(sav) görevi tamamlandı. Yüce Allah “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de pek çok peygamberler gelip geçmiştir. Şayet o vefat ederse veya öldürülürse siz eski halinize dönecek misiniz?”2 buyurarak peygamberin de bir insan gibi öleceğini haber vermiş ve inananları doğrudan Allah’a, Kur’ana ve “İman davasına” bağlanmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) Allah’ın iradesi ile hastalandığı zaman dünya malı olarak elinde sadece beş ile dokuz altın sikkesi vardı. Hz. Ali’yi çağırdı ve “Şayet bu mal evimde olduğu halde Allah’ın huzuruna gidecek olsam nasıl hesap veririm, ne yüzle huzuruna varırım? Al bunları git hepsini Allah yolunda dağıt!” emretti. Hz. Ali (ra) denileni yaptı.
Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) hastalığı süresince yanından hiç ayrılmıyordu.
Sahabeler onu gördükçe “Yâ Ebe’l-Hasen! Resulullah (sav) nasıl?” diye soruyorlardı. Hz. Ali (ra) durumu onlara söylüyordu.”3
Istırabı artınca soğuk su ile boy abdesti aldı. Ayağa kalkmak istedi; ama dayanamadı ve yere yığıldı. Peygamberimiz (sav) hastalandığı zaman Cuma günü Hz. Ali (ra) ve Fazl b.
Abbas (ra) hazretlerinin kollarında Mescide girdi. Üç basamaklı olan minbere çıktı ve oturdu.
Sonra Hz. Bilal’e halkı çağırmasını söyledi. Mescide gelenler ayakta kaldılar ve peygamberimizi dinlemeye başladılar.
Peygamberimiz (sav) onların geldiğini görünce şöyle hitap etti:
“Ey İnsanlar! Sizden ayrılma zamanım oldukça yakınlaşmıştır. Ben Allah'ın huzuruna hiçbirinizin hakkı üzerimde olmadığı halde gitmek istiyorum. Birinizin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Birinize vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun! Sakın, hak sahibi ‘Şayet kısas talebinde bulunursam Resulullah bana darılır’ diye düşünmesin. Benim katımda en sevimli olanınız hakkı varsa gelip onu benden isteyendir. Veyahut onu bana helal edendir.”
Sonra peygamberimiz (sav) aynı sözleri tekrarladı. “Ey insanlar! Kimin bende bir alacağı varsa işte malım, gelsin alsın. Kime vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun!”4 buyurdular.
Cemaat içinden birisi “Yâ Resulallah! Benim sizden üç dirhem alacağım var!” dedi.
Peygamberimiz (sav) “Bu konuda kimseyi yalanlamam ve kimseden yemin istemem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim” buyurdular.
Sahabe şöyle dedi: “Ya Resulallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Sizden yardım istemişti. Siz de bana fakire üç dirhem vermemi istediniz. Ben de verdim. İşte talep ettiğim alacağım budur” dedi. Peygamberimiz (sav) “Doğru söylüyorsun” dedikten sonra Fadla döndü ve “Ey Fadl! Buna üç dirhem ver!” 5 emrettiler.
Bunun dışında başka alacağı vereceği olan çıkmadı. Herkes peygamberimize (sav) haklarını helal ettiler. Peygamberimiz (sav) onlara dua etti. Sonra emretti ki “Mescide açılan bütün kapıları kapatınız; ancak Ebubekir’in kapısı açık kalsın” buyurdu. Bunun üzerine Mescid-i Nebeviye bakan bütün kapılar kapatıldı. Sadece Hz. Ebubekir’in (ra) kapısı açık bırakıldı.6
1 Maide, 5:3
2 Âl-i İmran, 3:144
3 Müsned-i Ahmed, 1:263; İbn-i Hişam, Sire, 4:304
4 İbn-i Saad, Tabakât, 2:255; Taberî, Tarih, 3:191; İbn-i Kesîr, Sîre, 4:257
5 İbn-i Saad, Tabakât, 2:225; Taberî, Tarih, 3:191
6 Sahih-i Müslim, 4:1854-1855; İbn-i Saad, Tabakât, 2:227-228;
Peygamberimiz (sav) vefatına üç gün kalana kadar ezan okununca hücre-i saadetinden çıkıp mihraba geçerek namaz kıldırırdı. Cuma günü cemaatle helalleştikten sonra ağırlaştı.
Cuma Namazını kıldıramayacağını anlayınca “Ebubekir’e söyleyiniz, namazı kıldırsın”
buyurdular.1 Hz. Aişe (ra) “Babam yumuşak kalpli biridir, sizin yerinize geçip namaz kıldıramaz. Ömer’e söyleyin o kıldırsın” dedi. Peygamberimiz (sav) buna üzüldü ve “Siz kadınlar Yusuf’un yanındaki kadınlar gibisiniz. En akıllı ve zeki olanınız Aişe olduğu halde onun akıl ve tedbirine bakın!” buyurdu. Sonra “Ebubekir’e söyleyin namazı o kıldırsın”
ferman etti. Çaresiz Hz. Ebubekir’e haber verdiler.
Hz. Ebubekir (ra) Cuma namazı dâhil peygamberimizin (sav) vefatına kadar üç gün 17 vakit namaz kıldırdı. Ancak Cumartesi sabah namazı vaktinde peygamberimiz (sav) biraz sancısı dinince mescide çıktı. Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizi (sav) görünce kenara çekildi ve yanında durdu. Peygamberimiz (sav) o gün sabah namazını oturarak kıldırdı. Sahabeler arkasında ayakta kıldılar. Peygamberimizin (sav) kıldırdığı son namaz bu olmuştur.2
Peygamberimiz (sav) namazından sonra hasta yatıyordu ki Cebrail (as) gelerek peygamberimizi (sav) ziyaret etti. Halini ve hatırını sordu. “Yâ Ahmed! Yüce Allah beni size gönderdi. Sizin halinizi bildiği halde benden sizi ziyaret etmemi ve halinizi sormamı istedi”
buyurdu. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Yâ Cebrail! Allah’a hamdolsun. Kendimi baygın ve sıkıntılı görüyorum.”3
Peygamberimiz (sav) yanında “Ezvac-ı Tahiratı” olduğu halde baygın bir şekilde yatıyordu. Başına ve göğsüne soğuk su ile ıslanmış havlular konuyordu. Hz. Üsame b. Zeyd (ra) ordugâhtan gelerek müsaade isteyip peygamberimizin (sav) huzuruna girdi.
Peygamberimizin mübarek ellerini ve başını öptü. Peygamberimizin (sav) kıpırdayacak hali yoktu. Gözlerini açtı ve başında ayakta ellerini bağlamış duran Hz. Üsame’yi gördü. Ellerini gökyüzüne kaldırdı ve Üsame’nin üzerine sürdü. Anlaşıldı ki dua buyurdular.4
Peygamberimizin (sav) duasını alan Üsame b. Zeyd (ra) ordugâha geri döndü.
Pazar günü Cebrail (as) peygamberimize Yemen’de ortaya çıkan yalancı peygamber
“Esved-i Ansi”nin öldürüldüğü haberini getirdi. Peygamberimiz (sav) bu habere sevindi ve haberi sahabelere vermelerini ferman etti.5
Kendisini biraz iyi hissedince sahabelerini görmek istedi. Sağ kolunda Hz. Ali (ra) solunda Fadl b. Abbas (ra) olduğu halde mescide girdi. Sahabeler mescidi doldurmuşlardı.
Peygamberimizi görünce hepsi ona döndüler. Peygamberimiz (sav) ayakta onları süzdü ve şöyle buyurdu: “Ashabım! Günah nimetin zevaline sebeptir. İnsanlar Allah’a itaat ederlerse onların idarecileri de öyle olur. İnsanlar Allah’ın emrine isyan ederlerse onların idarecileri de öyle olur. Cenab-ı Hak bir kulunu dünya ile kendisi arasında muhayyer bıraktı kul da ona kavuşmayı tercih etti” buyurunca Hz. Ebubekir (ra) ağlamaya başladı. “Canımız sana feda olsun, Ya Resulallah!” dedi.
Peygamberimiz (sav) Hz. Ebubekir’e iltifat etti ve şöyle buyurdu: “Ebubekir arkadaşlığı ve malıyla kendisine en çok güvenilen kendisine minnet duyduğum birisidir. Allah’tan başka dost edinecek olsaydım Ebubekir’i dost edinirdim. Fakat islam kardeşliği bütün dostlukların üzerindedir.” Sonra ferman etti: “Ebubekir’in kapısından başka mescide açılan bütün kapıları kapatın.”6
Bir ara Hz. Abbas (ra) Hz. Ali’ye “Resulullah’a gidelim ve kendisinden sonra kime itaat edeceğimizi soralım. Bu iş Abdulmuttalipoğullarında mı başkasında mı olacak bilelim” dedi.
1 İbn-i Saad, Tabakât, 2:217
2 Müsned-i Ahmed, 1:356-357; İbn-i Saad, Tabakât, 2:218; Sire, 4:304
3 İbn-i Saad, Tabakât, 2:259
4 İbn-i Saad, Tabakat, 2:119-120
5 Taberî, Tarih, 3:220
6 Buhari, Fezail-i Ashab, 3
Hz. Ali (ra) “Vallahi şayet biz Resulullah’a sorar, o da bizi bundan men ederse insanlar bir daha bu işi bize asla vermezler. Bu nedenle ben bu işi Resulullah’a soramam” dedi.1
Peygamberimiz (sav) Rebiulevvel ayının 12. gecesi dünyaya gelmiş olan peygamberimiz (sav) yine Rebiulevvel ayının 12. günü ruhunu Allah’a teslim etmeden önce biraz rahatladı. Hastalığı biraz hafiflemişti. Yatağından kalktı ve soğuk su ile abdest alarak
“Mescid-i Nebeviyeye” gitti.
Sahabeler saflar halinde mescidi doldurmuş ve sabah namazını bekliyordu. Bu manzara peygamberimizi çok memnun etti. Peygamberimiz (sav) mihraba kadar gitti ve Hz.
Ebubekir’in arkasında oturdu ve Ebubekir (ra) imamlığında cemaat olarak namazını eda etti.
Sahabeler peygamberimizi rahatlamış görünce iyileştiği düşüncesiyle çok sevindiler.2
Peygamberimiz (sav) Sahabelerine baktı ve “Ey İnsanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerin gelmesi yakındır. Sizler benim aleyhime hiçbir delil bulamazsınız ve bu konuda beni suçlayamazsınız. Beni suçlayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Zira ben Allah'ın kitabında Kur’ânın helal kıldığını helâl, haram kıldığını haram kıldım!” buyurdular.
Sonra son defa sahabelerine baktı ve “Ellerinizdeki kölelere iyi davranınız! Namaza dikkat edin. Namaza devam edin!” buyurdular.
Sabah namazını mescitte Hz. Ebubekir’in (ra) arkasında eda eden peygamberimiz (sav) hücre-i saadetlerine döndü ve yatağına uzandı. Kuşluk vaktine doğru Hz. Üsame (ra) tekrar geldi ve sefer için ordusunun hazır olduğunu bildirdi. Peygamberimiz (sav) “Allah'ın iradesi ve bereketi ile hareket et!” buyurdu. Üsame (ra) karargâha giderek ordusuna hareket emrini verdi.3
Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizin (sav) iyileştiği düşüncesi ile “Yâ Resulallah!
Allah’a hamdolsun! Onun lütf-u keremiyle iyileştiniz. Müsaade buyurursanız Sünh’teki evime gideyim” dedi. Peygamberimiz (sav) “Olur!” buyurarak müsaade etti. Bunun üzerine Hz.
Ebubekir (ra) Sünh’teki evine gitti.4
29.1 Peygamberimizin (sav) Ev Halkına Vasiyeti:
Peygamberimiz (sav) sonra “Ehl-i Beytine” yani ev halkına vasiyetlerden bulundu. “Ey kızım Fatıma! Ey halam Safiye! Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü siz farzları ihmal eder, haramlardan sakınmazsanız sizi Allah'ın azabından kurtaramam!5
Sonra Fatıma’yı yanına çağırdı. Sol yanına oturttu. Sonra kulağına bir şey söyledi. Hz.
Fatıma ağlamaya başladı. Sonra kulağına bir şey daha söyledi. Bu defa ağlamayı bıraktı ve gülümsemeye başladı. Sonra sordular. “Peygamberimiz size ne söyledi?” dediler. Hz. Fatıma (ra) “Önce vefat edeceğini söyledi. Ağladım. Sonra ‘Ailem içinde ilk olarak bana kavuşacak olan sen olacaksın’ buyurdu. Buna da sevindim” demiştir.6
Pazartesi günü öğleye yakın bir vakitte Peygamberimiz (sav) ağırlaştı ve ateşi tekrar yükseldi. Mübarek başlarını Hz. Aişe’nin göğsüne dayandı. Nefesi daralmıştı ve dilinde
“Allahım! Beni refî-ı a’lâya ulaştır!” duasını tekrar ediyordu. Bir ara Hz. Fatıma (ra)
“Babacığım! Çok ızdırap çektiğini hissediyorum!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Kızım! Bu saatten sonra baban hiçbir zaman ızdırap çekmeyecektir!” buyurdu. Hz. Fâtıma’nın (ra) gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Peygamberimiz (sav) “Yâ Fatıma! Sakın ağlama! Ben ruhumu teslim ettiğim zaman ‘İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn!’ de” buyurdular.7
1 Buhari, Megazi, 5:140-141; İbn-i Hişam, Sire, 2:654
2 Müsned-i Ahmed, 3:196; İbn-i Hişam, Sîre, 4:302
3 İbn-i Saad, Tabakât, 2:191
4 İbn-i Hişam, Sîre, 4:304; İbn-i Saad, Tabakât, 2:191
5İbn-i Hişam, Sîre, 4:303-304; İbn-i Saad, Tabakât, 2:256; Taberî, Taberi, 3:196
6 Sahih-i Buharî, 3:92; Sahih-i Müslim, 4:1904; İbn-i Saad, Tabakât, 2:247;
7 Müsned-i Ahmed, 1:78; İbn-i Saad, Tabakât, 2:254; 2:312
29.2 Hz. Cebrail (as) ile Hz. Azrail’in Birlikte Gelmeleri:
Önce Cebrail (as) peygamberimizin (sav) huzuruna geldi ve halini hatırını sordu. Sonra
“Yâ Resulallah! Ölüm meleği Azrail içeri girmek için sizden izin istiyor” buyurdu.
Peygamberimiz (sav) müsaade etti. Hz. Azrail (as) içeri girdi ve “Yâ Resulallah! Yüce Allah bana senin emrine itaat etmemi istedi. Dilersen ruhunu alacağım, dilersen size bırakacağım”
buyurdu. Peygamberimiz (sav) ise “Yâ Azrail! Gel! Memur olduğun şeyi yerine getir!”
buyurdular. Azrail (as) “Yâ Resulallah! Mele-i A’lâ sizi beklemektedir” dedi.
Peygamberimizin (sav) başı Hz. Âişe’nin kucağında ve göğsü üzerinde idi ve yanında su kabı vardı. İki elini su kabına batırarak yüzüne sürdü, mübarek dudaklarından “Lâ ilâhe İllallah!” cümlesi döküldü ve gözlerini evin tavanına dikti. Gözleriyle “Refik-i A’lâya çıkan ruhuna eşlik ediyordu.1
Takvimler Hicri 12 Rebiulevvel 11 / Miladi 8 Haziran 632 tarihini gösteriyordu.2 30. Hz. Ebubekir’in (ra) Sahabeleri Teselli Etmesi:
Hâtemu’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (sav) ruhunu teslim edince Ezvac-ı Tahirat üzerine örtü örttüler ve feryada başladılar. Sahabeler bu sesleri duyunca kalplerinden vurulmuşa döndüler. Gök kubbe çökmüş ve Medine üzerine yıkılmış gibiydi. Bunu duyan bitin sahabeler peygamberimizin (sav) hane-i saadetlerinin çevresinde ve Mescid-i Nebevîde toplanmaya başladılar. Bütün sahabeler gözlerinden yaş dökerek ağlıyordu. Bir kısmının ise nutku tutulduğu gibi, gözleri de şaşkınlıktan ağlamayı da unutmuş oldukları yere yığılmış kalmışlardı. Bir kısmı ise ne konuştuğunu bilmeyecek şekilde bir an düşüncesini kaybetmişti.
Hz. Ömer (ra) ise peygamberimizin (sav) vefat ettiğini duyunca inanmamış ve şoke olmuş ve kılıcını belinden çıkararak “Muhammed ölmemiştir! O Musa’ya arız olan sâika gibi bir sâikaya uğramıştır. Kim Muhammed öldü derse boynunu vururum!” diye bağırmaya başladı.3
Hz. Ebubekir (ra) Sünh Mahallesindeki evinde bulunuyordu. Haber kendisine ulaşınca süratle evden çıktı ve peygamberimizin (sav) hâne-i saadetlerine gitti. Peygamberimizin (sav) yüzündeki örtüyü kaldırdı. Yüzü daha nurani bir hal almıştı ve dudaklarında tebessüm hâkimdi. Eğildi ve mübarek alnından üç defa öptü. Gözlerinden yaşlar boşandı ve “Anam babam sana feda olsun Yâ Resulallah! Ölümün de hayatın gibi temiz ve hayırlıdır. Hayatında çok güzeldin, ölümünde daha da güzelleşmişsin ya Resulallah!” cümlesi dudaklarından döküldü.4
Sonra Ehl-i Beyti teselli etti.
Hane-i Saadetten çıktı ve Mescid-i Şerife girdi. Sahabeler mescitte başları önlerinde için için ağlıyorlardı. Mihraba vardı ve ayakta durarak şöyle dedi: “Ey Mü’minler! Allah birdir ve Muhammed onun kulu ve insanlardan seçtiği Resulüdür. Kim ki Muhammed’e ibadet ediyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür; kim de Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa bilmelidir ki Allah Hayy-ı Bâkîdir.” Sonra şu ayeti okudu. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz. Kim dininden dönerse Allah’a hiçbir zarar vermiş olmaz Fakat şükredenlere Allah mükâfatını kat kat verecektir.”5
Bu ayet Uhut Savaşında “Muhammed Öldürüldü!” şayiası üzerine nazil olmuştu.
Sahabeler yüzlerce defa bu ayeti okudukları halde o anda unutmuş ve nutukları tutulduğu gibi
Refîk-i A’lâ: Peygamberlerin Allah katındaki makamına verilen isimdir.
1 Sahih-i Buharî, 3:96; Müsned-i Ahmed, 4:89; İbn-i Saad, Tabakât, 2:229; İbn-i Kesîr, Sîre, 4:475
2 Müsned-i Ahmed, 4:89
3 İbn-i Saad, Tabakât, 2:266
4 İbn-i Saad, Tabakat, 2:263
5 Tabakât, 2:268; Buharî, 3:95; Âl-i İmran, 3:144
düşünceleri de donmuştu. Ancak Hz. Ebubekir (ra) sahabelere bu gerçekleri hatırlatarak onları uyarmıştı.
Hz. Ebubekir (ra) konuşmaya ayet-i kerimeleri okuyarak devam etti. “Kur’ân-ı Kerimde yüce Allah peygambere hitaben ‘Muhakkak ki sen öleceksin, onlar da ölecekler’ buyurmuyor mu? diyerek sahabeleri uyardı ve peygamberimizin (sav) vefat ettiğini anlattı.1 Hz. Ömer (ra) Hz. Ebubekir’i dinliyordu. Ebu Bekir (ra) devam etti: “Allah'ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine sarılan doğru yolu bulur. O ikisinin arasını ayıran da sapıtır ve doğru yoldan çıkar.
Şeytan peygamberin vefatı ile sizleri aldatmasın ve dininizden, yolunuzdan sizi ayırmasın.
Şeytanın size ulaşmasına ve aranıza ihtilaf vermesine fırsat vermeyiniz!”2 Bu sözlerle uyandı ve aklı başına geldi.
Sonra Hz. Ebubekir (ra) öğle namazını kıldırdı.