Riyad’ın doğusunda yer alan Yemen ile Mekke arasındaki bölgeye Necid Bölgesi adı verilir. Bu bölgede yaşayan Benî Hanife elçileri ile beraber Medine’ye gelerek Müslüman olan Mesleme b. Habil daha sonra irtidat ederek peygamberlik iddiasında bulunmaya başladı.
Kendisine Rahman adında bir meleğin vahiy getirdiğini iddia etti. Bununla beraber Hz.
Muhammed’in (sav) peygamberliğini inkar etmiyordu. Ancak kendisinin de peygambere ortak olduğunu söylüyordu. Peygamberimiz (sav) mektubuna şöyle cevap verdi: “Sen Yemame halkını dalalete düşürdün. Cenab-ı Hak seni ve sana bağlı olanları helak etsin.”
Kur’anın benzerini yapacağım diye şairliğine güvenerek çeşitli ayetler uydurdu.
İnsanların kendisine bağlamak için de namazı üç vakte indirdi. İçkiyi ve zinayı meşrulaştırdı.
Sonra küstahça peygamberimize mektup yazarak yeryüzünün yarısının kendisine yarısının da Müslümanlara ait olduğunu iddia etti. Secah adında peygamberlik iddia eden bir kadınla bir araya gelerek peygamberliklerini birleştirdi ve onunla evlendiğini ilan etti.
Peygamberimiz (sav) vefat ettiği için bu fitneyi ortadan kaldırma işi Hz. Ebubekir’e kaldı. Hz. Ebubekir (ra) Usame’nin (ra) ordusu muzaffer bir şekilde Suriye’den dönünce Hz.
Halid b. Velid’i Müseyleme üzerine gönderdi. Ordunun sancağını da Hz. Ömer’in kardeşi Zeyd b. Hattab’a (ra) verdi. Yemame bölgesinde yapılan çetin bir savaşta Müseyleme’nin ordusu perişan edildi. Aralarında Zeyd b. Hattab (ra) Sabit b. Kays el-Ensari (ra) Ebu Dücane (ra) ve Ebu Huzeyfe b. Utbe (ra) gibi seçkin sahabelerle 70 kadar hafız sahabe ve 700 müslüman şehit oldu. Müseyleme’nin ordusunda ise 20 bin kişi öldürüldü. Hz. Hamza’yı (ra)
1 İbnü’l-Esir, El-Kâmil, 2:316; İbn-i Kesir, El-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:314-315
şehit eden Vahşi b. Harb aynı mızrakla Müseyeleme’yi vurarak öldürdü. Ensar’dan bir yiğit de başını gövdesinden ayırdı.1 Müseyeleme ile evlenen Secah daha sonra tövbe ederek iddiasından vaz geçip yeniden Müslüman oldu.
Hz. Ebubekir (ra) ganimetlerden Hz. Ali’ye (ra) daima pay vermiştir. İrtidat eden Umman ve Mahrek reisi Rebia b. Büceyr’in esir edilen kızını Hz. Ali’ye vermiştir. Hz. Ali (ra) onunla evlenmiş ve ondan Ömer ve Rukiye isimli iki çocuğu oldu.
1.10.5 Hz. Ebubekir’in Kur’ân-ı Kerime Hizmeti:
Yemame Savaşında 70 hafız şehit olmuştu. Bu durum Hz. Ömer’i çok üzdü ve düşündürdü. Kur’an-ı Kerimi muhafaza etmek için çareler düşünmeye başladı. Hz. Ali (ra) da bu sebeple peygamberimizin (sav) defin işleri bittikten sonra Hz. Ebubekir’e biat etmiş ve evine çekilerek Kur’an-ı Kerimi baştan sona yazarak iki kapak arasında toplamaya başlamıştı.
Ancak yapılan bu çalışma ferdî gayretlerden öteye gitmiyordu. Peygamberimizin (sav) en değerli ve kutsal emaneti olan Kur’ân-ı Kerim korunmalıydı. Her ne kadar Hz. Osman’ın, Hz.
Ali’nin, Hz. Abdulah b. Mesud’un nüshaları varsa da pek çok dağınık sahifeler ve sahabelerin ellerinde Kur’ânın yazılı olduğu levhalar dağınık halde bulunmaktaydı.
Kur’an nüshalarının pek çok ellerde bulunmasının tehlikesi vardı. O da bir gün birilerinin çıkarak Kur’ânda olmayan ayetleri Kur’anda varmış gibi iddia etmeleriydi. Bu durumda Kur’ân-ı Kerim de diğer kitaplar gibi tahrif edilme tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyordu.
Hz. Ömer (ra) bu hususu Hz. Ebubekir’e açtı ve tehlikesini anlattı. Hz. Ebubekir (ra)
“Resulullah’ın (sav) hayatında yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım” diye önce karşı çıktı;
ama sonra düşününce Hz. Ömer’i haklı buldu. Zira peygamberimiz (sav) hayatında vahiy devam ettiği için bir kitap Kur’ânın bir kitap halinde toplanmasına ihtiyaç olmamıştı. Hem peygamberimiz (sav) hayatta olduğu için tahrif ve uydurma tehlikesi söz konusu değildi. Ama bu gün şartlar değişmiş ve Kur’an nazil olup tamamlanmıştı. Kitap halinde toplanması bir ihtiyaç olarak Hz. Ebubekir’in önünde duruyordu.
İleri gelen sahabelerle istişare etti. Hz. Ali, (ra) Hz. Osman, (ra) Zeyd b. Sabit (ra) ve Ensar ile Muhacirinin fakihlerini bir araya getirdi ve konuyu enine boyuna müzakereye açtı.
Resmi bir heyetle Kur’ân-ı Kerim ayetlerini toplamayı, elde bulunan bütün Kur’ân ayet ve nüshalarını toplamayı, heyet huzurunda cemetmeyi ve kitap halinde toplanıp üzerinde “icma”
vaki olunca eldeki diğer tüm nüshaları imha etmeyi karar altına aldılar.
Hz. Zeyd b. Sabit (ra) Kur’an-ı Kerimin hafızı ve peygamberimizin (sav) yanından hiç ayrılmayan Kur’ân Muhafızı ve Vahiy Kâtibi olduğu için onu heyetin başına getiren Hz.
Ebubekir (ra) başta Hz. Ali (ra), Hz. Osman (ra) Hz. Abdullah b. Mesut, (ra) Abdullah b.
Abbas (ra) ve Ubey b. Kaab (ra) olmak üzere 10 kişilik bir heyet teşekkül ettirdi. Sonra Medine’de “Peygamberimizden (sav) kim Kur’an namına ne almışsa onu iki şahitle beraber heyetin huzuruna getirmeleri” hususunda ilânat yaptırdı. Heyete de “İki şahitle beraber getirilenleri kabul etmelerini ve yazmalarını” emretti. Heyet başkanı ve üyeleri esasen bütün kur’ân-ı Kerimi ezber biliyorlardı. Ancak onların amacı Kur’ân-ı Kerime Kur’ândan olmayan bir şeyin girmesini önlemekti ve bu nedenle eldeki bütün nüshaların toplanmasına karar vermişlerdi.
Bu çalışma tam altı ay sürdü. Altı ay sonunda elde hiçbir nüsha kalmadı. Hz. Ali (ra) ve Hz. Osman (ra) gibi Kur’ânı tam olarak yazan sahabeler de ellerindeki kitapları heyetin huzuruna getirip teslim ettiler. Sonra Hz. Zeyd b. Sabit (ra) heyetin topladığı nüshayı tüm sahabelerin ve heyetin huzurunda iki defa okuyarak bütün eksiklik ve noksan kalmadığı konusunda tüm sahabelerin teyidini aldı. Böylece “El-Mushaf” adını verdikleri “Ana Kitap”ta
1 Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ, 2:82-87; Zekai Konrapa Peygamberimiz, s. 445-448; İbnü’l Esîr, el-Kâmil
fi’t-Tarih, 2:342-348
toplanmış oldu. Toplanan tüm nüshalar herkesin huzurunda imha edildi. Böylece Hz.
Ebubekir (ra) hilafetinin ilk senesinde H.11/M.632 yılında Kur’ân-ı Kerimi kitap halinde toplayarak İslamiyete ve Kur’âna en büyük hizmeti gerçekleştirmiş oldu.1
“Mushaf” halife katında muhafaza edildi. Sonra Hz. Ömer (ra) nezdinde korundu, daha onra Ümmü’l-Mü’minîn Hz. Hafsa’nın yanında korundu. Hz. Osman (ra) ondan Mushafı alarak “Kureyş Lehçesine” göre yedi nüsha çoğaltarak yedi büyük beldeye gönderildi.
Böylece Kur’ân-ı Kerim “Onu biz indirdik, koruyacak olan da biziz” (Hicr, 15:9) buyuran yüce Allah’ın koruması altında günümüze kadar değişmeden gelmiş oldu. Zira sebepler dünyasında Allah Kur’an-ı Kerimi hafızların zihninde ve kitap sahifelerinde böyle muhafaza etmektedir.
1.10.6 Hz. Ebubekir’in (ra) Hastalığı, Veliaht Tayini ve Vefatı: (H.13 /M. 634) Hz. Ebubekir (ra) hilafet görevini “Şura” vasıtası ile seçkin sahabelerle beraber yürütüyordu. Tek başına karar vermezdi. Bu nedenle kendisine Hz. Ali’yi (ra) veziri ve kâtibi olarak yanına almıştı. Onun bulunmadığı şuralarda kâtiplik görevini Hz. Osman (ra) ve Zeyd b. Sabit (ra) yapıyordu. Maliyeyi Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah’a (ra) havale etmişti. Kadılık görevini de Hz. Ömer (ra) yürütüyordu.
Hicri 13 Cemaziye’l-ahir’in 7. günü hastalandı. Hastalığı çok ağırdı ve zehirlenme hali görülüyordu. 15 gün mescide namaza çıkamadı. Yerine Hz. Ömer’i görevlendirdi ve namazları Hz. Ömer (ra) kıldırdı.
Hastalığından kurtulamayacağını anlamıştı. Çünkü Hayber’in fethinde Resulullah (sav) ile beraber bulunmuş ve Zeynep isimli Yahudi kadının pişirdiği ve zehirleyerek peygamberimizin (sav) önüne koyduğu koyunun etinden peygamberimiz (sav) gibi o da bir lokma yemişti. Ancak o zaman vadesi dolmadığı için Allah o zehiri tesir ettirmemiş ve zehri vücutta toplamıştı. Şimdi o zehir vücuduna dağılmış olacak ki aynen peygamberimizin (sav) hastalığı gibi ateşli bir hummaya tutunmuştu.
Hz. Ebubekir (ra) vefat edeceğini anlayınca peygamberin vefat ettiği zaman meydana gelen gergin ve karışık ortamın oluşmaması için seçkin sahabeleri topladı.2 Aşere-i Mübeşşere’den Abdurrahman b. Avf (ra) Hz. Ali (ra) Hz. Osman (ra) Sa’d b. Zeyd (ra) ve Talha b. Ubeydullah (ra) ile görüştü. Ayrıca Esid b. Hazir gibi seçkin insanlarla da görüşerek Hz. Ömer’i (ra) onlara sordu. Hepsinden isabet sözünü aldı.3
Vefatından önce kızı Resulullah’ın gözdesi ve eşi Hz. Aişe’yi (ra) çağırtmış ve “Biz halife olduğumuz andan itibaren bize beytü’lmalden tahsisat ayrılmış ise de Müslümanların dinarını ve dirhemini yemedik. Bu deve, bu köle ve bu kaftan da Beytü’l-Malindir. Bunları Ömer’e teslim et” diye vasiyet etti. Terekesinde bunlardan başka bir kuruşu çıkmadı.
Servetini nafakasına harcamış bitirmişti.
Sonra bir “Vasiyetnâme” hazırladı ve şöyle yazdı:
“Bismillahirrahmanirrahîm. Muhammed Resulullah’ın halifesi Ebubekir’in son andaki ahd-ü vasiyetidir. Ben sizlere akrabam olmayan birisini, Ömer b. Hattab’ı sizlere halife adayı olarak vasiyet ettim. Onu dinleyin ve itaat edin. Sizler için hayırlı olanı aramakta kusur etmedim. Şayet o sabırla ve adaletle muamele ederse beni tasdik etmiş olur. Şayet cevir ve tebdil-i meslek ederse ben gaybı ve geleceği bilemem, bu konuda mazurum. Ben bununla sizin için ancak hayırlı olanı murad ettim. Herkes amelinin karşılığını görür. Esselamü aleyküm ve Rahmetullah” Ebubekir.4 (ra)
Sonra pencereden başını dışarıya uzattı. Dışarıda bekleyenlere şöyle hitap etti: “Ey Resulullah’ın sahabeleri! Ben sizlere bir halife intihap ettim, razı mısınız?” dedi. Hz. Ali (ra)
1 Muhammed Hamidullah, Muhammed Resulullah, s.195-198; Suyutî, Celaludddin, el-İtkan Fî Ulum'il-Kur'an, Beyru, 1:135; 4:233
2 İbnü’l-Esir, el-Kâmil, 2:273
3 Taberi, Tarih, 4:51; Suyuti, Tarihu’l-Hulefâ, Mısır-1952,s. 82
4 Taberi, 4:51; İbnü’l-Esir, 2:272
“Bu Ömer’den başkası ise razı değiliz!” diye bağırdı.1 Hz. Sıddık (ra) “Size seçtiğim ve tavsiye ettiğim halife Ömer’dir!” dedi. Sonra kölesi ile yazdığı vasiyeti hazır bulunanlara okuttu. Herkes “Semi’nâ ve Ata’nâ / Dinledik ve itaat ettik” dediler. İslam hukukçularına göre Hz. Ebubekir’in yaptığı sadece aday tespitinden ibaretti. Aday tespiti ve teklifi ise atama ve bey’at sayılmamıştır. Daha sonra sahabeler biat merasimini yaparak seçilen adayı kabul ettiklerini ve onayladıklarını göstermişler. Başka aday çıkarmamışlardır. Seçimden sonra halife ilan edilmiştir.2
Hz. Ömer (ra) Arapların zayıf bir kabilesinde mensuptu. Aday tespitinde ve seçimde liyakat esas alınmış, oy kaygısı ve kavim-kabile gücü dikkate alınmamıştır.3
Hz. Ali (ra) herkesten önce koştu ve Hz. Ömer’in (ra) yanına gitti. “Yâ Ömer! Ebubekir (ra) yerine sizi intihap etti. Bu işin üstesinden gelecek güçlü ve emin kişi ancak sensin! Allah mübarek etsin!” dedi ve kendisini tebrik etti. Sonra elini tuttu ve “Sana ilk biat eden ben olacağım” dedi ve kendisine biat etti.
Hz. Ebubekir (ra) istişareye dayanan, ama otoriteyi de devre dışı bırakmayan bir seçim yaparak gösterdiği adayı yine sahabenin onayına sundu. Gösterdiği aday yine sahabe tarafından oy birliği ile kabul edildi ve böylece tepeden inmeci, emr-i vaki olmayan ve ihtilaflara da sebep olmayacak bir şekilde yeni bir seçim usulü ile Hz. Ömer’in seçilmesini sağlamış oldu. Hz. Ebubekir’in bu usulü ile halife seçiminde hiçbir kargaşa yaşanmadı ve Hz.
Ebubekir’in (ra) seçiminden daha fazla bir katılım sağlandı, muhalefetin ortaya çıkması da engellenmiş oldu. Böylece Hz. Ömer’in seçiminde itirazsız tam bir “İcma” sağlanmış oldu.
Selman-ı Farisi (ra) Hz. Ebubekir’e “Bana son bir nasihatin olmayacak mı?” deyince Hz. Ebubekir (ra) ona dönerek “Yakında rızık kapıları sizlere açılacak. Birkaç günlük ömre aldanarak yarın huzur-u ilâhide mahcup olacak işlere girişmeyin” dedi.
H.13/M.23 Ağustos 634 tarihinde Cemaziye’l-ahir’in sonuna 8 gün kala Salı gecesi akşam ile yatsı arasında 63 yaşında ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Vefat ettiği zaman 2 sene 3 ay 10 gün halife olarak görev yapmıştı. Allah şefaatine bizleri nail eylesin. Âmin!
Hz. Ebubekir’in vefat ettiğini duyan Hz. Ali (ra) hızla evine gitti. Cenaze namazını kıldırmadan önce şöyle konuştu: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun Yâ Ebabekir! Andolsun ki sen herkesten önce Müslüman oldun. İmanın da herkesten daha güçlü idi. Allah korkusu taşıyan ve Allah’ın Resulünü en çok seven sendin. Allah seni Kur’anda övdü. “İkinin ikincisi”
hitabına mazhar oldu. Herkes gevşek dururken sen sağlam durdun. Herkes tembel davranırken sen öne çıktın. Başkasının başarısız olduğu durumlarda sen başarılı oldun. Senin gönlün herkesten daha cesaretli, işlerin herkesten daha güzeldi. Cismen zayıftın, ama Resulullah’ın sünnetini Allah’ın emrini yerine getirmede herkesten güçlü idin. Şimdi Allah’ın huzuruna gidiyorsun. Allah sana İslam’dan en hayırlı mükâfat versin.”4
Hz. Ebubekir’in babası Ebu Kuhafe (ra) henüz hayatta idi. Kendisine “Oğlun vefat etti”
dediler. “Yerine kimi bıraktı?” diye sordu. “Ömer’i bıraktı” dediler. “O benim dostum ve arkadaşımdır” dedi ve sustu. Altı ay sonra H.14 yılı Muharrem ayında 97 yaşında vefat etti.