• No results found

4.2 Arbeidsmarkedstilpasning og lønn

4.2.6 Sektor og næring

‘Normal’ ve ‘normal dışı’ davranış arasındaki çizgiyi belirlemede istatistiksel ölçülerden sapma, toplumsal ölçütlerden sapma, davranış uyumsuzluğu, öznel üzüntü d duyguları ölçüt olarak tanım sağlamak amacıyla uygulamada birlikte ele alınır.

‘Normallik’ konusunda ise, gerçekliğin yeterince algılanması, davranış üzerinde gönüllü denetim kurma yeteneği, öz-değer duygusuna sahip olma ve benimseme, sevgi ilişkileri kurma yeteneği ve üretkenlik niteliklerinin, daha ziyade normal kişinin, anormal olarak tanı konulan kişiden daha büyük ölçüde sahip olduğu özellikleri temsil ettiği kabul edilir.49

a. Biyo-Medikal Model ve Belirti-Teşhis Modeli (Kategorik Yaklaşım), Sınırlılıkları

Tıpta, 1900’lü yıllardan itibaren baskın paradigma olan ve bilimsel pozitivizme dayanan Biyo-Medikal Model; semptoma yönelik tedavi anlayışı, “hasta yoktur; hastalık vardır“ görüşü ve hastalığın biyolojik kökenli olduğu şeklindeki yaklaşımlarıyla50 bütün tıp alanlarında olduğu gibi psikiyatride de etkili olmuş; psikiyatrinin ruh hastalığına bakışı, ruh hastalıklarını teşhis ve sınıflamasını bu modelin etkisi altında kalmıştır.

Geleneksel tıbbî yaklaşımda, sebep-sonuç, etiyoloji, teşhis, uygun tedavi varsayımlarıyla işleyen Biyo-Medikal Modelin etkisiyle ruh sağlığı basitçe, ruh hastalığının olmaması olarak anlaşılıyordu. Buna göre eğer insanlar hasta değilse, sağlıklı olmalıydı.51

Geleneksel psikiyatrik terimlerde, belirtiler altta yatan ruh hastalığının tezahürü olarak düşünülmektedir. Teşhis koymanın; iletişimi basitleştirme, karmaşık sorunları basitçe ortaya koyma, uygun tedavi aracı olma, başvuranı rahatlatma gibi faydalarının yanı sıra, teşhislerin sadece belli davranış tiplerini etiketleme anlamı taşıdığı, hastanın yaşadığı deneyimlerin doğası ve sebepleri hakkında bilgi vermediği gerçeği

49 Rita L. Atkinson vd, Psikolojiye Giriş, (Çev. Yavuz Alogan), Arkadaş Yayınevi, 2002, Ankara, s.

524-6.

50 Ute Vollmer- Conna, “The Bio-Medical Model and Beyond, Lecture 3. Health and Power in the Internet Age”, New South Wales Universitesi, Avustralya, www.sphcm.med.unsw.edu.au, 8 Haziran 2007.

51 Culliford, agm. s. 251.

kaçırıldığında, bu alışılmadık deneyimlerin izahıymış gibi algılanma riski olabilmektedir.

Belirti-teşhis yaklaşımının iki varsayımı vardır; birincisi, hastaların ‘güvenilir’

şekilde belli kategorilere ayrılabileceği varsayımıdır. Ama gerçekte durum böyle değildir. Klinisyenler farklı teşhisler koyabilmekte, ülkeden ülkeye teşhisler farklılık gösterebilmektedir. Bu yüzden teşhis tutarlılığı için özel el kitapları basılmıştır ki bunun en iyi bilinen örneği DSM-IV’ tür. Buna rağmen klinik pratikte başarı düşüktür.

İkinci varsayımı ise tanının geçerlilik sorunuyla ilgilidir; bundan kastedilen, teşhis sınıflamasının bilimsel olarak anlamlı ve yararlı olup olmadığıdır. Eğer teşhis geçerliyse, hastalığı tahmin de edebilmelidir; halbuki örneğin şizofrenide sonuç çok değişken olabilmektedir. Eğer teşhis geçerliyse etkili tedaviyi de gösterebilmelidir, fakat tedaviye cevap oranı değişkenlik gösterebilmektedir. Sonuç olarak tanısal kategoriler rahatsızlığın seyir ve sonucunu tahminde kısıtlı kalmaktadır.

b. Biyo-Medikal Modele Yöneltilen Eleştiriler

Biyo-Medikal Model, insan bedenini basitçe makine gibi gördüğünden indirgemeci olduğu, hastalığı önleme yerine tedavi odaklı olduğu, sosyal belirleyicileri göz ardı edip bireyci olduğu, bedenin bağışıklık sistemini ve kendini iyileştirme kapasitesini dikkate almadığı için müdahaleci olduğu gerekçesiyle ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.52

Psikiyatrik bozuklukların teşhisi, beyaz orta sınıfa mensup uzmanlar tarafından yapılmadığında bile, Batı tıbbının etnosentrik bilgi temeline dayalı olmakla itham edilmektedir.53 Bu eleştiriye göre, biyomedikal psikiyatri, Batılı tıbbî geleneğin bir parçası olarak insan rahatsızlığının açıklamasını ruhsal alanın dışında, kişinin biyolojik bedenine iliştirir. Rahatsızlık, duygu ve düşünceyi dengeleyen hormon mekanizmasının yani beynin kimyasal dengesizliğine yol açan serotonin ve dopamin düzeylerinin kusurudur. Biyomedikal Psikiyatri, geniş bir aralıkta uzanan klinik belirtilere dayanarak ruhen hasta olarak belirlediği insanların sınıflama, teşhis ve tedavisiyle uğraşır. Bu da

52 Vollmer- Conna, ags.

53 Abdul Hussain,”Islamic Belief and Mental Health”, Mental Health Nursing, C. 21, S.2, 2001, s. 6-9.

kişinin dinî, toplumsal ve çevresel faktörlerinden soyutlanması anlamına gelir. Bu düşüncenin kökü batı kültürlerinde var olan Kartezyen dualizme kadar dayanır 54 (zihin ve bedenin ayrı varlıklar olduğuna dair seküler düşünce). Dolayısıyla kişinin toplam deneyimi, ‘sesler duyma’, ‘depresif hissetme’ gibi çeşitli bileşenlere bölünür. Bu, Tanrı gibi yüce bir güce inanma, adaletsizliğin yol açtığı sonuçlar gibi insan deneyimini ve kavramlarını şekillendirmede önemli rol oynayan diğer hayat olaylarının sistematik olarak göz ardı edilmesi demektir. Biyomedikal Model rahatsızlığın içsel hiçbir değerinin olmadığı bu yüzden de anti-depresanlarla ya da bilişsel-davranışçı modern teknik müdahalelerle ele alınması gerektiğini var sayar.

Bu Batılı, seküler, bilimsel yaklaşımla ilgili problem, ruh sağlığı ve hastalığıyla ilgili başka hiçbir anlayışa örneğin Müslümanlarınkine, hiçbir önem atfetmemesidir.

Bu modele dayanan ruh sağlığı hizmetlerinin hayat problemlerine farklı yaklaşımları, Batılı olmayan kültürlerden gelen inanç ve duyguları tanımada başarısız olmuştur. Bunun aksine ‘yönlendirici olmayan bir yaklaşım’, kültürlerin etkili olduğunu ve hastanın yaşam deneyimini bir bağlama yerleştirerek onun nerden geldiğini anlamada yardımcı olacağını kabul edecektir.

c. Biyo-psiko-sosyal Model ve Süreklilik (Continuum) Modeli (Boyutsal Yaklaşım)

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tıp Bilimlerinde biyomedikal paradigmadan biyo-psiko-sosyal paradigmaya doğru bir geçiş yaşanmış; Kartezyen yaklaşım yerini Bütüncül yaklaşıma bırakmaya başlamıştır. Bu paradigma değişikliği psikiyatriye de yansımıştır.55

Günümüzde, ruh sağlığı ve ruh hastalığının (ve çeşitli ruh hastalığı türleri) ayrı kategoriler olmadığı, birbirine geçtiği (shade into) kabul edilmektedir. Yani önceden ruh sağlığı ve ruh hastalığı niteliksel olarak birbirinden farklı kabul edilirken, bugün bir süreklilik çizgisinden (continuum)56 bahsedilmektedir.

54 Vollmer-Conna, Ute, ags.

55Vollmer-Conna, Ute, ags.

56 Belgin Ayvaşık- Nurhan Er- Şennur Kışlak- Adnan Erkuş, Psikoloji Terimleri Sözlüğü, Türk Psikologlar Derneği Yayınları No: 22, Ankara 2000, s. 39.

Şekil-1: “Hastalığın İçinde Sağlık”, İki Süreklilik Modeli (Tudor, 1996).

Son psikiyatrik araştırmalar, boyutsal yaklaşımın hastalığı anlama ve tedaviyi planlama açısından kategorik sistemden daha yararlı olduğunu göstermektedir. Artık sınıflamalı teşhis yerine kişilerin yaşadıkları güçlükleri kendileri için anlamlı kılmaya yarayan bir yol olarak tanımlanabilecek ‘psikolojik formülasyonlar’dan bahsedilmektedir. Psikolog ve danışan birlikte çalışarak sorunların resmini ortaya çıkarmakta, nelerin soruna ‘sebep’, nelerin ‘çözüm’e yardımcı olabileceğine dair ortak teoriler geliştirmektedir.57

Geleneksel olarak psikotik tecrübeler ‘ruh hastalığı’ belirtileri olarak; bunları yaşayan insanlar da ‘hasta’ olarak düşünülürken, son zamanlarda bu deneyimleri değerlendirmenin başka alternatif yolları olduğu fikri önerilmektedir. Bundan dolayı artık tıbbî terimlere, ‘kullanılması her zaman en iyi olanlar’ gözüyle bakılmamaktadır.

Örneğin, ‘şizofrenik insan’ yerine ‘şizofreni teşhisi almış insan’ terimi gibi mümkün olduğu kadar nötr terimler kullanılmaktadır.

Günümüzde yaşanan bir diğer değişme ise Batı Tıbbı’nın hastayı sadece organ sistemi ya da hücre fizyolojisi olarak değil, kişi olarak ele almaya başlamasıdır.

Psikosomatik ya da Bütüncül olarak adlandırılabilecek bu model, hastanın bireysel bilişsel süreçlerinin, aile birimi içindeki, sosyal çevresindeki rolünün önemine işaret

57 Kinderman – Cooke, agr, s. 4- 20.

Ruhsal Bozukluk Aralığı Tedavi

Azami Bozukluk Asgari Bozukluk (Belirti, Hastalık) (Belirtilerin hafiflemesi)

Optimal Ruh Sağlığı Asgari Ruh Sağlığı

(Esenlik, Olgunluk) (Hastalık)

etmeye başlamıştır.58 Artık tıp uzmanlarının hastanın kendisini dikkate almadan sadece tıbbî teşhisi ya da hastalığı tedavi etmeleri kabul edilebilir bulunmamaktadır. Hastalar kendi hayat hikayeleriyle, hastalığa gösterdikleri duygusal tepkileriyle, hastalığı etkileyen ya da ondan etkilenen sosyal ve ailevî ilişkileriyle, hayatlarında anlam ve amaç mücadelesi veren insanlardır.59