9. Vedlegg
9.4. Vedlegg 4: Sitater fra intervju med Semway
oldu: O tarihlerde İstanbul piyasa-sında işlem gören yerli veya yabancı menşeli unların fiyatları Ticaret Oda-sı ile Şehremaneti yani belediyenin işbirliğiyle tespit ediliyordu. Ticaret Odası, bu konuda, kanun ve yönetme-liklerin kendisine verdiği yetkiye bağ-lı olarak her gün un piyasası pusula-ları hazırlıyor ve bu pusulalarda gün itibariyle piyasada mevcut toplam un miktarları ve cinsleri ile asgari ve azami satış fiyatları gösteriyordu.
Oda’nın piyasa tüccarlarından aldığı bilgilere göre tanzim ettiği pusulalar aynı gün imzalı ve mühürlü olarak Şehremaneti’ne yollanıyor ve emanet de bunları ilan ediyordu. İstanbul pi-yasasındaki un alım-satım işlemleri de ilan edilen bu rakamlar üzerin-den cereyan ediyordu. Fiyatların bu şekilde belirlenmesi un tüccarlarını memnun ederken, fırıncılar, ekmekçi-ler ve İstanbul halkını ise zarara uğ-ratıyordu. Ekmekçiler esnafı, birkaç tüccardan alınan bilgilerle oluşan bu fiyatları güvenilir bulmuyor ve haklı olarak daha sağlıklı fiyat belirleme yöntemleri bulunmasını istiyordu.
1904 yılı içerisinde Şehremaneti bir yazıyla durumu Ticaret ve Na-fia Nezareti’ne bildirerek soruna acil çözüm bulunmasını istedi. Emanet, yazısında, Ticaret Odası’ndan ken-dilerine gönderilmekte olan un pi-yasa pusulalarının, bazı tüccarların verdikleri bilgilere dayanılarak ha-zırlanmakta olduğundan ve ekmek fiyat ve gramajlarının da buna göre oluştuğundan bahisle, halbuki böyle-sine hassas bir konuda birkaç tacirin malumatı doğrultusunda belirlenen fiyatlara herkesin güvenemeyeceğini
ifade ediyor, üretimin azlığı veya çok-luğuna bağlı olarak sık sık dalgalan-malara maruz kalan un fiyatlarının
“selamet ve emniyet-i kamile altında bihakkın tayin edilmesi” gerektiğini söylüyordu. Emanetin önerisi, şaibe-li ve güvenişaibe-lir olmayan mevcut fiyat belirleme usulünün değiştirilerek bu işin resmi bir merkez tarafından ya-pılmasıydı.
Bunun üzerine Ticaret ve Nafia Nazırı Zihni Paşa, konu hakkındaki düşüncelerini 11 Haziran 1904’de sa-darete bildirdi. Zihni Paşa da, İstan-bul’daki un fiyatlarının belirlenmesi konusunda izlenen mevcut yöntemin sakıncalarını kabul ediyor, sorunun çözümüne ilişkin gerek Ticaret Odası gerekse Nezaret tarafından hangi ted-bir alınırsa alınsın itirazların tama-men kesilmeyeceğini ileri sürüyordu.
Nakkaş Osman’ın Surnamesi’nden, Padişah huzurunda gösteri yapan Habbazan Cemiyeti mensupları (fırıncı esnafları).
Ona göre bu sorunun çö-zümü, İstanbul’da öteden beri kurulmak istenen zahire borsasının bir an evvel açılmasına bağlıy-dı. Bunun için de, daha önce hazırlanmış olan 1902 tarihli borsa nizam-namenin onaylanması gerekiyordu.
O tarihte sadarette bulunan Sadrazam Meh-med Ferid Paşa (1903-1908), ticaret nazırının zahire borsası fikrini destekleyip, 24 Haziran 1902’de irade için Saray’a müracaat ettiyse de bir
cevap alamadı. 24 Aralık 1904 ve 18 Şubat 1905 tarihlerinde tekrar imza için padişahın kapısını çalan sadra-zam, bu girişimlerinden de olumlu bir sonuç elde edemedi.
1907 sonbaharında Avrupa’da za-hire fiyatlarının yükselmesi İstanbul piyasasında dalgalanmalara yol açıp zahire ve un fiyatlarının anormal şe-kilde yükselmesine sebep oldu. Kısa sürede un fiyatları 7-8 kuruş derece-sinde arttı. Bunun üzerine Şehrema-neti, 16 Ekim 1907 tarihinde Ticaret Nezareti’ne bir yazı göndererek, piya-sadaki kargaşa ve düzensizliğin şehir-de bir zahire borsası olmamasından kaynaklandığını belirtti. İstanbul’da zahire fiyatlarının birkaç zahire tüc-carının Avrupa borsalarından aldık-ları malumata göre Ticaret Odası ta-rafından tespit edildiğini ifade eden Şehremaneti, aslında tüccarın verdiği bilgilere göre fiyat belirlemenin yanlış olduğunu söylüyordu. Emanete göre
tüccarın bu konuda şah-si menfaatlerini düşün-meden hareket etmesi beklenemezdi. Şehrema-neti, İstanbul piyasasın-daki düzensizliklerin ön-lenebilmesi için yine eski önerisini tekrarlıyor, za-hire borsasının en kısa zamanda açılması gerek-tiğini hatırlatıyordu.
Ticaret Odası da, Şehremaneti gibi, zahi-re piyasasındaki bu sı-kıntıların çözümünü İs-tanbul Ticaret ve Zahire Borsası’nın bir an önce açılmasında görüyordu.
Zahire alım-satım işlemlerini düzene sokacak olan borsa sayesinde devletin ve halkın hukuku muhafaza edilecek, spekülasyonlara izin verilmeyecek, buğday ve un gibi bütün zahire ve hu-bubat fiyatları aynı merkezden resmi olarak belirlenecekti. Ticaret Odası’nın zahire borsası için önerdiği mekan Havyar Han’ın bitişiğindeki handı. Bu hanın muhtelif mahalleri tasarlanan zahire borsası için düzenlenebilirdi.
Ticaret Nezareti de Şehremaneti ve Ticaret Odası’nın görüşlerine ay-nen katıldı. Nezaret, 4 Kasım 1907 tarihinde sadarete gönderdiği yazı-sında, İstanbul’da açılacak olan za-hire borsasının piyasalarda yaşanan karışıklığın ortadan kaldırılması, devletin, çiftçi fukarasının ve halkın menfaatlerinin korunması açısından gerekli bir kurum olduğunu savunu-yor ve ülke ticaretinin geliştirilmesi noktasından borsaların önemine işa-ret ediyordu.
Sadrazam Mehmed Ferid Paşa, ticaret nazırının fikrini destekleyip, 24 Haziran 1902’de irade için Saray’a müracaat ettiyse de bir cevap alamadı.
Sadaret, 22 Kasım 1907’de duru-mu padişaha arz edip, ekte takdim edilen zahire borsası nizamname tas-lağının onaylanmasını istedi. Sada-retin, yazısında, bir süre önce Konya, Ankara ve Eskişehir’de zahire
borsa-ları kurulduğunu hatırlatıp, özellikle Ticaret Odası’nın İstanbul’da zahire borsası açılması hakkındaki raporuna atıf yapması dikkat çekiciydi. Buna rağmen padişahtan yine olumlu bir ses çıkmadı.
Zahire Borsası kurulmadan önce zahire alım-satım işlemleri Karaköy’de bulunan Havyar Han’da yapılıyordu.
E- II. MEŞRUTİYET VE GELİŞMELER
İstanbul Ticaret Odası, 1908 önce-sinde olduğu gibi, II. Meşrutiyet’in ila-nından sonra da ticaret ve zahire bor-sasının bir an evvel açılması yolunda çalışmalarını yılmadan sürdürdü.
Birçok defa resmi kurumlar nezdinde girişimlerde bulunuldu. 1910 yılında Oda Heyeti Reisi Abud Efendi başkan-lığında bir heyet, Maliye Nazırı Cavid Bey ile zahire borsası konusunu gö-rüşmek üzere bir araya geldi. Maliye Nezareti’nde gerçekleşen bu görüşme esnasında heyet, Cavid Bey’den, oda-nın 25 yıldır İstanbul’da açılmasına uğraştığı ticaret ve zahire borsası için destek ve uygun bir bina talebinde bulundu. Ticaret Odası Reisi, kendi güçleriyle bir borsa binası inşa ede-bilme imkanlarının olmadığından ba-hisle hükümetten bu konuda anlayış ve yardım beklediklerini açıkça ifade etti. Abud Efendi, zahire borsası için Yeni Camii’deki Eski Postane binası-nın uygun olduğunu düşünüyordu.
Maliye Nazırı Cavid Bey, İstan-bul’da bir ticaret ve zahire borsası kurulmasının gerekliliğini hükümet olarak takdir ettiklerini belirterek, maliyeye ait binalardan birinin borsa
olarak tahsis edilebileceğini söyledi.
Konunun araştırılması için de emlak müdüriyetine bir talimat verdi. Ne yazık ki bundan da bir netice çıkmadı.
1911’de Ticaret Odası’ndan bir he-yet aynı mesele hakkında Ticaret ve Nafia Nazırı ile görüştü. Bu görüşme sırasında da Oda’ya, nazır tarafından, yardımcı olunacağına dair söz veril-diyse de uzun müddet bir gelişme ol-madı. Oda yönetimi, Ticaret Nazırı’na resmi bir yazıyla müracaat ederek hali hazırda devlet şurasında bulunan zahire borsası nizamnamesinin bir an önce çıkarılmasını ve borsa için ken-dilerine uygun bir yer gösterilmesini istedi. Bunun üzerine Ticaret ve Na-fia Nazırı, Eski Postane binasını borsa mahalli olarak Ticaret Odası’na tahsis ettirebileceğini bildirdi.
Bu devir gerçekleştiğinde, İstan-bul Ticaret Odası ile Zahire Borsası Eski Postane binasında birlikte faali-yet göstereceklerdi. Aksi takdirde Oda yönetimi, Galata, Çinili Hanlar arasın-daki dört tarafı açık, 1800 metrekare genişliğindeki arsa üzerinde “Ticaret ve Sanayi Odası ve Ticaret ve Tah-vilat Borsaları” unvanıyla büyük bir bina inşa etmeyi düşünüyordu. Eğer hükümet izin verirse inşaat, İstanbul Rıhtım Şirketi’nden borç olarak alına-cak 170 bin lirayla finanse edilecekti.
Kulaklar hükümetten gelecek haber-lere çevrildi.
Osmanlı hükümetleri de zahire borsası açılması konusunda istekli görünüyorlardı. Sadaret ile Ticaret Nezareti arasında bu konudaki işbir-liği II. Meşrutiyet’in ilanından sonra da devam etti. Özellikle Said Paşa, göreve her gelişinde, zahire ticaretine Kanun-i Esasi’nin yeniden yürürlüğe girdiği
1908’de, II. Abdülhamid Cuma Selamlığı için Yıldız Hamidiye Camii’ne giderken.
düzen getirecek İstanbul borsasının açılmasına büyük destek verdi. İstan-bul zahire piyasasıyla ilişkili Anado-lu vilayetleri ile taşra ticaret odaları da bu yönde isteklerde bulunuyordu.
1911 yılı başında, Eskişehir Ticaret ve Ziraat ve Sanayi Odası’ndan Osmanlı hükümetine gelen bir yazı, İstanbul zahire borsasının neden açılması ge-rektiğini özetler gibiydi:
Yazıda, zahirenin baş-lıca sarf mahalli olan İs-tanbul piyasasının Hav-yar Hanı’ndaki bir takım simsar, komisyoncu ve değirmencinin tekelinde olduğuna işaret edilerek, bunlar yüzünden Ana-dolu’dan gelen zahirenin ölçümü ve alımı sırasında büyük sıkıntılar çekildiği ifade ediliyordu. Oda’ya göre bu durum dahili ti-caretimizin gerilemesine neden olurken, yabancı malların değer kazanma-sına yol açıyordu. Bunu
önlenmek için yapılacak olan tek şey, İstanbul’da bir an evvel bir zahire bor-sası kurmak ve alım-satım işlemlerini, hükümetin kontrolü altında borsada gerçekleştirmekti.
Eskişehir Ticaret Odası’nın yazısı hükümeti yeniden harekete geçirdi.
İstanbul Ticaret Odası’nın borsa bina-sı girişimleri ile Eskişehir Ticaret Oda-sı’nın borsa hakkındaki teklifi birleşince, sadaret konuyu yeniden ele aldı.
İlgili resmi kurumlarla temasa geçildi. 27 Mart 1911 ‘de Ticaret Neza-reti’ne bir yazı gönderi-lerek Eskişehir Ticaret Odası’nın teklifi üzerinde çalışılması istendi. Bu arada, devlet şurası da, İstanbul Ticaret Odası’nın borsa binası talebini de-ğerlendirecekti.
21 Nisan 1912’de devlet şurasından gelen haber borsanın açılma Ticaret Odası Reisi
Mehmed Abud, Maliye Nazırı Cavid Bey’den zahire borsası için Yeni Camii’deki eski postane binasını istedi.
Yeni Camii’deki Eski Postane binası yıkıldıktan sonra yerine yapılan bina günümüzde İş Bankası Müzesi olarak kullanılıyor.
umutlarını yine öteledi. Şura, borsa için müstakil bina inşası fikrini, mali-yetinin yüksekliği ve uzun zaman ala-cağı gerekçesiyle “şimdilik” kaydıyla uygun bulmamış, Postahane binası-nın Ticaret Odası’na tahsisi hakkında da karar vermesi gereken kurumun kendileri olmadığını belirtmişti.