• No results found

Meddelte va.ssdragkonsesjone

In document XXIII. TILLATELSER MEDDELT I - 1936. (sider 60-77)

foi:ening

80 Meddelte va.ssdragkonsesjone

2009 senesinde psikiyatrik destek almıştı. Bu onun psikiyatrik tedavi ile ilk temasıydı. Rose bu yıllarda engel olamadığı düşüncelerinin olduğundan (“eşim benimle birlikte(cinsel) olmak istemiyor mu?”, ''Arkadaşlarım beni facebook sayfalarından sildi mi?'', Vb.) bahsetmişti. Özellikle daha çok engel olmakta zorlandığı düşüncelerin içeriğine yer verdiğinde ‘’cinsel içerikli takıntı’’ olarak ifade etmiştir. Birçok psikiyatriste başvurduğunu ve her birinin farklı tanı koyduğundan bahsetti. Psikiyatristlerin koyduğu tanılar; “ağır depresyon” ve “obsesif kompulsif bozukluk” olarak belirtilebilir.

Rose bu psikiyatrik tanılarının ardından şu sözlere yer vermiştir: ‘’ Ben Obsessif Kompulsif Bozukluk(OKB) tanısı alabileceğimi düşünmüyorum ama profesörlere güvenmek zorundayız. Yine de bence OKB dışında farklı bir tanı olabilir. Borderline olabilir, çok araştırdım’’ Borderline tanısını duymak beni şaşırtmıştı. Bu tanıya neden kendisini daha yakın konumlandırdığını sorguladığımda ‘’Onların da cinsel takıntıları var, cinsellikle ilgili problemleri var’’ demiştir. Cinsellikle ilgili takıntılı olarak ifade ettiği düşüncelerinden dolayı borderline tanısına kendisini yakın görüyor oluşu beni düşündürmüştü. Neden bir tanı koymaya çalışıyordu kendisine?

Psikiyatrik öyküsünü daha detaylı almaya devam ettiğimde obsesif kompulsif bozukluk tanısını aldığı dönemde takıntılı düşüncelerine, ağlama krizlerinin eşlik ettiğinden bahsetti. Sıklıkla şu düşüncelerin: ‘’Eşim birlikte (cinsel) olmak istemiyor mu? Eğer öyleyse banyoda mastürbasyon mu yapıyor?’’ tekrar ettiğinden bahsediyordu. Bu saplantılı tekrarlayan düşünceler geldiği zaman

117

içerisinde duygularını kontrol etmekte zorlanıyordu. Sıklıkla bu kaygılı düşüncelere saldırganlığı eşlik ediyordu.

Eşine yönelik düşünceleri ve eşlik eden duygusuyla baş etmekte zorlanıyordu. Bu nedenle eşi de duş alırken banyonun kapısını kapatmayarak bir çözüm oluşturmaya çalışmıştı. Saplantılı tekrarlayan düşüncelerinin içeriği yalnızca eşiyle ilgili değildi. Facebook sayfasından arkadaşlarının onu silip silmemeleriyle meşgul oluyor, arkadaşlarının profillerine teker teker girerek kendisini silip silmediklerini kontrol ediyordu. Rose bunu şu şekilde ifade etmişti: ‘’Kişilere girip beni sildiler mi diye bakıyorum’’

Facebook arkadaşlarının onu silip silmemiş olmaları ya da eşinin mastürbatif eylemlerinin olup olmamasına yönelik tekrarlayan düşüncelerin Rose’un öznel sürecinde neyin ikamesini temsil ediyordu? Bu sorunun cevabı Rose’un yaşamında önemli bir noktada olduğunu düşünmekteydim. Fakat onun sadece psikiyatrik destek almış olmasıyla birlikte bu soruyu öznelleştiremediğini duyuyorduk.

Psikiyatristi Rose'un semptomuna (ağlama krizi ve takıntılı düşünce) odaklanarak onu yalnızca Cipram kullanması için yönlendirmişti. Rose bu semptom odaklı tedavi ile yaşadığı durumu soru mertebesine taşıyamamış, sorgulayamamıştı. Oysa aldığı psikiyatrik destek ile tedavi sürecinde bir takıntılı düşünceye daha yer açmış gibiydi. Bu düşünce de ilaç kullanımına yönelikti: ‘’Bu ilacı (Cipram) bırakırsam eğer, aynı şeylerin olabileceğinden korkuyorum’’ şeklinde kaygısını ifade etmişti. Psikiyatrik destek Rose'un sürecinde ağlama krizlerini kontrol altına almasını sağlamıştı. Fakat bir diğer semptomu olan ''takıntılı düşünceler'' noktasında kaygısı ise tamamen yatışmamış ve yineliyordu: Eşinin onu cinsel açıdan isteyip istememesine yönelik düşünceleri, Arkadaşlarının kendisini silip silmemelerine yönelik düşünceleri... Sanki hep tekrarladığı şey ‘’öteki ne istiyor?’’

Psikiyatrik desteği bırakma kaygısını seans içerisinde detaylı bir şekilde yeniden ele aldığımız da bu kaygıya atfettiği nesnenin eşiyle bağdaştığını fark ettim. Rose’un ifadesiyle eşi: ‘’temizliğe, evin düzenine, çocuğunun düzenine ve mükemmeliyetçiliğe’’ önem veren birisiydi. Bunları daha detaylı incelediğimizde

118

eşinin ev içerisinde herhangi bir yerin tozlanmasını bile görmeye tahammül edemediğinden bahsetti. Hatta daha detaycı yaklaşarak ‘’Hafta da iki defa halıların kirlendiğini söyler’’ demişti. Bu düzen arzusu çatal ve kaşıkları üst üste koyulması kuralına kadar ulaşmıştı. Bununla birlikte kızının düzenine yönelik de aynı davranışı sergiliyordu. Kızı dışarıdan her geldiğinde eşinin onu ‘’deli gibi köpükleyerek’’ yıkadığından bahsetmiştir.

Eşinin birçok kuralını ardı ardına sıralamıştı. Kuralların ve baskının olduğu bir yaşam içerisinde onlara uymakta Rose zorlanıyordu. Onu dinlerken bile boğulmaya başlamıştım. Eşinin sürecini psikopatolojik bir kulakla dinlediğimde onu daha detaylı duyabiliyordum. Fakat Rose ise eşinin bu halini şöyle yorumluyordu: ‘’ Ailesi de çok titizdi. İlk zamanlar da çok şaşırmıştım. Bir dönem boyunca onun istediği gibi olmaya çalıştım. Sonra kendimi kabul ettirdim’’ Rose’un ‘’kendimi kabul ettirdim’’ söylemi nedense o an havada asılı kaldığını görüyordum. Bu söyleme ileride tekrar dönmek üzere burada bırakıyorum.

Şimdi Rose’un eşini biraz tanıyabildiğimizi düşündüğüm için tekrardan Rose’un ilacı bırakma kaygısına yeniden dönmek isterim.

Rose’un sürecinde birçok yaşam olayına saldırganlığının eşlik ettiğini daha önce ele almıştık. Bu agresiviteye yönelik eşinin yorumuna ulaştığımız da Rose’un ilacı bırakma kaygısını anlamlandırabiliyorduk. Rose ne zaman sinirlense eşi ona: ‘’ İlacını içmedin mi sen? Yine bir enteresan hareketler yapıyorsun. Toplum içinde bence dikkat et biraz dağılıyorsun farklı davranıyorsun’’ demişti. Farklı davranmayı duyduğumda şaşkınlığımı kontrol edememiş olmalıyım ki Rose eşinin ‘’enteresan hareketler’’ ifadesine bir açıklık getirmişti: ‘’Konudan konuya atlamak’’

Eşi Rose’un zihninde birçok soru işareti bırakıyordu. Bu nedenle Rose’un psikiyatrik tedaviyi bırakması demek: daha fazla dağılmak, daha enteresan hareketler yapmak ve toplum tarafından farklı algılanmasına neden olacaktı… İlacı bırakma kaygısını getirdiğinde bana yeniden ‘’kendimi kabul ettirdim’’ söylemini hatırlattı. Sanki daha çok kendisini kabul ettiremediğini söylüyor gibiydi.

119

Zihninde psikiyatrik tedaviyi bırakmaya yönelik soru işaretlerini, seans içerisinde ele almaya başladığımızda bu sorgulamayı ilk defa yaptığını görmekteydim. Eşinin söylemini sorgulamadan kabul etmiş olması, Rose’un kaygısının yoğun bir şekilde devam etmesine neden olmuştu. Bu kaygı hali eşinin söylemine mesafe almasını engellemişti. Fakat bu sorgulama ile yaşadığı problemi dışsallaştırarak kendisinden uzaklaştırmıştı. Bu dışsallaştırma ile problemin nesnesini yeniden eşine atfediyordu. Bunu şu sözleri ile duymaktaydık: ‘’ Aslında şey diyorum kendi kendime, gerçek hasta acaba ben miyim? Ben gittim geldim seanslara (ilaç) ya da o mu beni hasta etti ya da o hasta da karşısındakini de mi öyle görüyor?’’ Onun için ortada psikiyatrik bir hastalık vardı. Bu hastalık ya kendisine ya da eşine ait olmalıydı. Oysa cinsel açıdan belirgin takıntılı düşünceleri olduğundan bahsediyordu. Bu söylemi seansın son dakikalarına doğru getirmişti. Seans odasından tam çıkarken ‘’insan bazı şeyleri söylemekte zorlanıyor’’ diyerek gitmişti. O an kapının eşiğine bir soru işareti bırakmıştı; söylemekte zorlandığı şey neydi?

In document XXIII. TILLATELSER MEDDELT I - 1936. (sider 60-77)