2.4 Utslippsberegninger
2.4.1 Teknisk karbonavgift øremerket jordbruket
Yıkım talebinin hukuki niteliğini anlatırken ifade ettiğimiz gibi, bu talep ayni değil, şahsi nitelikte bir taleptir. Söz konusu niteliği nedeniyle yıkım talebi ancak
konusu yerlere haklı ve kabul edilebilir bir neden olmadan elattığı ve bina yaptığı; diğer taraftan davalının anılan eylemi nedeniyle 2863 sayılı Yasa'ya aykırı davrandığından ceza mahkemesinde yargılanıp, mahkum olduğu da sabittir. Hal böyle olunca usul ve yasaya uygun Yargıtay Özel Dairesinin bozma kararına uyulması gerekir.” (YHGK. T. 10.12.2003, E. 2003/1- 755, K. 2003/752, http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.html, Erişim Tarihi, 16.12.2019).
294 EREN, Mülkiyet Hukuku, s. 336; KÜLEY/ ULUKUT, Arsa Üzerinde İnşaat, s. 27.
295 TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP, s. 804; BÜYÜKAY, s. 429. Aksi yönde bkz.:
BELGESAY, s. 95.
93
malzeme sahibi ve onun külli halefleri tarafından kullanılabilir296. Başka bir söylenişle, başkasının malzemesiyle kendi arazisinde haksız yapı meydana getirilmesi durumunda açılacak yıkım davasında, ancak malzeme sahibi ve onun külli halefleri davacı olabilecektir.
Şahsi niteliği haiz olması sebebiyle bu hak, ancak inşaatın yapımı sırasında arazinin maliki olan kişiye ve onun külli haleflerine karşı kullanılabilir297. Cüz’i haleflere karşı bu hakkın ileri sürülmesi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı yazarlara göre cüz’i haleflere karşı yıkım talebinin ileri sürülmesi mümkün değildir298. Bazı müellifler ise iyiniyetli yeni malike karşı yıkım talebini ileri sürmenin mümkün olmadığını ifade etmektedir299. Fakat, araziyi, sırf malzeme sahibinin TMK. m. 722-724’ten doğan haklarını kullanamaması amacıyla, arazi malikiyle danışıklı bir şekilde edinen, yani kötüniyetli olan yeni malike karşı bu talebin ileri sürülebileceği kabul
296 KARAHASAN, Gayrimenkul, s. 484; KÜLEY/ ULUKUT, Başkasına Ait Malzeme, s. 577; BERTAN, s. 616; GÜRSEL, s. 39- 40; HUSAİN, s. 263.
297 AYAN, Eşya Hukuku, s. 276; EREN, Mülkiyet Hukuku, s. 336; SAPANOĞLU, s. 599; OĞUZMAN/
SELİÇİ/ OKTAY- ÖZDEMİR, s. 483; SİRMEN, Eşya Hukuku, s. 378; GÜRSOY/ EREN/ CANSEL, s.
577; VELİDEDEOĞLU/ ESMER, s. 300; SAYMEN/ ELBİR, s. 317; TEKİNAY, s. 552; BELGESAY, s.
97; TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP, s. 805. Ertaş da hem arazi malikine hem de onun külli haleflerine karşı bu talebin ileri sürülebileceğini düşünmekle beraber, ona göre bu talep şahsi nitelikte değil, eşyaya bağlı borç niteliğindedir (ERTAŞ, s. 355). Doktrinde bazı yazarlar, bu talebin yalnızca arazi malikine karşı ileri sürülebileceğini, buna karşılık külli haleflere karşı dahi yıkım talebinin söz konusu olmayacağını ifade etmektedir. Bu yazarlara göre külli haleflere karşı ancak alacak davası açılabilecektir.
Cüz’i halefler ise ne yıkım davasının ne de alacak davasının muhatabı olabilirler (KARAHASAN, Gayrimenkul, s. 484-485; KÜLEY/ ULUKUT, Başkasına Ait Malzeme, s. 577; WIELAND, s. 198).
298 KARAHASAN, Gayrimenkul, s. 484- 485; KÜLEY/ ULUKUT, Başkasına Ait Malzeme, s. 577.
299 EREN, Mülkiyet Hukuku, s. 336; GÜRSOY/ EREN/ CANSEL, s. 577.
94
edilmektedir300. Ancak bu görüşe katılmak mümkün değildir. Çünkü yıkım talebi şahsi bir haktır ve şahsi bir hakkın bilinmesi, kötüniyet meydana getirmez. Bu nedenle araziyi devralan kişi kötüniyetli bile olsa bu kişiye karşı yıkım talebinde bulunulamaz301. Doktrinde bazı yazarlar, taşınmazı sonradan alan kişiler araziyi bedelsiz almış veya yalnızca arazi bedelini ödemişlerse, bunlara karşı ancak sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak davasının yöneltilebileceğini belirtmektedir302.
Yıkım talebinin ileri sürülebileceği kişiler ile ilgili son olarak ifade edilmesi gereken, arazi üzerinde şahsi veya sınırlı ayni hak sahibi kişilere karşı bu hakkın kullanılıp kullanılamayacağı sorunudur. Yani arazide kiracı olarak bulunan veya arazi üzerinde irtifak hakkı bulunan bir kişiye karşı bu hakkın ileri sürülüp sürülemeyeceği önem arz etmektedir. Husain’in de isabetli olarak ifade ettiği gibi, yıkım talebi özünde sebepsiz bir zenginleşmeye dayanmaktadır. Bütünleyici parça ilkesi gereği de zenginleşen arazi malikinin bizzat kendisidir. Bu nedenle de yıkım talebi arazi üzerindeki şahsi veya sınırlı ayni hak sahibi kişilere karşı ileri sürülemez303.
Yıkım talebinin ileri sürülmesinin süreye bağlı olup olmadığı konusunda da doktrinde farklı görüşler yer almaktadır. Doktrinde baskın olan görüşe göre, bu hakkın
300 SAPANOĞLU, s. 599. Ertaş, araziyi devralan yeni malike karşı yıkım talebinin ileri sürülebileceği görüşünü savunuyor. Fakat yazar, malzeme sahibinin haklarının kullanılmasını engelleme kastının bulunup bulunmadığı noktasından hareket etmiyor. Yazara göre yıkım talebi eşyaya bağlı borç niteliğinde olduğundan, yeni malik de bu davaya muhatap olabilecektir (ERTAŞ, s. 355).
301 ACEMOĞLU, Kevork, Eşya Hukuku Meseleleri, İstanbul, 1970, s. 159; SEVİN, s. 415.
302 TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP, s. 805.
303 HUSAİN, s. 236.
95
ileri sürülmesi sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil zamanaşımına tabidir304. Şöyle ki, arazi malikinin kusuru söz konusu ise haksız fiil, kusuru yoksa sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zamanaşımı süreleri tatbik olunur305. Doktrinde yer alan diğer bir görüş ise yapı varlığını devam ettirdiği sürece bu davanın açılabileceğini ileri sürmektedir306. Son olarak bazı yazarlar ise burada BK. m. 125 (TBK. m. 146)’da yer alan genel zamanaşımı süresi olan 10 yılın uygulanacağını ifade etmektedir307. Kanaatimizce burada sebepsiz zenginleşme veya haksız fiile ilişkin zamanaşımı sürelerinin uygulanması yerinde olacaktır.