• No results found

9. Vedlegg

9.5. Vedlegg 5: Sitater fra intervju med Skandiabanken

Osmanlı hükümeti, 1912 yılı için-de önemli bir adım daha atarak, Os-manlı topraklarında tesis edilecek ticaret ve zahire borsaları hakkında geçerli olmak üzere yeni bir kanun taslağı hazırladı.

Ticaret ve Ziraat Nezareti’nce ka-leme alınan bu taslak, 1886 tarihli Umum Borsalar Nizamnamesi’nden sonra ticaret ve zahire borsaları teş-kilatıyla ilgili hazırlanan en kapsam-lı yasal metindi. 16 Haziran 1912’de Meclis-i Vükela tarafından kabul edi-len metin, daha sonra Osmanlı Me-busan Meclisi Riyaseti’ne gönderildi.

Kanun taslağının yasalaşabilmesi için Osmanlı Mebusan ve Ayan mec-lislerinden geçmesi gerekiyordu.

1 Temmuz 1912’de Said Paşa hükü-meti tarafından meclise gönderilen ka-nun taslağı aradan iki yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen müzakere gündemine alınmadı. 7 Ekim 1914’de İstanbul Ticaret Odası hükümete bir yazı gönderip, İstanbul’da ticaret ve zahire borsasının kurulabilmesinin mecliste beklemekte olan kanun tas-lağının yürürlüğe girmesiyle mümkün olabileceğini uygun bir dille hatırlattı.

Ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması borsanın kuruluşunu da geciktirecekti.

Ticaret ve Zahire Borsaları Teşkilatını Mübeyyin Kanun taslağı.

Sadrazamlık Makamına Kullarının arzıdır ki:

İstanbul Ticaret ve Zahire Borsası’nın tesisi emrinde evvel ve ahir odaca vuku bulan teşebbüsler neticesi olarak umum borsalar hakkında 1302/1886 tarihinde tanzim edilen ticaret ve tahvilat borsası nizamname-sinin ikinci maddesine bağlı olarak Osmanlı Devleti başşehrinin ticari ehemmiyeti ve mevcut ihtiyaçlarıyla mütenasip bir zahire ve ticaret borsası tesis ve açılabilmesi için bir nizamname taslağı tanzim ve mezkur borsanın hemen tesisi ve açılma şartlarıın tamamlanması hakkındaki 16 Şubat 1325/29 Şubat 1910 tarihli ve 373 numaralı tezkereyle Ticaret ve Nafia Nezareti’ne takdim edilmişti. Zikredilen taslak Ticaret Nezareti tarafından Şura-yı Devlete havale ve Şura’da tetkik olunarak 9 Mayıs 1328/22 Mayıs 1910 tarihli ve 381 numaralı mazbata ile hükümete takdim edilmiş ve borsa ittihaz edilecek bina hakkında Meclis-i Vükela/

Bakanlar Kurulu canibinden bazı tenbihat dahi icra edilmiş ise de birkaç yüz bin lira derecesinde bir mas-rafla meydana getirilecek bir bina inşasının tamamlanmasına mevcut kriz nedeniyle imkan bulunmadığına halbuki bilcümle ticari eşya ve bilhassa hububat alım satımı işinde büyük faydalara sebep olacağı aşikar olan zahire borsasının açılmasıyla muamele icrasına başlanması şiddetle elzemdir. Bundan dolayı şimdilik borsa binasından vazgeçilerek yalnız yukarıda arz edilen nizamname hükümlerinin icrası padişah iradesine sunulduğu takdirde bu cihet halen Galata’da bulunan bazı ticaret merkezlerinde kayıtsız ve şartsız icra edil-mekte olan hububat alım satımını intizama sokacağı gibi ticari muamelelerce de daha bir çok faydalara ve iyiliklere sebep olacağından keyfiyetin yüce makamınıza arzı uygun bulunmuştur. Bu konuda emir ve ferman padişahımızındır.

24 Eylül 1330/7 Ekim 1914 Mehmed Abud

7 Ekim 1914 tarihinde Mehmed Abud imzasıyla hükümete gönderilen yazının orijinali ve günümüz Türkçesine çevrilmiş hali.

5 yıl süren işgalin ardından 6 Ekim 1923’te Türk askerleri İstanbul’a giriyor. Geçiş güzergahındaki takda

A- CUMHURİYETİN İLK YILLARI 1- EKONOMİK HEDEFLER

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriye-ti’nin en büyük hedefi, fakirleşmiş bu-lunan ülkenin ekonomik potansiyeli-ni en kısa sürede harekete geçirmek ve akılcı politikalarla devleti siyasi olduğu kadar iktisaden de güçlen-dirmekti. İktisadi bağımsızlığa ulaş-madan siyasi bağımsızlığın koruna-mayacağı görüşünden hareketle yeni yönetim, 1923’den itibaren yoğun bir çabanın içine girdi. Ancak, o günlerde, devletin elinde, ekonomik politikası-na bilimsel verilerin ve yapısal gerek-lerin ışığı ve doğrultusunda yön vere-cek yeterli sayıda yetişmiş ekonomik ve teknik bir bürokrat kadrosu yoktu.

Savaşlar, ülkenin iktisadi kaynakları kadar, zaten az olan aydın kadrosunu da büyük ölçüde tüketmişti. Bunun yanı sıra, içeride ekonomik gelişmeye öncülük edecek güçlü bir özel sektör veya altyapı

yatırımla-rı ile iktisadi kalkınma projelerini finanse ede-bilecek sermaye birikimi veya güçlü finans kuru-luşları da yoktu. Başta İstanbul olmak üzere, Türkiye’nin iktisadi ve ticari kabiliyet ve potan-siyeli yüksek şehirlerinde yabancı şirketler ve bun-ların gayrimüslim yerli

ortaklarının bariz bir üstünlüğü söz konusuydu. Cumhuriyet arifesinde iyice güç kazanan, Avrupa’daki ulu-salcı-devletçi fikir akımlarından etki-lenmiş olan liberalizm ve gayri milli sermaye karşıtı bu ulusalcı harekete rağmen, Cumhuriyet hükümetleri, 1930’lara kadar, ekonomide katı dev-letçi ve himayeci uygulamalar yerine, mevcut şartların da zorlamasıyla, li-beral kapitalizm ilkelerine temelde bağlı kaldılar.

1923-1930 döneminde Türkiye’de iktisadi faaliyetler genelde özel te-şebbüse bırakılarak, devletin ekono-mik işlere katılması daha çok dolaylı yollardan gerçekleşti. Devlet, milli sermaye sınıfı oluşturma çabaları çer-çevesinde özel kesimi, hatta devlet katından önemli kişileri şirketlerde ortak ve hissedar olarak ekonomik alanda etkin rol alması yönünde açık-ça destekleyip, yatırımlar noktasında sürekli teşvik etti. 1930’lara kadar takip edilen özel sektör eksenli iktisat politika-larının esas sebebi, yeni kurulan Türk devletinin, ekonomik faaliyetlere etkin bir aktör olarak doğrudan katılmasını sağlayacak ne iktisadi bilgilere, ne hazırlıklı ve yetişmiş bir uzman kad-roya ne de dinamik bir