• No results found

İç Anadolu Bölgesi sınırlarında, Ankara’nın 99 km. kuzeybatısında yer alan Beypazarı, Ankara iline bağlı ilçe merkezidir. Kuzeyinde Bolu ili, Kıbrısçık ve Seben ilçeleri, batısında Nallıhan ilçesi ve Eskişehir ili, güneyinde yine Eskişehir ili ve Polatlı ilçesi ile doğuda Ayaş, Güdül ve Çamlıdere ilçeleri yer almaktadır. Eski Ankara – İstanbul karayolu kent merkezinden geçer. Yüzölçümü 1.868 km2olan ilçenin rakımı

675 m.dir (Anonim, 1973, s.60).

Beypazarı ilçe toprakları, kuzeyde ve güneyde yer alan dağlardan, ortada da Kirmir suyunun açtığı çöküntü oluğunun tabanındaki Beypazarı ovasından oluşur. İlçenin kuzeyini Işık, Aladağ ve Köroğlu Dağları’nın uzantıları engebelendirir. Bu

dağlardan ayrılan kollar ilçe merkezine kadar girer, güneye doğru uzanarak birçok irili ufaklı dağ ve tepeleri meydana getirir. İlçe sınırları içindeki en önemli yükseltiler 2000 metreye yaklaşan Karlık ve Kavaklı dağlarıdır. İlçenin güney kesimlerini Sündiken dağlarının uzantıları kaplar. Beypazarı topraklarına batıdan giren Sündiken dağları, kuzeybatı-güneydoğu doğrultuludur. Yükseklikleri 1000 m.yi aşmaz (Şener, 1997, s.1).

2.3.2. Tarihçesi ve adı

Beypazarı ve çevresinde zaman zaman toprak altından çıkan buluntular, sikke ve kalıntılar üzerinde yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda, ilçe ve çevresinde sıra ile Hititler, Frigler, Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçukluları ve Osmanlıların egemen oldukları anlaşılmaktadır (Şener, 1997, s.13).

Beypazarı ve çevresinde yaşadıkları bilinen en eski halk; orta batı Anadolu’da lokalize olan, Hint-Avrupa kökenli Luwi’lerdir. Bunların İ.Ö.3000 yılın ikinci yarısında Anadolu’ya girdikleri sanılmaktadır. Hitit metinlerinde Luwi ülkesi uzak bir memleket olarak belirtilir. Bunlardan sonra Kızılırmak kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri’lerin Beypazarı ve çevresinin en eski sakinlerinden oldukları tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Hititler ile akraba olan Luwi’ler yeni gelenlerin etkisiyle güneye çekilmişler ve M.Ö. 1200 yıllarından sonra da etkinliklerini kaybetseler de varlıklarını koruyabilmişlerdir. Daha sonra Beypazarı ve çevresinde Hititler egemen olmuşlar ve Hitit imparatorluğundan sonra da Orta Anadolu’da ikinci büyük devlet Frig’lerdir. Friglerden sonra Beypazarı yöresinde Sakarya nehri civarında yaşayan, müstakil bir devlet kuramayan ancak yabancı ordularda ücretli asker olarak çalışan Galat’lar hâkimiyet sağlamışlardır. Galatlardan sonra bölgede yaşamış olan Romalılar zamanında Beypazarı civarında Dadastana adlı kentçiğin varlığı biliniyor (Torun, 2004, s.17,18).

Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu’ya girmesinden kısa bir süre sonra Marmara’ya ulaşmaları ile Beypazarı’da ilk Türk akıncıları ile karşılaşmıştır. Selçuklu yönetimindeki Beypazarı, konum itibariyle sık sık göç eden Türkmen boyları- nın yerleştiği yerlerden olmuştur. Bu boylardan en önemlisi Kayı boyudur. Orhan Bey’in Ankara’yı alması ile Hüdavendigar (Bursa) Sancağı’na bağlı bir nahiye, sonrada kaza merkezi olarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Tanzimat’ın ilanından sonra Ankara’ya bağlı bir kaza konumuna getirilmiştir.

Beypazarı ilçesine ilk ismi Luwi’ler “Lagania” olarak vermişlerdir. Luwice Lagania “Kaya Doruğu Ülkesi” anlamına gelmekte olup, Beypazarı’nın kurulduğu yerin

konumunu oldukça güzel bir şekilde anlatmaktadır. M.S. 6. yüzyıla kadar adı Lagania olan Beypazarı’nın adı bu tarihten sonra değişmiştir. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios o zamanlar Piskoposluk merkezi olan Lagania’yı ziyaret etmiş ve bu ziyaretin anısına burası Anastasiopolis olarak anılmaya başlanmıştır. Beypazarı’nı Rumlardan, Kütahya Beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar alarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Bundan sonra Beypazarı’nın adı fethedenin hatırasını yaşatmak amacıyla “Beyhezarı” olmuştur. Sonradan bu bey buraya yerleşerek burada panayır şeklinde büyük alışveriş yerleri kurarak çevre şehir, kasaba ve köylerin muayyen günlerde toplandığı büyük bir pazar yeri hâline gelmesini sağlamıştır. Sonradan bu pazar oldukça meşhur olarak Bey’in “Hezar” olan adının unutulmasına sebep olmuş ve bugünkü bilinen “Beypazarı” şeklini almıştır (Umar, 1993).

2.3.3. Ekonomik yapısı

Beypazarı ilçesi ekonomisi; tarım, ticaret, hayvancılık, sanayi ve el sanatlarına dayanmaktadır. Geçmişte bütün çevre kasaba ve köylerin alışveriş için geldikleri ve Ankara esnafının mal alıp sattığı bir ticaret merkezi durumundayken, bu önemli ticaret merkezi; Ankara’nın başkent oluşu, Eskişehir bağlantı yolunun kullanılmaması ve Beypazarı’ndan geçen Ankara - İstanbul yolunun Kızılcahamam’a yönlendirilmesi sonucunda eski önemini yitirmiştir.

Son yıllarda ilçe nüfusunun artması, küçük esnaf ve sanayinin kalkınması, tavukçuluk, sebzecilik, arıcılık, sütçülük ve ticaretteki canlanma ve gelişimle birlikte gözle görülür bir ilerleme olmuştur. İlçe nüfusunun % 67’si tarımla uğraşmaktadır. Modern tarım araç ve teknikleri sayesinde daha fazla ürün alınmaya başlanmıştır. Küçük sanayi ve el sanatları da halkın geçim kaynağı haline gelmeye başlamıştır.

Genelde halkın gelir kaynağı tarım olup başta “havuç” gelir. Beypazarı, havuç üretiminde Türkiye genelinde söz sahibi olmuştur. Buğday köylünün en önemli gelir kapısıdır. Çeltik, ıspanak, turp ve soğan da ilçenin gözde tarım ürünlerindendir. Kırbaşı yöresinde de başta hububat olmak üzere ayçiçeği üretilmektedir. Tarım da Türkiye’de Adana Ovasından sonra ikinci sırada gelir.

Tarımın yanında sanayi sektörü de oldukça gelir getirmektedir. En büyük sanayi alanlarından birisi karasörcülük’tür. Bunun dışında dünyanın ikinci büyük maden

rezervi Trona maden yatakları, Termik santral ile Linyit kömür ocakları, Karakoca doğal maden suyu, Dutlu kaplıca ve içmeleri, Beyyem A.Ş. (yem fabrikası) ve Beypi A.Ş. ( piliç entegre tesisi), Güngör Çiftliği (süt ürünleri) ve un fabrikası işletmeleri Beypazarı halkına istihdam oluşturmaktadır.

Turizm sektörünün yaygınlaşması nedeniyle Beypazarı’nda üretilmekte olan Beypazarı kurusu, havuç lokumu, şeker sucuğu, pişmaniye, mumbar (sucuk) ve tarhana Beypazarı’nda yeni bir ticari sektör olmaya başlamış, ekonomiye katkı payı artmıştır. Ayrıca tarihi eski konaklarda pansiyon ve restoran olarak hizmet veren işletmelere dönüştürülerek gelir sağlanmaktadır.

2.3.4. Tarihi evleri

Beypazarı denince akla ilk gelen tarihi evleridir. Evliya Çelebi’nin Seyahat- namesine de konu olan Beypazarı evleri; cumbalı, üstünde guşgana adı verilen bir çatıdan oluşan iki üç katlı yapılardır. Evlerin iskeleti ahşaptır ve bu ahşap, tatlı kireç denilen malzemeyle sıvanmıştır. Odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü bu malzeme, Beypazarı evlerini farklı kılar. Tavan arasındaki zemin katları taştan, geri kalan kısmı ahşaptan oluşan bu evlerin girişinde demir kapılı mahzenler bulunur. Tarih boyunca yangınlarla birçok kez harap olan Beypazarı’nda evlerin içindeki bu mahzen- ler kıymetli eşyaların saklanması amacıyla kullanılmıştır. Yine bu yangınlar nedeniyle binlerce yıllık tarihe sahip Beypazarı’nda, mimari açıdan en erken tarihli konak 13.yy.a aittir. Sokaklarda iç içe yerleşim tarzı benimsenmiştir. Bu nedenle kapılar, pencereler ve guşganalar birbirine bakar şekilde düzenlenmiş, evler yerleşim olarak bitişik ve birbiri- ne yakın inşa edilmiştir.

2.3.5. Tarihi eserleri

Beypazarı; cami, türbe, han ve hamam gibi birçok tarihi esere sahiptir. Bunlar; Akşemsettin Camii (15.yy), Kurşunlu Camii (17.yy.), Sultan Alaattin Camii (15.yy.), Tabakhane Camii (1896), İmaret Camii (1885), İncili Camii (1896), Yeni Camii (1896), Gazi Gündüzalp Türbesi, İvaz Dede Türbesi, Karadavut Hazretleri Türbesi, Üç Kızlar Türbesi, Karaca Ahmet Sultan Türbesi, Yediler Türbesi, Suluhan (1613), Rüstem Paşa Hamamı ve Eski Hamam (Beyoğlu Hamamı)’dır.

2.3.6. El sanatları

2.3.6.1. Telkari işlemeciliği: El işçiliğiyle yapılan altın ve gümüş telkari

takılar, zarafeti ve farklı tasarımlarıyla Beypazarı’nda ustalıkla oluşturulan bir sanat eseridir. Gümüş işleme sanatı Beypazarı’na ahilik yoluyla kazandırılmıştır. Ahilik 13. yy.da Anadolu’da görülmeye başlanan esnaf ve sanatkâr birliklerine verilen addır. Beypazarı halkı bu sanatı bir iş olarak kabul etmiş ve zaman içinde geliştirmiştir.

2.3.6.2. Dövme bakırcılık: Bakırı Samsun ve Çorum’dan alan ustalar

madeni, örsler üzerinde çekiçle döverek güğüm, tencere, tava, tepsi, sini, helke, kazan, leğen ve ibrik gibi kaba iş tabir edilen eşyaları yapmaktadırlar. Ayrıca vazo, saksılık, kül tablası, meyve tabakları, maşrapa, kevgir ve kepçeler gibi ince işlerde yapmak- tadırlar.

2.3.6.3. Dokumacılık: Beypazarı’nda bir aile mesleği olarak devam

ettirilen dokumacılıkta, muhtelif kalınlıkta pamuk ipliği, floş (suni ipek), ve yün ipliği (kıl) vb. kullanılmaktadır. Dokuma tezgâhlarında kıldan eni dar kumaşlar dokunur ve ondan da kışlık yelek ve şalvar dikilirdi. Pamuk ipliği ve floştan, iş bürgüsü, aynalı bürgü, peştamal, don, işlik, ince astarlık, kaput bezi, diril dok (erkek kumaşı), gömleklik, yolluklar ve hamam havlusu gibi şeyler dokunurdu.

2.3.6.4. El işlemeleri, çevre ve sırma işlemeleri: Dokuma ve ince

deriden yapılmış, muhtelif eşyalara usullerine göre iğne ile türlü cins ve renkte ipliklerle yapılan süslemelere “işleme” adı verilmektedir. Beypazarı işlemeleri arasında öne çıkan sırma işlemeli “bindallılar”, yörede her genç kıza annesinden kalan değerli bir elbise olarak kullanılmaktadır. Tülbent, mermerşahi ve tül üzerine sırma ile işlenen, kare şeklinde mendil büyüklüğündeki “çevre” adı verilen örtüler ise bindallı elbiselerle birlikte yöre kadınlarınca günümüzde halen kullanılmaktadır.

2.3.6.5. İpekli el dokumacılığı: Beypazarı’nda günümüze kadar

geleneksel olarak süregelen ipek el dokumacılığı, yörede sadece “bürgü” amacıyla dokunmuş ve halen de bu amaçla devam etmektedir. Kadınların örtünmek için kullandıkları bir tür kıyafet olan bürgüler, erkekler tarafından yapılmaktadır.

2.3.6.6. Demircilik: Muhtelif boy ve tarzda örsler, çekiçler, balyozlar,

maşa ve makaslar kullanarak ateş ocaklarında demire şekil veren ustalar nacak, balta ve keserler, kazmalar, ev ve bahçe aletleri, kancalar gibi aletler yapmışlardır. Demircilerin sayısı günümüzde azalmış olsa da, 70 yıllık bir tarihe sahip bu el sanatı halen Beypazarı’nda sürdürülmektedir.

2.3.6.7. Saraçlık: Eyer, at takımları, araba koşumları başta olmak üzere

deriden ve meşinden çeşitli eşyalar yapanlara “saraç”, bu mesleğe de “saraçlık” denilmektedir. Özellikle ayakkabı yapımıyla uğraşanlara ise “kavaf” denilmektedir. Türkler için büyük önem taşıyan bu meslek, Beypazarı'nda halen yaşatılmaktadır.

2.3.6.8. Semercilik: Bir zamanlar oldukça geçerli bir meslek ve iş kolu

olan semercilik, ulaşım araçlarının zamanla değişmesi ve gelişmesi sonucu önemini yitirmiştir. Beypazarı’nın Bağdat yolu üzerinde bulunması ve kervanların bu yolu kullanması, ilçede semerciliğin çok eskilere dayandığının bir göstergesidir. Beypazarı, bu yy.da semercilik mesleğinin sürdürüldüğü ender ilçelerden biridir.