4 Bruk av søkekanaler
4.2 Fordeling på søkekanaler og total søkeaktivitet 1995-2000
Efruz Bey romanında ve Ferman, Vire, Teselli, Başını Vermeyen Şehit, Primo Türk Çocuğu Fon Sadriştayn'ın Karısı, Mermer Tezgah, Yüksek Ökçeler, Dünyanın Nizamı, Binecek Şey, Üç Nasihat, Acıklı Bir Hikaye, Devletin Menfaati Uğruna, Velinimet, Niçin Zengin Olmamış?, Yalnız Efe, Kaşağı, Falaka, Bir Çocuk: Aleko, İlk Düşen Ak, Bir Temiz Havlu Uğruna isimli hikayelerinde sorumluluk değerine 20 farklı yerde rastlanılmıştır.
Tablo 18.
Ömer Seyfettin’in Romanında ve Hikayelerinde Sorumluluk Değerinin Dağılımı
Roman ve Hikayeler Sorumlukluk Değerinin Geçtiği Sayfa Numaraları
Efruz Bey (roman) 13
Bir Temiz Havlu Uğruna 105
“Ahmet Beye yüzünü çevirerek,
“Rica ederim, böyle şeylerden bahsetmeyelim. Bizim vazifemiz her şeyden mukaddestir!” dedi.”
“İşlerinize bakınız, beyler” emrini verdi. “Ben amirinizim, benim gibi vazifeperver olunuz.
İnsanın en büyük saadeti vazifesinin ihmalsiz icrasıdır!” (Ömer Seyfettin, 2017, s.13).
Tosun Bey yürekli adamlara özgü o saldırganlıkla ağzına geleni söylüyordu:
- İki konak arasında bir otağı koruyamayan adam, koca bir devleti nasıl yönetir? dedi.
Bu çok ağır bir soruydu. Perviz Efendi yavaşça, kalın halının üzerine serilmiş erguvani şiltesine çöktü. Mahmut Çelebi bu sözü hiç işitmemiş gibi davrandı” (Ömer Seyfettin, 2017, s.14).
“Hem kuvveti ikiye ayırmak hiç münasip değildi. Zaten kuvvet de ne idi? Yüz elli kişi… Sipahi Mahmud tekrar sordu:
- Erzak bitince ne yapacağız?
- Allah kerim…
- Ama, kışın akın güç olur, beyim.
- Allah kerim…
- Nasıl?
- Mesela bakarsın ki ganimet ayağımıza gelir.
- Ya ganimet gelmeden bir muhâsaraya uğrarsak?
- Yine Allah kerim…” (Ömer Seyfettin, 2017, s.40).
“Bir aydır her şeyi defterdarına bırakmış, “Bizim artık dünya gailesi ile uğraşacak vaktimiz kalmadı. Tövbe zamanımızdır” demişti” (Ömer Seyfettin, 2017, s.56).
“Kuru Kadı palankada sabahı dar etti. Güneş doğmadan, Deli Mehmet’in mezarına koştu. Artık bütün günlerini bu mezarın başında geçiriyordu. Bu mezarın daimi ziyaretçisi oldu. Büyük bir taş yontturdu. Başına diktirdi. Beş vakit namazlarını bile bu kabrin başında kıldırmak isterdi.
Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu” (Ömer Seyfettin, 2017, s.89).
“Ferdi ve fani hayatta ancak bir saadet, bir ümit, bir iftihar vardı. O da, ismini tarihe geçirmek.
Bizden sonra gelecek kavimdaşlarımızın dimağında bir iz bırakmak.. Unutulmamak.. Bu nasıl olurdu? Babası söylemiyor muydu: “Gayet büyük bir şey yapmakla.. Herkesi hayretten şaşırtacak bir kahramanlık, dehşetli bir cesaret göstermekle..” İşte büyük Türklük için o, ehemmiyetsiz, kıymetsiz ferdi hayatını feda edecekti” (Ömer Seyfettin, 2015, s.77).
“Aldığımızı, gazetenin parasına varıncaya kadar bir deftere yazmaya başladı: “Para kazanmak erkeğin, kazanılan paranın iştirâ kuvvetini arttırmak da kadının vazifesidir” diyordu” (Ömer Seyfettin, 2003, s.106)..
“Yeni karımı evime getirdim. Aşçı ile hizmetçileri görünce şaşırdı. “Bizde bankerler bile ayrı aşçı, ayrı hizmetçi tutmaz” dedi. Her üçünü de savdırdı.
Evde ne iş olursa ben yaparım, diyordu. Yemek, çamaşır, dikiş, temizlik, bulaşık, tahta silmek, kunduraları boyamak filan…” (Ömer Seyfettin, 2003, s.106).
“Habire odaları dolaşır, tavan arasına çıkar, mutfağa inerdi. Derdi ki:
- Benim gibi olun! Ben kimse ile görüşüyor muyum? Sakın siz de komşuların hizmetçileriyle, uşaklarıyla konuşmayın. El, insanı azdırır!
Mehmet bile bu nasihati noktası noktasına tutmuştu. Arka bahçedeki mutfağına değil misafir, hemşeri filan, hatta yabancı bir kedi bile girmiyordu. Hatice Hanım, belki günde on defa iner, onu yapayalnız tenceresinin başında bulurdu” (Ömer Seyfettin, 2014, s.8)
“Balkondan içeri girdim. Yukarı giderken kendimi tutamadım. Anneme döndüm:
- Yalnız kümesin düzenini değil, başka düzenleri de bozmamalı!, dedim.
- Annem anlamadı. Yüzüme dikkatli dikkatli baktı.
- . . .
- Dünyanın düzenini de bozmaya gelmez, diye bir kahkaha attım.
Yukarı kaçtım. Şüphesiz ne demek istediğimi anladı. Şüphesiz, arkamdan, “Deli kız! Deli kız!”
diye gülümsedi. Şüphesiz, ince uzun kaşlarını yukarıya kaldırarak , ukalalık edeceği zamanlar yaptığı gibi yavaş yavaş başını salladı! Evet, dünyanın düzenini bozmaya gelmeyecek. Yani…
Yani işte, işte… Horozsuz kümes, mezarlığa benziyor vesselam!” (Ömer Seyfettin, 2014, s.57-58)
“Derviş Hasan, şimdi şehirlerdeki zengin, tenperver zahitlerin içmeğe kıyılamayacak soğuk,
“O akşam pişmanlığından yemek yiyemedi. “Niçin efendimin öğüdünü dinlemedim” diye sıkılmaya başladı. Dinlediği ilk öğüdünde ne büyük faydalar görmüştü. Şimdi son öğüdü dinlemediği için kimbilir ne büyük bir zarar görecekti? Duramadı. Uşaklarına atını hazırlattırdı.
Geceleyin iki saat ötedeki köye yetişti” (Ömer Seyfettin, 2016, s.114).
“Koton, benim Selanik’teki küçük köpeğimin adı… Bu köpekte en bariz, en kuvvetli seciye
“istikbal endişesi” idi. Kendine verilen kemiklerin beşte birini bile yemez, gider, bahçenin tarhlarına gömer, saklardı. Evet, en bol, en neşeli zamanda bile “yarın” kendisine bir şey veremeyeceğimiz ihtimalini aklından çıkarmaz, hep “yarın”ı düşünürdü. Kemikleri saklamak için çiçekleri, tarhları bozuyordu. Çok dövdük, azarladık. Bir türlü bu endişesinden vazgeçiremedik. Ahmet’e: “Senin Koton kadar hissin yok muydu?” dedim. Utandı, başını daha beter eğdi, önüne baktı. Cebimden bir kart çıkardım. Eyüp’te bir ip fabrikasının müdürü sınıf arkadaşımdı. Ona bir tavsiye yazdım. “Al bunu, götür. Çalış, para kazan, ye… Kimseden para isteme!” dedim. Teşekkür etti” (Ömer Seyfettin, 2017, s.28)
“Şimdi kimi hapşırırken görsem, küçükken yaptığım bu tuhaf muzipliği hatırlarım. Gülümserim.
Kalbimde belirsiz tuhaf bir acı sızlar. Benim yaptıklarımdan dolayı hocalıktan kovulan, ihtimal aç kalan bu aksakallı, fakır ihtiyarın zavallı hayali karşıma dikilir. Aradan zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha da büyüyen bir vicdan azabı duyarım.
- Fakat…
- Fakat bunun gibi, hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir acı gerçek yok mudur?” (Ömer Seyfettin, 2017, s.46)..
“- Adam anası babası için her türlü fedakarlığı etmeli. Hatta canını bile vermeli. Öksüzlerin anası babası milletleridir. Her öksüz, milleti için en büyük hizmetlere hazır olmalı. Öksüzlere bakan, büyüten millettir. Millet evladından yardım ister” (Ömer Seyfettin, 2017, s.136)..
“Güldü. “Tembel herif!” dedi, “kimbilir ne kadar keser bozdu. Hiç mermer üzerinde çalışılır mı?” Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu. Her şeyin bir usulü, bir kaidesi vardı.
Usulleri, kaideleri bozanların zarar görecekleri muhakkaktı” (Ömer Seyfettin, 2009, s.13).
“İlk ak saç... Hissetmeyeyim. Düşüneyim haydi: Demek ihtiyarlığa doğru dönüyorum?
- Ne yapmalıyım?
- Evet, “Daha ne bekliyorum?” Kendi kendimle konuşurken bu suale ne cevap vermeli? Şimdiye kadar bunu hiç düşünmedim mi?” (Ömer Seyfettin, 2018, s.98)
“Ayrılmak, bilhassa ‘ezberden evlenme’ usulünü kabul ettikten sonra ayrılmak, büyük bir cinayetti; zavallı kızın ne kabahati vardı? Hiç bozuntuya vermedim. Talihine razı olmuş bir esir gibi ocağıma sadık kaldım. Beş çocuğum oldu. Gelinlik bir kızım yetişiyor. Düşünün, insanın nefret ettiği, sinirlerine dokunan hallerle ölünceye kadar iç içe kalmasın! Mavi göz, kısa boy, muhacirlik… Karımın boyu bir santimetre bile büyümedi. Asilzadeliğinden de bir şey anlamadım. Gözleri çok güzelmiş derler. Hâlbuki ben mavi duvarlı cennet bile olsa içine girmek istemem. Şimdi böyle zevkimin taban tabanına zıddına kurulmuş bir yuva bana ne kadar saadet verebilir? Dışarıdaki mahrumiyetlerimi evimde unutabilir miyim, söyleyin…” Sesimi çıkaramadım” (Ömer Seyfettin, 2018, s.105).
“Kıssadan hisse;
- İnsan bir halt ettiği zaman damın üzerine çıkıp bağırmamalıdır!” (Ömer Seyfettin, 2016, s.127).