• No results found

Candida spp. in blood cultures

In document NORM/NORM-VET 2020 (sider 132-136)

Yeni toplumsal hareketleri etkileyen sosyolojik süreç milliyetçilik araştırmalarını da belirlemişti. Bu araştırmalar 1980’lerin sonuna doğru başlamış disiplinlerarası bir nitelik göstermiş, çalışmalarda o tarihe kadar unutulan, fark edilmeyen Batı merkezli, erkek egemen ve günlük yaşamın içindeki güç ilişkilerini yeniden üreten sürece dikkat çekilmiştir. Bu tarihden sonra feminist anlatı ve sömürge deneyimleri milliyetçilik literatüründe yerini almıştı. Milliyetçiliğin toplumsal cinsiyet boyutu en iyi isimsiz asker kavramsallaştırılmasında görülüyordu. Bu yeni yaklaşıma göre isimsiz askerin karısı da vardı ve bunun anlatısı da önemliydi. Tıpkı Vergilius’un “Aeneas” ında onun eşi “Lavinia”nın da bir hikayesi olması gibi (Guin, 2009). Bu yeni süreçte N. Yuval-Davis, D. Kandiyoti, S. Walby, C. Enloe, F. Anthias, K. Jayawardena dikkat çekiyordu. Türk edebiyatı ve sinemasında da kadınların rolü feminist tezin öne sürdüğü gibi görünmez ya da toplumsal rolüne uyan figüratif bir modeldir. Bu bölümde öne çıkan toplumsal cinsiyet ve milliyetçilik çalışmalarına göz gezdirilecektir.

Davis ve Anthias’ın çıkış noktaları feminizmin, devlet ve milliyetçilik üzerine yaklaşımlarının yetersiz olmasıydı. 1989’da birlikte çıkardıkları “Woman-Nation State” kitabı ülkeler arası karşılaştırmalı bir analizi içeriyordu. Davis uzun bir süre Greenwich üniversitesinde “Toplumsal Cinsiyet ve Etnisite Çalışmaları”nı yürüttü. “Gender and Nation” (1997) kitabıyla büyük bir etki yaratan Davis şu anda “UEL Cultural Studies” bölümünde araştırmalarına devam etmektedir. Kitabın önsözünde çalışmanın 1984’de Thames Polytechnic (Greenwich) de başladığını 20 akademisyen ve değişik ülkelerden katılımcılarca üç gün boyunca tartışmaların sürdüğü belirtilmektedir. Çıkarttıkları

63

sonuca bakılırsa Anthias ve Davis görüşlerinde yalnız değildirler (Davis & Anthias, Introduction, 1989). Makaleler bir taraftan toplumsal cinsiyetin etnik ve ulusal pratikler için, diğer yandan da etnik ve ulusal pratiklerin toplumsal cinsiyet açısından önemli olduğunu göstermektedir (Walby, 2009, s. 38). Bu bağlamda kadınların etnik-milliyetçi süreçlerden etkilenmesi ve bunları etkilemesi anlamında yaklaşımları dikkat çekmektedir. Siyahi ve etnik azınlıklık kadınları ırk ayrımcılığına ek olarak ikincilleştirme olarak cinsiyet ayrımcılığına da (Hooks, 2012) maruz kalmaktadırlar. Kadınlar etnik-milliyetçi süreçlerden etkilenirlerken diğer taraftan da bunları üretmektedirler (Davis & Anthias, Introduction, 1989 s. 1-4). Davis ve Anthias kadınların devletin söylemine katılmaları ve bunları üretmelerini beş başlık altında aktarırlar. a. Etnik grup üyelerini biyolojik olarak (doğurmak) üreterek. b. Etnik- milliyetçi gruplarının sınırlarını yeniden üreterek. c. İdeolojik yeniden üretime katılmak ve diğer kuşaklara aktarmak. d. Etnik-milli ayrımları belirleyen (signifiers) olarak. e. Askeri-ekonomik, politik mücadelelere katılımcı olarak (A.g.ç., s. 8-11). Derlemelerindeki diğer makalelerde Davis ve Anthias’ın bu beş role dair görüşlerini ampirik olarak desteklemiştir (Walby, 2009, s. 40). Davis daha sonra çalışmalarına “Gender and Nation” (1997) ile devam etti. Bu kez kadınlara ek olarak erkeklerin de bu süreçte konumlanışını incelemekteydi. Hocasının dediği “Sadece kadınlardan bahsetmek tek elle el çırpmak gibidir” ifadesinin doğru olduğunu zaman içinde görmüştür. Kadınlığın ilişkisel bir kategori olduğunu ve ulus oluşumunun kendine özgü erkeklik ve kadınlık kavramları ürettiğini bu bağlamda incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. Ancak daha önceden Gellner, Hobsbawm. Kedourie, Smith’in yanı sıra bir kadın olan Liah Greenfeld (2017) dahi milliyetçilik araştırmalarında kadını görememişlerdir. Oysa milletleri biyolojik, kültürel ve sembolik olarak yeniden üreten bürokrasi ve entelijansiya değil kadınlardır. Kadınlar o kadar göz ardı edilmiştir ki John Hutchinson ve Anthony D. Smith’in derlediği “Nationalism” antolojisinde dahi son bölümde “Milliyetçiliğin ötesi” başlığında yer bulmuşlardır (Davis, 2007, s. 17-20). Bu durum Seymour Martin Lipset’in “Political Man”ı T.Gurr’un “Why Men Rebel”i, T. H. Marshall”ın “Class, Citizenship and Social Development”i, Karl Deutsch’un “Nationalism and Social Communication”u Barrington Moore’un “The Social Origins of Dictatorship and Democracy”si, S. N. Eisenstadt ve S. Rokkan’ın “Building Satets and Nations”ı ve hatta Perry Anderson’un “Lineages of the Absolutist State”i için de

64

geçerlidir. Hatta Theda Skocpol”un “States and Social Revolution” kitabı erkeğin modern Fransa, Rusya ve Çin’i inşa etmesinin hikayesidir (Nagel, 2009, s. 65). Halbuki toplumsal cinsiyet, milliyetçilik kurgularının tali değil, kurucu ögesidir. Uluslaşma süreci farklı erkeklik-kadınlık kurgularının ve pratiklerinin çatışmasına dayanır, yani bir takım gerilimler çözülürken yenileri yaratılır (Altınay, 2009, s. 19). Bu anlamda toplumsal cinsiyet özelinde erkeklik ile militarist, milliyetçi ilişki çok önemlidir. Ordu ve paramiliter kurumlarda erkeklerin neden erkekçe yiğitlik ve güçlü karaktere bu kadar takıldıkları her zaman gizemlidir, önce siyahların, sonra (hâlâ) kadınların, şimdi eşcinsellerin askeri kurumlara girmesinden rahatsız olmaları, korkmaları da. Bu çeşitliliğe karşı isterik (!) direniş, erkeklerin sadece geleneği değil belirli bir ırka, cinselliğe ve toplumsal cinsiyete dayanan benliklerinden kaynaklanır. Yani beyaz, erkek, heteroseksüel, maskülen kimlik nosyonu (Nagel, 2009, s. 90).

Walby’e göre (2009, s. 36-37) toplumsal cinsiyet ile vatandaşlık, etnisite, ulus, ve ırk değişkenleri arasındaki ilişkiye yaklaşımlar beş ana eksende görülmektedir. İlki toplumsal cinsiyeti kabul eden ancak bu değişkenleri etkileyemeyeceğini öne süren, ikincisi bu değişkenlerin toplumsal cinsiyeti pek de etkilemediğini öne süren “simetrik” yaklaşım, üçüncüsü tüm toplumsal ilişkilerin birbirlerine eklenerek ele alınması yani siyah kadının hem ırkçılıktan hem de cinsiyetçilikten etkilenmeleri, dördüncüsü beyaz kadınların ezilmelerinde merkezi rol oynayan değişkenlerin diğer etnik grup kadınları için merkezi olmaması nihayet beşinci yaklaşım ise bu değişkenlerle toplumsal cinsiyetin birbirlerini etkilediği görüşüdür. Bunlara ek olarak sınıfsal ve kapitalist ilişkilerin her analizde nasıl ele alındığı gibi bir değişken var. Bu değişken her analizde farklı bir biçimde görünmektedir.

Walby, Anthias ve Yuval Davis’in kadınların etnik/ulusal süreçlere katılımına, kendisinin ise kadınların katılımındaki farklılıklar üzerine vurgu yaptığını belirtir. Kadınlar ve erkekler bu süreçlerde farklı şekillerde etkilenir, bu yüzden farklı ilgi uyandırır (Walby, 2009, s. 41). Walby, öncelikle farklı uluslar ile etnik gruplar arasındaki toplumsal cinsiyet ilişkilerini karşılayacak kavramsal çerçeve sonra da kadınlar ve erkeklerin ulusal projelerle farklı özdeşleşmeleri ve makro düzeydeki gruplarla kurdukları bağlılık ilişkisini araştırmaya çalıştığını söyler. Bunu üç düzeyde inceleyeceğini ifade eder. İlk olarak ulusal projelerin ne ölçüde ve koşulda aynı zamanda toplumsal cinsiyet projesi olduğu, ikinci olarak milliyetçilik, militarizm ve

65

toplumsal cinsiyet değişkenleri karşılıklı bağlantılar ve farklar düzeyinde, üçüncü olarak toplumsal cinsiyetin sınıf ve etnik ilişkiler ile aynı uzamsal düzeni paylaşıp paylaşmadığı ve kadınlarla erkeklerin farklı uzamsal ölçekleri olan toplumsal olgulara bağlılıklarının olup olmadığını araştıracaktır (A.g.ç., s. 47). Toplumsal cinsiyet, etnisite, ulusal ve ırksal ilişkiler dışında analiz edilemeyeceği gibi bu değişkenler toplumsal cinsiyet dışında da incelenemez. Yapılması gereken bunları birbirine eklemek değil, birbirlerini etkilemelerine olanak vermek ve bunu incelemektir (A.g.ç., s. 62).

Kadının yüceltiliyor görüntüsü altında aslında ikincilleştirilmesi de milliyetçi söylemin asli unsurlarındandır. Chatterjee bu süreci Hindistan örneğinde gösterir. Modern dönemin Hint milliyetçiliğinin kadınlara yeni bir toplumsal sorumluluk üstlenme şerefi (!) verdiğini ifade eden Chatterjee’ye göre (2009, s. 121) maddi dünyanın dayanaklarına boyun eğmek zorunda olan erkeklerle zıtlık olacak şekilde kadınların manevi nitelikleri öne çıkarıldı. Yaşam koşullarının zorunlulukları erkeklerin giyimlerinde, yeme alışkanlıklarında, ibadetlerinde, sosyalliklerinde değişikliklere neden olmuştu. Bu tavizler kendilerini koruyan kadınlarca giderilmeliydi. İbadetleri onlar yerine getirmeli, erkekler gibi yemek yememeli, içki, sigara içmemeliydi. Bu yeni milliyetçi söylem ataerkini otoriteyle değil ustalıklı bir ikna ile halletti. Kadınlar tanrıça veya anne olarak yüceltildi. Kökleri nerede olursa olsun ideal Hint kadını örneği olarak “Sati-Savitri-Sita” üçlemesi milliyetçi dönemde baskın bir örnek oldu. Yeni kadın tipolojisi fedakar, yardımsever, vefakar, dindar gibi manevi değerlerle massedilmişti. Bu yeni manevi ideal Hint kadını tipi onun ev dışına çıkmasını engellememiş aksine bu yeni rol onun dünyaya açılmasını mümkün kılmıştır. Kadına yüklenen tanrıça ya da anne imgesi de, evin dışındaki dünyada, kadının cinselliğinin silinmesini sağlamıştır. Chatterjee’nin Hindistan için verdiği bu örnek Türk sinemasında ulusal anlatı özelinde de gözlemlenecektir.

Hindistan örneğinin bir benzeri de Kürt kadını üzerinden gözlemlenmektedir. Kadına dair imgelerin ortaya çıkışı kadınların dönemsel katılımlarıyla ilgilidir, yoksa hepten içi boş ihtiyaçlara yönelik kurgular değildir. “Acılı ana” 12 Eylül döneminde ortaya çıkmış, “Yoldaş kadın” 90’ların üniversitelerinde ve kentlerde görünmüştür. “Ana”, “Yoldaş” gibi imgelerin kadın öznelliğine tesiri bakımından karşılıklı bir etki söz konusudur. Kadınlara görev ve değerlilik duygusu verirken onlara yönelik bir beklentiyi de göstermektedir (Çağlayan, 2007).

66

Türk masallarında kadın kahramanlar gözüpek, lafını esirgemeyen, ukalalığa varacak kadar iddialı, kendi kararlarını alan, çoğu kez oğulsuz ailede erkeğin yerine geçen, kahramanlık yoluna erkek rolüyle çıkan ama mutlaka bakire bir tipleme olarak çizilir (Sezer, 2014, s. 49). Milliyetçi anlatı bağlamında Sabiha Gökçen önemli bir figür olarak hikayelerde yerini alır. Bunun karşıtı olan bağımsız kadın tiplemeleri ise olağandışıdır. Büyücüler, dev anaları, ecinniler, peri kızları… Temel özellikleri doğaya hükmetmeleri, cinsellikle ilgileri olmamaları ya da varsa bile erkeği mahvedecek bir yöntem olarak kullanmaları, yani “femme fatale” olmaları. Kadın korkusu dişilik ve annelik üzerinden gider. Dişiden duyulan korku femme fataleye aktarılır (Sezer, 2014, s. 19 ve 95).

Bu bağlamda yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi kadın Türk milli ideolojisininde de çok önemli bir rol üstlenir. Kurtuluş savaşının “Halide Onbaşı”sı Halide Edip’e yönelik de dönemine göre tepki görülür. Önce kadınların kurtuluşunda öncü, örnek Türk kadını iken sürgünün ardından yazdığı anılarla Atatürk devrimine ihanet eden iktidar hırsı olan demonik bir karakter olarak yansımaktadır (Durakbaşa, 2014, s.152).

Kadının kurgulanması sömürgecilik üzerinden de değişiklik gösterir. İslam dünyasındaki sömürgeci devletler kadının peçesi bağlamında fantaziler üreterek hem erkeklik hem de milli söylemleri üzerinden karşısındakinin anlatısını yıkmaya çalışır. Bu bağlamda peçenin ardına sızmak sömürgeleştirilen ülkenin egemen kodlarına saldırmak anlamındadır. Fantezi ve arzu sömürgecilik altında nesnesinin kimliğine saldırırken kendi kimliğini kurmaktadır (Yeğenoğlu, 2003). Frantz Fanon’da bu durumun aynısını Fransa’ya karşı Cezayir bağımsızlık savaşı için tesbit eder. Sömürgeci beyaz adam Cezayir milli kimliğinin simgesi olan çarşafın onlar için ne kadar önemli olduğunu oryantalistlere danışarak öğrenir. Mantık “Kadınları elde edelim gerisi kolay” anlamındadır. Yani bu milli kimliğin mukavemetini kırmak için öncelikle kadını fethethemesi, onu ele geçirmesi gerekir (Fanon, 1982). Şiddet sömürgeciyi ülkeden atmanın tek yoludur. Fatihlerine imrenen onlar gibi olmak isteyen kendi derisinden utanan insanlar, milli kimliğini kurmaya çalışırken yine onları taklit eder kendilerini mümkün olduğunca onlara benzetmeye çalışırlar. Siyah kadın beyaz erkekle birlikte olmanın yolunu arar, bulduğu erkek en az siyah olan olmalıdır (Fanon, 1998).

67

In document NORM/NORM-VET 2020 (sider 132-136)