• No results found

4.1 Del 1 – Analyse av åtte karriereberetninger

4.1.8 Kristin Skogen Lund

Türkiye de sigortacılığın tarihçesine bakılacak olursa çok eskiye dayanan köklü bir tarihi mevcut değildir. Osmanlı döneminde, uzun yıllar dini nedenlerden dolayı, sigortadan uzak durulmuş ve sigortacılık, ancak 1839’daki Tazminat Fermanından sonra gelişme gösterebilmiştir. Sigortacılık faaliyetleri özellikle, 1870 Beyoğlu yangını sonrası yabancı sigorta şirketleri, öncülüğünde gelişmeye başlamıştır. 1872 yılında İngiliz Sigorta şirketi, 1878 yılında Fransız şirketi ve Almanya, İtalya, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık gelişmeye başlamıştır (Akça, 2010, s. 22).

Osmanlı topraklarında uzun yıllardan beri yapılan sigortacılık faaliyetinde hem dini hem de yabancıların Türk Sigorta sektörüne hakim olmaları, Türklerin sigortacılık faaliyetlerinde yer almasını geciktirmiş ancak 1945’li yıllardan sonra sigorta faaliyetleri

30

başlamıştır. Bu da Türklerin sigorta sektöründe yeterince bilinçlenememesine sebebiyet vermiştir. 1950’li yıllara kadar yangın, hayat, kaza ve yaşam dallarında çalışan sigorta şirketlerinin 50’li yıllardan sonra, hemen hemen bugün geçerli olan sigorta branşlarının tamamında faaliyet göstermeye başladığı görülmektedir. Fakat bu gelişmelere rağmen 1966 yılından 1988 yılına kadar yeni şirket kurulmasına izin verilmemiştir (Öztaş, 2010, s. 12). 1988 yılı itibariyle yeni sigorta şirketi kurulumuna izin verilmiştir. Yabancı Şirketlere ve Şirketlerin sermaye yapısına yönelik düzenlemeler, 1991 yılından itibaren de hayat branşı ve zorunlu sigorta tarifeleri hariç diğer bütün branşlarda serbest tarife uygulanmaya başlanmıştır. Serbest tarifenin sektör üzerindeki etkilerinin, teknik karın düşmesi, dolayısıyla teknik kar esasına göre çalışan Türk Sigorta şirketlerinin mali bünyesinin sarsılması yönünde olacağı, ancak bu düşme riskinin şirketleri daha isabetli maliyet hesapları ve daha dikkatli risk analizi yapmaya teşvik edeceği, çünkü bu konuda yapılan hatalı tahminlerin ve hesapların önemli tehlikeler yaratabileceği, yine şirketlerin mevcut ve potansiyel fon değerlendirme anlayış ve davranışlarını değiştireceği, fonların daha gerçekçi değerlendirileceği tahmin edilmiştir. Fakat tahmin edildiği gibi olmadığı için sigortacıları olumsuz etkilemiştir. Sigortacılar piyasalara daha rasyonel yaklaşmak yerine sadece fiyat düzeyinde rekabetçi bir anlayışla yaklaşmışlardır. Rekabet de olumsuz bir rekabete dönüşmüştür. Bunun akabinde Sigorta şirketleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlanarak mali yapının bir parçası olarak kabul edilmiştir. 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren kaza sigortaları (zorunlu sigortalar hariç), Mühendislik Sigortaları ile Zirai Sigortalarda; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de Yangın ve Nakliyat sigortalarında da Serbest Tarife Sistemine geçilmiştir (Durmuş, 2011, s. 27).

2000’li yıllarda Doğal Afet Sigorta Kurumu, 2003 yılında Trafik Bilgi Merkezi, 2005 yılında Tarım Sigortaları Havuzu’nun kurulması ile birlikte sigorta sektörü gelişimde hız kazanmıştır. Tüm bu gelişmelerin beraberinde Türk sigortacılık sektörü oluşmuştur ve günümüze gelmiştir (Akça, 2010, s. 25).

Belirttiğimiz bu gelişmelerin ışığında, ülkemizde sigortacılık sektörü yeni bir sektör sayılabilir. Sigorta bilinci ülkemizde Avrupa Ülkelerinin gerisindedir. Türkiye’ de bireyler zorunlu sigorta dışında ki her türlü sigorta faaliyetini masraf olarak değerlendirmektedir. Ülkemizde insanlar özel sigorta kavramı konusunda bilinçli değillerdir. Bunun sebebi ise sigorta bilincinin yeterince yerleşmemiş olması ve ülkemizde sigortanın tanıtımının kısıtlı olmasından kaynaklanmaktadır. Oysaki insanların sigorta kavramı konusunda bilinçlenmesi şarttır. Gelişmiş ülkeler de sigortacılık sektörü, önemli bir fon kaynağıdır. Bu

31

ülkelerde bankacılıkla birlikte sigortacılık, en sık kullanılan finansal aracılık hizmetleridir; dolayısı ile sigorta sektörünün ekonomiye katkısı büyüktür. Diğer yandan gelişmekte olan ülkelerde tasarrufların toplanıp, ekonomiye kazandırılması işlevini temel olarak bankacılık gerçekleştirmektedir. Ne yazık ki bir yönüyle gelişen finansal sistem, yeterince derinleşememekte; iç ve dış şoklara karşı kırılgan bir yapı sergilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerin yaşadığı finansal krizlerin temelinde bu sorun yatmaktadır Bu sebeple, ekonomimizin sadece bankaların tekelinde olmasını önlemek amacıyla sigorta şirketlerinin gerek yasal düzenlemelerle gerekse tanıtıcı faktörlerle önemi arttırılmalıdır (Turgutlu vd., 2002, s. 3).

Türkiye’nin finansal piyasasına baktığımız da hala yeterince ilgiyi görememiş olan sigorta sektörü tabi ki son yıllarda gelişmeye başlamıştır. Son yıllarda, Türk ekonomisinde yaşanan olumlu gelişmelere paralel olarak sigortacılık sektöründe önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Gelişmekte olan finansal sisteme sahip Türkiye’de sigorta sektörü, son 20 yıl içerisinde önemli gelişme trendi göstermiştir. Ülkede üretilen toplam sigorta prim hacminde önemli artış görülmüş ve hayat sigortasının toplam sigorta sektörü içerisindeki payı artmıştır. Fakat sigorta sektöründe bu son gelişmelere rağmen, uluslararası karşılaştırmalar sektörün henüz gelişme evresinin başında olduğunu ortaya koymaktadır Türkiye’de genel olarak sigorta sektörünü değerlendirdiğimizde ise sigorta şirketleri bankalardan sonra en fazla fon toplayan şirketlerdir. Ancak bu durum gelişmiş ülkeler de tam tersi bir haldedir. Yani sigorta sektörü banka sektörünün önünde yer almaktadır. Gelişmiş ülke ekonomilerine baktığımız da insanların refah düzeyi yüksek olduğundan sigortaya talepleri de yüksektir. Ancak bu durum gelişmekte olan ülkelerde tam tersidir. Çünkü insanlar finansal yatırım aracı olarak sigortayı kabul etmezler, daha çok bankaya yapılan yatırımları finansal yatırım olarak algılamaktadırlar. Ülkemizde de sigorta sektörü bu gibi sebeplerden dolayı henüz yeterince gelişememiştir. (http:/ /journals.istanbul .edu.tr/iuifm/article/viewFile/1023007184/1023006700).