı yönündeki yaklaşım öne çıkmaktadır (Karadağ, 2006,Ss.81,83). Ancak sosyalist ülkelerin çökmesiyle günümüzde artık demokrasi-ekonomi arasındaki ilişki ile ilgili olarak ileri sürülen olumsuz görüşler geçerliliğini yitirmiştir.
Demokrasi ile ekonomik gelişme arasında olumlu ilişki olduğuna dair birçok çalışma olmakla birlikte;“Lipset Teziyle” bilinen lipsetin faaliyetleri en önemlisidir.
Lipset, ekonomik göstergeler olarak kişi başına gelir, kişi başına doktor sayısı, kişi başına telefon, radyo ve gazete sayısı ve sanayileşme, eğitim ve kentleşme ölçütlerini kullanarak siyasal sistemleri sınıflandırmıştır. Avrupalı ve İngilizce konuşan ulusları
“istikrarlı demokrasiler” ve “istikrarsız demokrasiler veya diktatörlükler” olarak ikiye
ayırmıştır. Latin Amerikalı ulusları ise, “demokrasiler ve istikrarsız diktatörlükler” veya
“istikrarlı diktatörlükler” olarak sınıflandırmıştır. Araştırmanın bulgularına göre Lipset, ekonomik yönden gelişmiş ülkelerin demokrasi açısından da istikrarlı ülkeler olduğunu ileri sürmüştür. Lipset’e göre ekonomik olarak geri toplumlarda otoriter ve totaliter partilerin gelişmiş toplumlara oranla daha fazla taraftar bulmaktadır (Karadağ, 2006,s.
84).
Demokrasinin kalitesiyle, kurumsal ve siyasal kapasite arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Zayıf demokrasi kurumsal ve siyasal kapasiteyi düşürmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerin zayıf demokrasileri sermaye hareketlerine aşırı bağımlı bir yapıları olmasına yol açmaktadır. Demokrasinin kalitesi siyasi ve ekonomik istikrarı, kurumların ve yönetimin kalitesini etkilemektedir (Alper, 2001,Ss.1,2). Demokrasi öğrenmenin, seyahatin, çalışmanın ve her alandaki iletişiminin üzerinde daha az kısıtlamaların bulunduğu bir ortam oluşturmaktadır. Bunların sonucunda, demokratik ülkelerde daha az yolsuzluk olmakta; daha güçlü yasal yapılar bulunmakta; daha serbest ticaret yapılmakta; siyasi ve ekonomik istikrar bulunmaktadır (Kabaş, 2004,s.6). Bu bağlamda azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde demokrasinin zayıf olduğu, dolayısıyla ekonomik kalkınmanın bundan olumsuz etkilendiği yönündeki yaklaşımlar ağır basmaktadır.
Demokrasi, otoriter yönetimler ile karşılaştırıldığında Tablo 1.1’de görüldüğü gibi dört farklı durum görülmektedir. Birincisi, piyasa ekonomisinin olduğu demokrasiler yani iyi performansa ve sosyal göstergelere sahip Batı Demokrasileri.
İkincisi, piyasa ekonomisinin olmadığı demokrasiler yani kötü ekonomik performansa ve sosyal göstergelere sahip demokrasiler örneğin Hindistan. Üçüncüsü, piyasa ekonomisinin bulunduğu otoriter yönetimler yani yoksulluğu azaltmış ve sosyal göstergeleri fena olmayan Doğu Asya ülkeleri. Dördüncüsü, piyasa ekonomisi bulunmayan otoriter yönetimler, büyümeye sosyal göstergeleri çok kötü olan eski sosyalist ülkeler (Kabaş, 2004,s. 6).
Tablo 1.1. Demokratik ve Otoriter Yönetimlerin Karşılaştırılması
Piyasa Ekonomisi Olan Piyasa Ekonomisi Olmayan
Demokratik ülkeler örneğin eski Sosyalist ülkeler.
Kaynak Tolga Kabaş, Gelişmekte Olan Ülkelerde Finansal Krizleri Belirleyen Faktörler ve Uluslararası Finans Sistemi, Yayınlanmamış (Yüksek Lisans Tezi), Çukurova Üniversitesi, Adana 2004, s. 7.
Bu dört farklı durumdan bazı neticelere ulaşılmaktadır
1) Bir ülkede demokrasi ve serbest piyasalar varsa, üretim ve verimlilik için dürtüler güçlenmekte; verimlilik ve büyüme artmaktadır.
2) Piyasalar ve rekabet olduğunda demokrasi olsa da olmasa da büyüme sağlanmaktadır.
3) Serbest piyasaların olmadığı demokrasilerde önemli bir büyüme sağlanamamaktadır.
Stiglitz’e göre demokrasinin unsurları açıklık ve şeffaflık, etkili katılım için çok önemli unsurlardır. Gizlilik içerisinde ve açık diyalog ile yapılmayan politikalar toplumun çıkarlarına değil özel çıkarlara hizmet etmektedir. Daha fazla şeffaflık ve açıklık ortamında verilen kararlar sosyal kalkınmayı hızlandırmaktadır. (Kabaş, 2004,s.
6). Demokratik kurumlar, seçimler, muhalefet partileri, bağımsız mahkemeler, bağımsız medya ve sivil özgürlükler devletin disipline edilmesini sağlamaktadır. Askeri diktatörler Latin Amerika’yı borç krizine götürürken durumu düzelten demokrasiler olmuştur (Rodrik, 1999,Ss. 23,24).
Zayıf demokrasilerde devletin sorumluluğu ve şeffaflığı sınırlıdır. Bu tür demokrasiler popülizmden çok büyük zarar görmekte ve ekonomik reformları yapacak kapasiteye ulaşamamaktadır. Kısa vadeli sermaye girişlerine aşırı bağımlı, spekülatif saldırıların ve finans krizlerinin yaşandığı bir ortam oluşmaktadır.
1980’lerin başından bu yana demokrasi ve piyasa temelli ekonomiler için bir
eğilim bulunmaktadır. Demokratik ve piyasa temelli sistemler küreselleşmeden daha çok faydalanmaktadır. Güçlü bir demokrasi, uzun dönem büyümenin anahtarı olan siyasi istikrarın garantisidir. Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan şeffaflık ve sorumluluk, etkin ve duyarlı yönetim ve refah için gereklidir. 1990’larda yaşanan Asya ve Rusya krizleri, şeffaflık ve sorumluluğun yeteri kadar uygulanmadığı durumlara örnek oluşturmaktadır (Kabaş, 2004 ,s.6).
1980 ve 1990’larda ardı ardına yaşanan finans krizleri, demokratik yönetimin, ekonomik reformlarla birlikte başarılı bir şekilde uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Kurumsalcı yaklaşıma göre, demokratik ve piyasa temelli sistemlere geçiş kurumsal çerçevenin kapsamında bütün katılımcılar için aynı kuralların geçerli olduğu bir rekabetçi sistem gereklidir. Bu sistemi de ancak tam anlamıyla işlevsel bir demokrasi sürdürülebilir.