• No results found

3. Theoretical Framework

3.2. Tariq Modood

Mekke müşrikleri Ebu Süfyan komutasında 3000 kişilik bir ordu ile Bedir’in intikamını almak üzere Medine’ye doğru yola çıkarlar. Peygamberimiz (sav) durumu haber alınca mescitte sahabeleri ile istişare etti. Uhut Savaşı için Hz. Ali (ra) dâhil genç ve kahraman sahabeler meydan muharebesi isteyerek Medine üzerine gelen Kureyş müşriklerini Uhut dağı eteklerinde karşılamak istediler. Uzun süren müzakerelerden sonra çoğunluğun kararı ile

“Meydan Muharebesi” kararı çıktı. Peygamberimiz (sav) de bunun üzerine “Medine Müdafaası” düşüncesinden vazgeçerek sahabelerin kararını kabul etti, zırhını giydi ve atını hazırlayarak evinden çıktı.

İki ordu harp nizamını aldığı zaman İslam ordusunda zırhlı kuvvetlerin başında Zübeyir b. Avvam (ra) zırhsız kuvvetlerin başında ise Hz. Hamza (ra) bulunuyor ve kumanda ediyordu. Sağ kanatta da Hz. Ali (ra) kumanda ediyordu. Peygamberimiz (sav) İslam ordusunun sancağını Hz. Ali’ye vermişti, ancak müşriklerin sancağını Abduddâr oğullarından Talhâ b. Ebi Talha’nın taşıdığını haber alınca sancağı Hz. Ali’den alarak Abduddâr oğullarından Mus’ab b. Umeyr’e verdi.

Müşrik ordusunda ise Hâlid b. Velid, Safvan b. Umeyye ve Abdullah b. Ebî Rebia İkrima b. Ebu Cehil birlikleri kumanda etmekteydi. Müşrik ordusunda gürültü ve şamata ayyuka çıkarken İslam ordusunda Tekbir sesleri yükseliyordu.

Önce birebir vuruşma başladı. Müşrik ordusunun sancaktarı Talha b. Ebî Talha meydana çıkarak mü’minlerden er diledi. “Benimle savaşacak bir eriniz var mı?” şeklinde meydan okudu. Onun karşısına Hz. Ali (ra) çıktı. Kısa bir iki oyun ve kılıç darbesinden sonra Talha Hz. Ali’den yediği bir kılıç darbesi ile yere yıkıldı. Hz. Ali (ra) geri döndü. Mücahitler

“Savaş kurallarına göre neden onun başını gövdesinden ayırmadın?” dediklerinde “Yere düşünce edep yeri açıldı. Ben de bakmadım ve yüzümü çevirdim. Merak etmeyin yediği darbe ile Allah onu yaşatmaz” buyurdu.

Talha yere yıkılınca Kureyş’in sancağını kardeşi Osman b. Ebi Talha aldı bu defa intikam için er istedi. Onun da karşısına Hz. Hamza çıktı ve bir kılıç darbesi ile omzundan kolunu kesti.

Onun arkasından Abdüddar oğullarından Ebu Sa’d b. Ebî Talha meydan açıktı. Onun karşısına peygamberimiz (sav) yine Hz. Ali’yi çıkardı. Hz. Ali (ra) onu da haklayınca peygamberimiz (sav) sevinçle “Ali Allah'ın aslanıdır” buyurdular. “Esedullah” unvanı böylece Hz. Ali’nin unvanı oldu.

Daha sonra meydana çıkan müşriklerden Müsafi b. Talha b. Ebi Talha’yı ve Hâris b.

Ebî Talha’yı Âsım b. Sabit (ra), Kilab b. Talha’yı Zübeyr b. Avvam (ra) ve Cülâs b. Talhayı

1 Hz. Fatıma’nın vefatından sonra Hz. Ali (ra) 7 kadınla daha evlenmiş ve bunlardan 11 erkek ve 15’i kız olmak üzere 26 çocuğu dünyaya gelmiştir. Hz. Ali (ra) vefat ettiği zaman nikâhı altında 4 hanımı ve 19 cariyesi vardı. Hz. Ali’nin çocuklarının çoğu Kerbelâ’da şehit olmuşlardır. Bu nedenle onların nesilleri devam etmemiştir. Hz. Ali’nin soyu Hz. Hasan (ra) Hz. Hüseyin (ra) ve Muhammed Hanefi, Abbas ve Ömer isimli çocuklarından devam etmiştir.

Hz. Ali’nin diğer hanımları şunlardır: Birincisi, “Ümmü’l-Benin binti Hızan el-Kilabiyye.” Bundan Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman isimli çocukları doğmuş ve tümü Kerbelâ’da şehit olmuşlardır. İkincisi, “Leylâ binti Mes’ud b. Halil et-Temimiye.” Bundan Ubeydullah ve Ebubekir dünyaya gelmiş, onlar da Kerbelâ’da şehit olmuşlardır. Üçünücüsü, “Havle binti Cafer b. Kays”dır. Bundan da Muhammed Hanefi dünyaya gelmiştir. Dördüncüsü, “Esmâ binti Umeys el-Has’amiyye”dir. Bu kadın kardeşi Cafer’in hanımıdır. Hz.

Cafer Mute’de şehit olunca Hz. Ebubekir (ra) ile evlenmişti. Hz. Ebubekir’in (ra) vefatından sonra Hz. Ali (ra) onu himayesine aldı. Bundan da Yahya, Muhammed-i Asgar ve Ayn isimli çocukları olmuştur.

Bunların da soyları devam etmemiştir. Beşincisi, “Ümm-ü Habibe binti Rebia”dır. Bundan da Ömer ve Rukiye isimli çocukları dünyaya gelmiştir. Ömer 35 yaşında vefat etmiştir. Altıncısı, “Ümâme binti Ebu’l-Âs”dır. Bundan da Muhammedü’l-Evsat” dünyaya gelmiştir. Yedincisi,”Ümm-ü Said binti Urve b. Mesut es-Sakafiyye”dir. Bundan da Ümmü’l-Hasa ve Ramle el-Kübra isimli iki kız doğmuştur. Hz. Ali’nin toplam 14 erkek 17 kız olmak üzere 31 çocuğu olmuştur.

da Talha b. Ubeydullah (ra) öldürdü. Böylece teke tek vuruşmalarda mü’minler hiç zayiat vermeyerek tam yedi müşriği öldürdüler. Bu müşriklerde korku ve paniğe sebep oldu.

Daha fazla dayanamayarak hep beraber hücûma geçtiler. Bu ara bir grup müşriğin kendisine doğru geldiğini gören peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye elindeki kılıcı Zülfikârı vererek “Şunlara hücum et ve kendilerini dağıt!” ferman etti. “Esedullah!” yani Allah'ın aslanı sıfatına layık olan Hz. Ali (ra) hemen onları karşıladı, üzerlerine yürüyerek birini yere serdi diğerlerini dağıttı. Zülfikar bundan sonra Hz. Ali’nin (ra) yanında asla ayırmayacağı kılıcı olacaktı.

Peygamberimizin (sav) yanında buluna Cebrail (as) Hz. Ali’nin (ra) bu cesaretli ve kahramanca davranışını överek “Bu sizin için yapılan bir civanmertlik ve iyiliktir. Ali gibi yiğit, Zülfikar gibi kılıç yoktur”1 buyurdu.

Sonuçta Uhut Savaşı Müslümanların galibiyeti ile sonuçlanacak şekilde müşriklerin panikleyerek kaçışmasına sebep oldu. Müşriklerin kaçtığını ve Müslümanların onları kovaladığını gören Ebu Kubeys tepesindeki okçular peygamberimizin “Bizim cesetlerimizi kartalların kapıp götürdüğünü görseniz yerinizden ayrılmayınız” emrini unutarak “Zafer bizimdir!” diye yerlerinden ayrılmaları ile onları gözetleyen Halid b. Velid’in atlı birlikleri Müslümanları arkadan kuşatarak saldırması üzerine iki ateş arasında kalan Müslümanlar dağılmaya ve Uhut eteklerine çekilmeye mecbur kaldılar. Bu arada peygamberimiz (sav) düşman ortasında kaldı. Etrafında Hz. Ali (ra) dâhil bir avuç mü’min kalmıştı. Onlar da bütün güçleri ile peygamberimizi (sav) korumaya çalışıyorlardı. Hz. Hamza Vahşi tarafından mızrakla vuruldu ve cesedi Kureyş müşrikleri tarafından vahşice işkenceye maruz kaldı.

Müslümanların sancaktarı Mus’ab b. Umeyr (ra) şehit edilince sancağı yere düşürmekten koruyan ve eline alan yine Hz. Ali (ra) olmuştur. Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) öldürüldüğü yani, şehit edildiği haberi müşrikler tarafından haberi yayılınca kılıcının kınını kırdı ve düşmanların ortasına daldı. Önüne geleni vurup düşürüyor, grupların arasına dalıp dağıtıyordu. Nihayet peygamberimizi koruyan bir avuç sahabenin yanına geldi. Hz. Ali (ra) bu savaşta on altı yerinden yara almıştı.

Peygamberimiz (sav) daha önce Kuryş müşrikleri tarafından kazılan çukurlardan birine düştü. Peygamberimizin (sav) düştüğü çukuru Ebu Amir el-Evsî kazmıştı. Müşrikler tarafında yediği bir darbe ile zırhı kırıldı ve yanağına batarak iki mübarek dişinin kırılmasına sebep oldu. Cebrail (as) peygamberimize (sav) “Yüce Allah sana selam etti ve hediye olarak bir dua gönderdi. Zırhı çıkarsın ve bu duayı oku. Bu dua seni zırhtan daha çok korur” buyurarak peygamberimize (sav) yüce Allah’ın okuması için gönderdiği “Cevşen-i Kebir” adındaki duayı kalbine ilham etti. Peygamberimiz (sav) onu kalbinde ezber buldu ve hemen Besmele çekerek okumaya başladı. Peygamberimizi (sav) bu çukura düştüğü zaman koruyan ve etrafına müşrikleri yaklaştırmayan Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Zübeyir b. Avvam (ra) ile beraber Hz. Ali’ de bulunuyordu. Müşrikler uzaklaşınca peygamberimizi bu çukurdan çıkaran yine Hz. Ali (ra) olmuştur.

Hz. Ali (ra) daha sonra Müslümanların sancağını alarak yükseltmiş ve dağılan Müslümanları toparlamaya başlamıştı. Hz. Ali’nin (ra) sancağı yükselterek Müslümanlara seslenmeye başlayınca bunu gören Ebu Süfyan “Ordu sancaktarının ardı sıra yürür” diyerek geri çekilmeye başladı. Hz. Ali (ra) elinde sancak yanındaki sahabelerle önündeki müşrikleri dağıtarak Uhut tepesine sancağı dikti ve Müslümanların toplanmasını sağladı. Bir rivayete göre peygamberimiz (sav) “Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr” yani “Ali gibi yiğit, Zülfikar gibi kılıç yoktur” buyurmuşlardır.2

Nihayet Uhut eteklerine çekilen Müslümanlar toplandılar ve tekrar hücuma geçecekleri zaman müşrikler de toparlanarak geri çekilme kararı aldılar. Bunun üzerine savaş kimin galip

1 Taberi, Tarih, 3:17

2 İbnü’l-Esir, El-Kâmil fi’t-Tarih, 1:154

olduğu tam belli olmadan durduruldu. Her iki taraf durum değerlendirmesi yapmak için bir iki gün ateşkes ilan ettiler. Müşrikler durum değerlendirmesi yapmak için toplandılar ve kesin darbe vurmayı konuşuyorlardı ki Müslüman casuslar onlara korku salacak şekilde peygamberimizin hazırlık yapıp büyük bir ordu ile üzerlerine gelmekte olduğu propagandasını yaptılar. Peygamberimiz (sav) de Uhud’a katılan herkesi bir araya toplayarak yeni takviye birlikleri ile de destekleyerek yeniden müşrikleri karşılamaya çıktı ve “Hamrau’l-Esed”

mevkiine kadar geldi. Bunu gören müşrikler “Bu kadar gözdağı yeter” diye kalplerine sinen korkuyla geri çekilme kararı aldılar ve Müslümanlarla tekrar karşılaşmaya cesaret edemeyerek Mekke’ye döndüler. Bu sefere “Hamraü’l-Esed Seferi” adı verildi.1

Peygamberimiz (sav) bu seferde Hz. Ali’yi (ra) müşriklerin durumunu araştırmak için gönderdi. Gönderirken şöyle buyurdu: “Onları takip et. Şayet develere binmiş atları yedeklerinde çekiyorlarsa Mekke’ye gidiyorlar demektir. Şayet atlara binmişler develeri sürüyorlarsa Medine üzerine yürüyorlar demektir.” Hz. Ali (ra) onları uzaktan takip etti.

Develere binip atları çektiklerini gördü ve Mekke’ye gittiklerini gelip peygamberimize (sav) haber verdi.2

Uhut Savaşında Müslümanlar yenilmemişlerdi; ama müşriklere yeniden savaşmak için cesaret vermişlerdir. Onlar da iki sene sonra Medine’yi kuşatmak için çok büyük bir hazırlık yapmışlardı. Bütün Arap kabilelerinden 10.000 kişilik bir güç toplamışlardı.

13. Benî Nadr Gazası: (H. 4 / M. 626)

Benî Nadr, Hz. Harun’un (as) neslinden geldiklerini iddia eden zengin ve güçlü bir kabile olup Medine’ye iki saat mesafede Mekke yolu üzerinde sağlam kale ve hisarlarda oturan bir kavimdi. Bu Yahudi topluluğunun peygamberimizle (sav) anlaşmaları vardı ve Medine Sözleşmesine imza atmışlardı. Ayrıca ödenecek diyetler ve yapılacak yardımlar konusunda da anlaşmaları mevcuttu.3 Buna rağmen el altından gizlice peygamberimiz (sav) ve İslamiyet aleyhine müşriklerle işbirliği içindeydiler. Uhut savaşından sonra bu işbirliğini aleniyete dökmekten de çekinmediler.

Peygamberimiz (sav) Uhut harbinden sonra Benî Nadr kabilesinin anlaşmalara ne derece sadık olduklarını öğrenmek ve bağlılıklarını pekiştirmek ve anlaşma gereği Amiroğullarına vermesi gereken yanlışlıkla öldürdükleri iki Müslümanın diyetinin bir kısmını almak üzere yanına Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Zübeyir b. Avvam, Hz. Talha b.

Ubeydullah, Hz. Sa’d b. Muaz ve Hz. Üseyyid b. Hudayr’ı (rae) yanına alarak yurtlarına gitti.

Yahudiler peygamberimizi hoş karşıladılar. Geldiklerinden dolayı da memnuniyet gösterisinde bulundular. Üzerlerine düşen görevleri yapma konusunda da söz verdiler. Sonra peygamberimizi (sav) bir evin kenarına damın altına oturttular. Bir taraftan da “Bu adamı öldürmedikçe bu işlerin içinden çıkamayız” diyerek su-i kast planları yapmaya başladılar.

Peygamberimizin (sav) oturduğu evin damından atacakları bir kaya parçası ile öldürmeyi planladılar. Bu işi de Amr b. Cahhaş adındaki bir Yahudi üstlendi. İçlerinden Sellam b.

Mişkem bu olaya mani olmak istedi ve “Ey kavmim! Ne olur beni dinleyiniz. Sonra bana ne yaparsanız yapınız. Vallahi, siz böyle bir girişimde bulunursanız Allah onu peygamberine haber verir. Kendinize yazık etmiş olursunuz. Bu aramızdaki anlaşmaya en büyük ihanet sayılır. Sonu çok kötü olur. Gelin teşebbüsünüzden vazgeçin. Yoksa Yahudileri burada bırakmazlar” dedi. Ancak azgın Yahudiler bunu dinlemediler.

1 Hz. Ali (ra) peygamberimiz (sav) ile beraber 27 Gazve ve pek çok Seriyye’de bulunmuştur. Gazvelerin çoğunda ordunun sancağını bizzat Hz. Ali (ra) taşımış, Fedek ve Yemen Seriyyelerini kumanda etmiştir.

Her savaşta en ön cephede bulunmuş ve pek çok savaşın sonucunu belirleyici olmuştur. Peygamberimiz (sav) bir elçi göndereceği zaman çoğu defa Hz. Ali’yi elçi olarak göndermiştir.

2 İbn-i İshak, Sire, 313

3 İbn-i Hişam, Sîre, 3:199.

Amr b. Cahhaş evin damına çıkarak büyük bir taşı tam peygamberimizin (sav) üzerine atmıştı ki Cebrail (as) Allah'ın emri ile gelip peygamberimize (sav) haber verdi.

Peygamberimiz (sav) bir ihtiyaç için kalkmış gibi yerinden kalkar kalkmaz taş tam peygamberimizin (sav) oturduğu yere düştü. Peygamberimiz (sav) artık geriye dönmedi ve yoluna devam etti. Sahabeler de kalktılar ve peygamberimizle beraber Medine’ye döndüler.1

Yahudiler su-i kastlarının bu şekilde ortaya çıkması üzerine birbirlerine girdiler. Kinane b. Surıyâ “Tevrata yemin olsun ki, Allah bu su-i kasdınızı peygamberine haber verdi. O bir peygamber olduğu için sizler asla ona galebe edemezsiniz; ancak siz buna inanmıyorsunuz.

Siz ahir zaman peygamberinin Harun (as) neslinden olacağını umuyorsunuz; ama Allah onu Kureyş’ten İsmail nesinden gönderdi. Sizler de biliyorsunuz ki O Mekke’de doğacak ve Yesribe hicret edecektir. Kitaplarımızda böyle yazılıdır. Bize son peygamber ile ilgili verilen bilgilerin tamamı onda vardır. Sizler kafasızlığınızla Yahudilere büyük bir felaket getireceksiniz” dedi.

Yahudiler “O zaman siz bize bir çıkış yolu gösterin” dediler. Kinane “Bunun tek bir yolu vardır. Gelin hep beraber iman ederek Muhammed’in ashabından olmadıkça emniyet ve selamet bulamaz, yurdunuzdan ve yuvanızdan sürüp çıkarılmaktan kurtulamazsınız” dedi.

Ancak Yahudiler “Biz Tevrat’tan ve Musa’nın ahdinden asla ayrılmayız!” dediler.2

Peygamberimiz (sav) Medine’ye gelir gelmez Muhammed b. Mesleme’yi (ra) huzuruna çağırdı ve ona “Benî Nadra git. Onlara Resulullah beni sizlere elçi olarak gönderdi. Dedi ki:

‘Yurdumdan çıkıp gidin! Bundan sonra burada birlikte oturmayınız! Siz bize suikast planladınız ve uygulamaya geçtiniz. Size on gün süre tanıyoruz. Bu on gün içinde sizlerden kimi burada görürsem boynunu vururum’ dediğimi haber ver!” buyurdular.

Muhammed b. Mesleme (ra) Nadiroğulları yurduna gitti. İleri gelenleri ile görüşerek onlara peygamberin (sav) fermanını haber vermeden önce şöyle dedi: “Musa peygambere inzal edilen Tevrat ve onu gönderen Allah aşkına doğru söyleyin. Sizler Muhammed buraya gelmeden önce falan ve filanın bulunduğu bir mecliste bana Yahudi olmamı ve dininize girmemi teklif etmiştiniz. Ben de “Vallahi ben Yahudi dinine girmem” dediğim zaman sizler

“Yahudi dininden başka hak din yoktur. Seni Yahudi dinine girmekten alıkoyan nedir? Şayet geleceği Tevrat’ta müjdelenen son peygamberi bekliyorsan bil ki o peygamber bizim gibi Allah'ın birliğine inanmaya sizi davet edecek, şeriat sahibi ve boynunda kılıcı olacak ve kılıçla dine davet edecek. Gözlerinde hafif kırmızılık bulunacak. Kendisi Yemen tarafından gelecek, deveye binecek, ihrama bürünecek, az etli kemiğe kanaat edecek ve konuşunca dilinden hikmet dökülecek’ dememiş miydiniz?” dedi.

Yahudiler “Evet! Biz size bunları aynen söylemiştik. Ama geleceğini haber verdiğimiz peygamber bu değildir” dediler. Muhammed b. Mesleme (ra) “Ama biz bütün bu vasıfları bu zatta bulduk. Onun her işi hikmet ve her sözünü vahiy gördük ve ona iman ettik” diye cevap verdi. Sonra peygamberin (sav) emrini onlara tebliğ etti ve “İşte bu kabul etmediğiniz peygamber size bu emri tebliğ etmem için beni gönderdi. Gerisini siz bilirsiniz” dedi.

Bunun üzerine Yahudiler bir araya geldiler ve konuştuktan sonra “Bu durumda biz de buradan göç ederiz” dediler ve hemen hazırlıklara başladılar. Muhammed b. Mesleme (ra) döndü ve durumu peygamberimize (sav) rapor etti.3

Benî Nadr’ın bu durumunu ve aldıkları kararı öğrenen Abdullah b. Übey b. Selül kendilerine haber göndererek “Sakın yurtlarınızdan ayrılmayın. Kalenizde oturun. Biz kavmimizden ve diğer Arap kabilelerinden bin kişilik bir askerî birlikle size yardımcı oluruz.

Bunlar son nefeslerine kadar sizinle savaşırlar. Benî Kureyzâ Yahudilerine de haber veririz

1 Vakıdî, Megâzî, 1:365

2 İbn-i Hişam, Sire, 3:199; İbn-i Saad, Tabakât, 2:57; İnsanu’l Uyun, 2:560

3 İbn-i Saad, Tabakât, 2:57.

onlar da size yardım ederler. Bu durumda neden gideceksiniz” diyerek onların göçme ve gitme kararlarını engelledi.

Yahudilerin ileri gelenlerinden Huyey b. Ahtap “Kalelerimiz çok muhkemdir. İçine pek çok mal yığarız. Kale içinde suyumuz da vardır. Bir sene yetecek malımız da mevcuttur”

diyordu. Sellam b. Mişkem ise “Ey Huyey! Sen kiminle savaştığını bilmiyorsun. Gururun ve boş kuruntun senin aldatıyor, pek çoklarını da belaya atıyorsun. Bu düşüncenden vazgeç.

Muhammed Allah'ın elçisidir. Biz ne yaparsak ona galebe edemeyiz. Abdullah b. Ubeye güvenmekle hata ederiz. O ancak bizim perişan olmamız için Muhammed’le savaştırmak ister. Durum savaşı netice verirse Abdullah’ın kime yardım edeceği belli olmaz” diyordu.

Benî Nadr Yahudileri Abdullah b. Ubey’in sözüne güvenerek peygamberimize elçi gönderdiler. “Biz yurdumuzdan çıkıp gitmeyeceğiz. Elinizden geleni yapınız!” diye açıkça meydan okudular. Peygamberimiz (sav) bu haberi alır almaz öfkelendi ve “Allahü Ekber!”

diye tekbir getirdi. Sahabeler de peygamberimizin (sav) bu tekbirine tekbirlerle iştirak ettiler.

Peygamberimiz (sav) hemen sahabelerini topladı ve yerine Abdullah b. Ümm-i mektumu bırakarak Benî Nadrın kalelerini muhasara altına aldı. Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) sancağını taşıyordu. İkindi namazını Nadiroğulları’nın bağ ve bahçeleri arasında kıldı.

Sonra onlara elçi göndererek “Medine’den çıkıp gitmeleri” konusundaki emrini tekrarladı.

Nadiroğulları bu teklife “Ölüm bize senin teklif ettiğin şeyden daha sevimlidir” dediler ve meydan okumaya devam ettiler. Artık savaşmaktan başka çıkar yol yoktu.

Hz. Ali (ra) Benî Nadr Yahudilerine güvenmiyordu. Bir gece Hz. Ali’yi (ra) aradılar bulamadılar. Peygamberimize (sav) sordular. Peygamberimiz (sav) “O sizler için bir işin peşindedir” buyurdu. Bir müddet sonra Hz. Ali (ra) Gavrek adındaki Yahudi cengaverinin başı elinde geldi. Yahudilerden bir grup Müslümanlara baskın düzenlemiş, ama gece karşılarında Hz. Ali’yi (ra) buldular. Hz. Ali (ra) Gavrek’in üzerine atlayarak onu öldürmüş, diğerleri de bunu görünce kaçışmışlardı.1

Beni Nadr Yahudilerinin kaleleri çok muhkemdi. Bu nedenle kalelerine güveniyorlardı.

Çiftçilikle uğraştıkarı için savaşmaya cesaret edemiyorlardı. Ancak Abdullah b. Übey’in yardım sözüne, Beni Kureyza’nın yardımına ve Müşriklerin de imdatlarına geleceklerine güveniyorlardı.

Peygamberimiz (sav) önce doğrudan savaşmak yerine kaleye yakın Yahudi evlerini yıkma, hurma ağaçlarını kesme, bağ ve bahçelerini tahrip etme emrini verdi. Bunun amacı Yahudilerin gözlerini yıldırmak, Müslümanların kararlılığını göstermek ve kaleden çıkarak savaşmalarını sağlamaktı. Evlerinin yıkıldığını ve bağlarının söküldüğünü gören Yahudiler

“Sen ki peygamber olduğunu iddia ediyorsun; ama bu yıkıma nasıl müsaade ediyorsun?”

demeye başladılar.

Yüce Allah peygamberimizin (sav) bu kararını onaylayarak Cebrail (as) ile inzal ettiği Haşr Suresi’nin ilgili ayetlerinde şöyle buyurdu: “Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı tesbih eder, Onu över ve yaptığı her şeyin kusursuz olduğunu ilan ederler. O Allah ehl-i kitaptan inkâr edenleri yurtlarından çıkarandır. Onlar kalelerinin kendilerini koruyacağını zannettiler.

Ancak Allah'ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. Allah onların kalplerine korku saldı.

Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri ibret alınız! Bu onların Allah’a ve Resulüne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.

Hurma ağaçlarını kesmeniz de, kesmeden bırakmanız da Allah'ın izniyledir. Allah böylece fasıkları rezil etmektedir. Allah peygamberini dilediğinin üstüne gönderir ve düşmanlarını rezil eder, mü’minlerin de izzet ve şereflerini artırır. Allah her şeye kadirdir.”2

1 İbn-i Kesir, Tesir, 4:332

2 Haşr, 59: 1-6

Nazil olan ayetler peygamberimizin bu davranışının Allah'ın emriyle olduğunu onaylıyordu. Bu durum mü’minlerin imanlarını artırırken, münafıkların ve inkârcıların da kalplerine korku saldı. Savaşlarda düşmanı yıldırmak amacıyla bağ ve bahçelerinin tahrip edilmesi ve meskenlerinin yıkılmasının da meşru olduğu bu ayetlerle sabit oldu.1

Muhasara devam ederken Abdullah b. Ubey “Şayet Müslümanlara karşı direnirseniz biz sizi onlara teslim etmeyiz. Siz savaşırsanız biz de sizinle savaşırız. Sizi sürgün ederlerse biz de sizinle beraber geliriz. Her halükârda yanınızdayız” diye haber gönderdiler. Tam on beş gün direndiler. Ama ne müşriklerden, ne de münafıklardan bir yardım göremediler.

Yüce Allah münafıkların bu vaatlerini peygamberimize haber verdi. Nazil olan ayetlerde şöyle buyruluyordu: “Münafıklar ehl-i kitaptan olan işbirlikçilerine ‘yemin ederiz ki siz Medine’den çıkarılırsanız biz de sizinle çıkarız. Şayet savaşırsanız biz de sizinle beraber savaşırız’ diye nifak çıkarmaktadırlar. Allah onların yalancı olduğuna şahitlik eder. Onlar ne Medine’den çıkarlar ne de onlara yardım ederler. Yardım edecek olsalar sıkıştıkları zaman arkalarını dönüp kaçarlar. Onların sizden korkması Allah’tan korkmalarından daha fazladır.

Bu onların akılsız ve anlayışsız bir topluluk olmalarından dolayıdır.

Onlar korkularından ancak muhkem kalelerin ve duvarların arkasına sığınarak sizinle savaşmaya çalışırlar. Kendi aralarında da birlik ve beraberlikleri yoktur ve çekişme halindedirler. Sen onları birlik sanırsın, hâlbuki onlar fikir ayrılıklarından dolayı kalpleri

Onlar korkularından ancak muhkem kalelerin ve duvarların arkasına sığınarak sizinle savaşmaya çalışırlar. Kendi aralarında da birlik ve beraberlikleri yoktur ve çekişme halindedirler. Sen onları birlik sanırsın, hâlbuki onlar fikir ayrılıklarından dolayı kalpleri