• No results found

Refleksjon omkring forholdet mellom intensjon og adaptasjon

5 Empiri/ Analyse

5.3 Refleksjon omkring forholdet mellom intensjon og adaptasjon

“Uluslararası Şirket” kavramı (Multinational corporation) ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmıştır. Bu kavram, Business Weekdergisinin özel ekinde yayınlanan “Uluslararası Şirketler Başlandı” sözüyle yaygınlaştı (Rahnema, 2009,S.133). Ancak, Uluslararası Şirketlerin dünya ekonomisindeki etkisi Merkantilism dönemine dönmektedir. Gümüş ve altın gibi değerli kaynaklara ulaşabilmenin önemi, o dönemin Portekiz, İspanya, Hollanda, Fransa ve İngiltere gibi güçlü devletleri koloni ülkelerin kaynaklarını külçe altınlar biçiminde kendi ülkelerine aktarma amacıyla yeni şirketler kurmaya yönlendirdi. Bu ülkelerin güçlerinin artması ve ticari şirketlerin kurulmasıyla, dev gemilerle bu ülkelerin fabrikalarında üretilmiş olan eşyaları sömürgelerin piyasasına tanışarak karşılığında sömürge ülkelerin yeraltı kaynakları da sömürgeci devletlere aktarıldı.

Bu alışverişler günümüz Uluslararası Şirketlerin anası sayılan şirketler aracılığıyla yapılıyordu. Bu şirketlerin en önemlilerinden Doğu Hint Kompanisi ve Royal African`ı örnek gösterebiliriz. ÇUŞ’ler`i Genel bir tanım yapmak gerekirse, merkezinin bir ülkede de yalnız başka yabancı ülkelerde de merkeze bağımlı firmaları olan ve değişik kurum ve kuruluşlar aracılığıyla ürünlerini üreten ve satan dev şirketler olarak tanımlayabiliriz (Rahnoma, 2009,S. 136).

Endüstri Devrimiyle birlikte ÇUŞ’lerin çalışması kendine özgü bir yön bulmuştur.

Bu şirketler, ana ülkedeki büyük bankaların yardımıyla gelişmemiş ülkelerin ekonomilerine musallat oldular. ÇUŞ’ler kavramı, ortaya çıktıktan beri değişik şekillerle isimlenmişlerdir. “Uluslararası Ticaret Müessesesi”, “Uluslararası Galeri”,

“Uluslararası Şirketler Grubu”, “Çok uluslu Galeri”, “ÇUŞ’ler”, “Uluslararası Ticaret Birimleri”, “Uluslararası Birleşik Gruplar”, ve hatta “Amerika Birleşik Devletleri Dev Şirketi” isimleri ile tanınmışlardır (Rahnoma, 2009,S. 137).

İkinci Dünya Savaşından sonraki dönem, Uluslararası Şirketler ve dünya ekonomisinde oldukça hassas bir dönemdir. Çünkü, savaşın Doğu Asya ve Avrupa`da vurmuş olduğu hasar Amerika`nın dünyadaki olan siyasi, askeri ve ekonomik güç ve nüfuzunu artırarak, Amerikan şirketlerinin yatırım yapa bilmeleri için kolaylıklar sağlanmaya başladı. Bu şirketler vasıtasıyla milyarlar dolar Avrupa`da, Latin

Amerika`da, Asya`da ve dünyanın diğer bölgelerinde yatırımlar yapıldı. Amerika şirketleri dünyanın tüm bölgelerinde fabrikalar yaptılar ve bu gidişat 60`lı yıllara kadar devam etti. O dönemde Amerika`nın tüm ekonomik faaliyetlerinin arkasında siyasi amaçlar takip edilmekteydi. Bu amaçların büyük kısmı “Tehdit Bölgeleri” inde komonizmin ekonomik yollarla Avrupa`da ve dünyanın diğer bölgelerinde gelişimini önlemekti (Farjadi,1989,s.164). 60`lı yılların ilk çeyreğinden sonra başka Avrupa ülkeleri ve özellikle Büyük Britanya, tekrar eski siyasal ve ekonomik kariyerlerini kazanarak uluslararası şirketler vasıtasıyla dünyanın diğer ülkelerinde şube tesis edip mal ve hizmet üretmeye başlamışlardır.

Büyük Britanya ve İngiltere asıllı uluslararası şirketlerin dünya çapında kendilerine özgü bir yer ve önemleri bulunmaktaydı. Büyük Britanya`yı uluslararası şirketler için ikinci ana ülke konumuna getiren asıl nedenler şunları saya biliriz; (Nahavandi, 1989,S.

79).

- Büyük Britanya, direk yatırım yapma konusunda yeterli tecrübesi ve tarihi geçmişinin bulunması bu ülkeyi başka devletlere göre daha etkin bir durum kazandırmaktaydı.

- Büyük Britanya, Ortak Refah Ülkeleri ile bağlarını koruyarak bu doğrultuda devletlerin himayesinden yararlanıp, eskiden Büyük Britanya sömürgeleri olan ülkelerde yatırım yapmaktaydı.

- Büyük Britanya, Amerika`dan sonra ikinci büyük deniz kuvvetine malik ülkeydi.

Bu da Büyük Britanya`ya tehlike anında şirketlerinin menfaattarını koruyabileceğini garantiye almıştı. Böylece bu etkenlerin tümü ve diğer başka faktörler, Büyük Britanya`yı dolaysız yatırımlarda yardımcı olmaktaydı.

- Sermaye ihracatı konusunda Amerika`nın yanında bulunmasını sağladı. Batı Avrupa`da başlanan ekonomik yenilenme, bu ülkelerin sermaye ihracatına tekrar başlamasına ve onunla birlikte Uluslararası şirketlerin 1965 yılından sonra göze gelir bir biçimde ilerlemesine neden olmuştur. Dolaysız sermaye ihracatı yapan ülkelerin başında Federal Almanya, İsviçre, Hollanda, Fransa, Belçika ve İsveç`i sayabiliriz.

Japonya da 1960`lı yıllardan sonra yurt dışında yatırım yapmaya başlamıştır ve bunun için yatırımları için en uygun bölge olarak genellikle Asya`nın doğu bölgelerini ve

Pasifik`i seçti. 60`lı yılların sonunda ve 70`li yılların başında, uluslararası şirketlerin faaliyet tarihinde bir dönüş noktası sayılmaktadır. Çünkü Uluslararası şirketlerin sayısı sanayileşmiş Batı ülkelerinde göze gelir bir miktarda artmış ve sayı itibarı ile 10 bin şirkete ulaşmıştır. Sayı itibariyle bu şirketlerin başında Amerikan şirketleri, Büyük Britanya, Almanya, İsviçre, Fransa ve Hollanda şirketleri bulunmaktaydı. Elbette, ülkelerin yabancı sermayeye olan ihtiyacı, sadece Uluslararası Şirketler`in İkinci Dünya Savaşı`ndan sonraki faaliyetlerinden dolayı değil, teknoloji, yönetim kapasitesi ve pazarlamadaki gelişmeler gibi etkenler de bu hususta etkili rol oynamaktaydı. Öte yandan 1950 ve 1960’lı yıllarda milliyetçilik hislerinin kabarması sonucunda Uluslararası Şirketlere yönelik itirazlar olunmaya başladı. GOÜ’lerde, seçkin insanlar, öğrenciler, işçiler, çiftçiler ve işsiz kalan tüccarlar bu şirketleri eleştirmeye ve onlara itiraz etmeye başladılar (Mojtahedi, 2003,S. 78).

Sosyal refah, ev, iş taleplerinin çoğaldığı bu dönemde egemen gruplar, Uluslararası Şirketlerden avantajlar alabileceklerinin farkına vardılar. Böylece ev sahipliği yapan ülkeler, söz konusu şirketlere tavırlarını daha da iyileştirsinler diye baskılarını çoğalttılar ve sonuçta Uluslararası Şirketlere belirli ölçüde sınırlamalar getirdiler. Fakat, tüm bu baskılara karşın Uluslararası Şirketler, eskide olduğu gibi gelişmelerine ve inkişaflarına devam ettirdiler (Rahnoma, 2009,s. 138).

1970 yılında yurt dışında 27300 bağımlı şirketi bulunan 7300 qayri-milli şirket bulunmaktaydı. Oysaki 1989 yılında sayısı 35000`e ulaşan bu şirketlerin yurt dışındaki bağlı şirketlerinin sayısı 150000`e yükseldi (Akhavi,1989,s. 46).

Başka bir deyişle Uluslararası Şirketler, bu ülkelerdeki maaşların aşağı olması, tüketim pazarının yakınlığı, sermaye dönüşünün yüksek geliri ve yerel şirketlerin rakabet gücünün yetersizliği gibi avantajlardan yararlanarak faaliyet alanlarını gittikçe genişlettiler. Ayrıca 1990 yılında SSCB`nin dağılması sonucunda gelişmekte olan ülkelerin önünü kesen ideolojik engellerin de ortadan kalkması, Uluslararası Şirketlerin daha atılımcı bir biçimde ilerlemesine zemin yarattı. SSCB`nin dağılması, Pazar kültürüne dayanan ekonomi için bir zafer sayılırdı. Buna göre de Doğu Bloku ülkeleri ekonomilerini serbest piyasa sistemine yönelterek yabancı sermayeyi celbetmeye çalıştılaf. Bu da ÇUŞ’lerin daha da ilerlemesine neden oldu (Mojtahedi, 2003 79).