Hz. Ali (ra) Medine’yi siyasi çekişmelerden uzak tutmak amacı ile hilâfet merkezini ve devletin idare mekanizmalarını Kûfe’ye taşıdı. Kûfe’de tayin ettiği valiler vasıtası ile tüm İslam dünyasını hâkimiyeti altına aldı. Kendisine sadece Suriye bölgesi ve Şam vilayetinde bulunan Hz. Muaviye (ra) biat etmemişti.
Hz. Ali’nin (ra) idaresi tam adildi ve “Adalet-i Mahza” üzre hareket ediyor, asla taviz vermiyordu. Hilafeti kesinleşince ilk olarak Hz. Ömer’in (ra) Necran’dan sürgün ettiği Yahudi’ler yurtlarına dönmek için kendisine müracaat ettiler. Hz. Ali (ra) onları kesin bir dille reddetti. “Bu hususta rey sahibi Ömer’dir. (ra) Yaptığı iş de tam adil ve doğrudur” dedi.
Tayin ettiği memurlarını sık sık müfettişler aracılığı ile kontrol ettiriyor, haklarındaki en küçük şikâyetleri dahi dikkate alıyordu. Kaab b. Mâlik’i (ra) bunun için görevlendirmişti.
Amcazâdesi Basra valisi Abdullah b. Abbas (ra) hazinenin “Ganimetler” kısmının beşte birinin beşte biri olan peygamber yakınlarına verilmesi gereken payı almıştı. Hz. Ali (ra) bunun peygamber (sav) hayatında helal olacağını, peygamberin (sav) vefatından sonra kendisinin ancak herkesin aldığı maaş dışında hiçbir alacağının olmadığını söyledi ve hesap sordu. Abdullah b. Abbas (ra) bunun üzerine görevinden istifa ederek Mekke’ye gitti.
Hz. Ali (ra) Kûfe’de kaldığı süre içinde “Beytü’l-Mali” halkın gariplerine, fakirlerine ve yoksullara açmış, gereksiz yere hazineyi dolu bırakmamıştır. Ancak zorunlu durumlarda kullanmak üzere belli bir miktarını korumuştur. Azınlıkların haklarına son derece riayet etmiştir. Bu nedenle müslümanlar “Hz. Ömer’in adaletini yaşatıyor” derlerken İran halkı da
“Ali Nuşirevan’dan daha adildir” demek zorunda kalıyorlardı.
Hz. Ali (ra) orduya büyük önem veriyordu. Birçok askerî üsler kurmuştu. Şam ve İran sınırlarında güçlü birlikler oluşturdu. Cezire bölgesinde karışıklık hâkimdi. Hz. Ali (ra) o bölgeye güçlü komutanlardan Eşter en-Nehâî’yi gönderdi. O da bütün Cezire, Musul, Nusaybin, Harran, Rakka, Ruha (Urfa) ve Karkısya’yı hakimiyeti altına alarak güvenliği sağladı.1
Hz. Ali (ra) İslam dünyasının birliğini sağlayarak müslümanları rahatlatmadan yeni fetihlere başlamak istemiyordu. İran ve Ermenistan’da irtidat hareketleri başlamıştı. Hz. Ali (ra) bunlara uyarıcı mektuplarla beraber İslam’ı iyi bilen muallimler ve vaizler göndererek bu gibi hareketlerin önünü aldı.
Hz. Ali (ra) Hz. Ömer’in (ra) zamanında hem kadılık yapmış, hem Şeyhu’l-İslam makamında bulunarak “Şura Üyeliği” yapmıştı. Hükümlerinde daima isabet kaydettiği için Hz. Ömer (ra) onun hakkında “En büyük kadımız Ali, en iyi hâfızımız da Ali’dir” demiştir.
Hz. Ali (ra) muallim ve vaizlere “Halka anlayacakları hadisleri anlatınız. Akıllarının kavramadıkları şeyleri anlatmayınız, onları fitneye sevk edersiniz. Sizler Allah ve Resulünün tekzip edilmesini ister misiniz?” derdi. Sonra “Peygamberimizin (sav) bir hadisi rivayet edildiği zaman ondan hidayete götüren, takvayı ifade eden ve en iyi olan manayı alınız ve anlayınız. Peygamberin (sav) hadislerini nefislerinize fetva çıkarmak için okumayınız”
buyururdu. Bu nedenle dil bilgini Ebu Esved ed-Düelî’ye “Nahvin” esaslarını yazdırarak Kur’ânın ve hadisin yanlış anlaşılmasını önlemek için gereken dil çalışmalarını başlattı. Hz.
Ali (ra) her müşkil meseleyi en güzel şekilde çözüme kavuştururdu. Bu nedenle “Her müşkülü Ebu’l-Hasen çözer” sözü darb-ı mesel haline gelmişti.
Adalet kurumu olan mahkemeleri yeniden ele aldı. Adaletin temini için yeni usuller geliştirdi. Bu nedenle “Şer’î mahkemeler”i müesseseleştrirdi. Kadı Şüreyh’in huzurunda bir
1 Minkârî, Vak’atü’s-Sıffîn, 12-13; Yâkubî, Tarih, 2:187
Yahudi ile eşit şartlarda mürafaa olundu. Hüküm aleyhine cari oldu. Bu durum Yahudi’nin Müslüman olmasına sebep oldu.
Kûfe’yi ilim ve irfan merkezi yapmak için elinden geleni yaptı. Çünkü fitnenin ortadan kalkması için “İlim ve İrfan” şarttı. İlim ve irfan olmazsa “Züht ve Takva” olmazdı. Züht ve Takva olmazsa “Hak ve Adalet” gerçekleşmezdi. Fitnenin ortadan kalkması ancak ilim erbabının halkı doğru bilgilendirmesine bağlıydı. Bu nedenle ilme ve irfana, fazilet ve ahlaka büyük önem verdi.
Hz. Osman’ın (ra) kâtillerini devamlı olarak araştırıyordu. Bu nedenle bir “komisyon”
da kurmuştu. Ama ne var ki fitneciler delillerin ortaya çıkmasını engelleyerek suçluları koruyorlardı. Fitnenin başı olan Abdullah b. Sebe’yi sürgüne gönderdi. Sabiî’lerin arasına casuslar göndererek dillerini çözmeye çalışıyordu. Şüphelileri toplayarak “Hz. Osman’ın katilleri aranızdadır; onu bana veriniz ki adaletin gerçekleşmesini sağlayayım. Gelin adalete yardımcı olun!” dediği zaman onların hepsi bir ağızdan “Biz hepimiz Osman’ın katilleriyiz”
diyerek suçluları korumaya devam ettiler.
Hz. Ali (ra) Kûfe’de kaldığı altı ay içinde İslam dünyasında tam bir hâkimiyet kurmuştu ve her yerden hayırlı haberler geliyordu. (H. 37/ M. 658) Nihayet kendisine itaat etmeyen Şam hükümetini ve vali Hz. Muaviye’yi dize getirmek için hazırlıklara başladı. Zira Hz.
Muaviye artık söz dinlemiyordu ve söylenecek söz kalmamıştı.
2. Hz. Ali’nin (ra) Sıffın Savaşına Hazırlanması:
Hz. Ali (ra) Muaviye’ye (ra) gönderdiği elçisi Cerir b. Abdullah’ın geri dönmesinden sonra Muaviye (ra) ile savaşmaya karar verdi. Hz. Ali’yi savaşa ikna edenlerin başında Ammar b. Yâsir (ra) Hâşim b. Utbe (ra) Kays b. Ubade (ra) Seyf b. Huneyf gibi ileri gelenlerdi. Abdullah b. Mut’im, Hanzala b. Rebî ise Hz. Ali’ye biraz daha temkinli davranmasını teklif ediyorlardı. Abdullah b. Mut’im Hz. Muaviye (ra) ile mektuplaşıyordu.
Bu durum ortaya çıkınca Ayyaş b. Rebî onun hapsini istedi. Ancak Hz. Ali (ra) onu dilediğini yapması için serbest bıraktı. O da Hz. Muaviye’nin (ra) yanına gitti ve yanında yer aldı.
Adiy b. Hâtem et-Tâî Hz. Ali’yi destek için konuşmalar yaptı; bu konuşmalar içinde aşırı ifadeleri Hz. Ali (ra) tashih etti ve böyle konuşmaları men etti. Sonra şöyle dua etti:
“Allahım! Onların ve bizim kanlarımızı akıtma. Aramızı ıslah et; onların yanlışlarını göster ki cehâletlerinden kaynaklanan yanlış yerine gerçeği ve hakkı görsünler ve yanlışlık haline getirdikleri düşmanlık ve isyandan vazgeçsinler.”
Bu durumu gören Amr b Hamk sakinleşerek Hz. Ali’yi (ra) öven bir konuşma yaptı. Hz.
Ali (ra) Hemedan, Isfahan ve Basra valilerine haber göndererek yardıma gelmeleri için haber gönderdi. Halifenin ordusunda Ensar ve Muhacirler dışında Kureyş, Esed, Kinâne, Mudar, yemen, Rebia, Temim, Huzaa, Becile, Benî Amr, Hazmiler ve Ezdiler de katılmıştı. Ayrıca Hz. Ali (ra) ordusunda Bedir ashabından 70, Biztu’r-Rıdvân’a katılmış 700 sahabe, Ensar ve Muhacirden bunlar dışında 400 sahabe Sıffîn Muharebesi için Hz. Ali’nin (ra) ordusunda yerlerini almışlardı.1
Hz. Ali (ra) ordusu ile Nuhayle yakınlarına geldiği zaman Abdullah b. Abbas (ra) geldi.
Basra’lılar Cemel Vakasından etkilendikleri için savaşa destek olmamışlardı. Hz. Ali’nin ordusunda Irak ve Hicaz’dan gelenlerden oluşan 70.000 asker bulunuyordu.2
Hz. Ali (ra) Ziyad b. Nadr el-Hârisî’yi 8.000 kişilik bir birliğin başına tayin ederek öncü kuvvet olarak gönderir. Ardından El-Eşter’i göndererek “Onların emiri sensin. Sakın karşına çıkanlarla ilk savaşan siz olmayasınız. Onlar saldırırlarsa siz de karşılık verin. Onlara fazla yanaşmadan biate davet edin” talimatını verdi.
Diğer taraftan Hz. Muaviye (ra) Amr b. Âs’ın (ra) da desteği ile Şam halkını savaşa hazırlıyordu. Muaviye’nin (ra) ordusunda az sayıda da olsa sahabeler bulunuyordu. Kendisi
1 Yakubî, Târih, 2:188
2 İbn-i Kuteybe, el-İmame, 95; Dinâverî, el-Ahbâr, 168
de ordunun başına olduğu halde Sıffîn’e doğru yola çıktı. Muaviye’nin (ra) ordusu 85.000 kişilik düzenli bir ordudan meydana gelmişti. Daha sonra katılanlarla bu ordu 120 bine çıkacaktı. Şam’lılar Hz. Muaviye’ye (ra) halife olarak biat etmiş değillerdi; ancak onlar halife Hz. Ali’den (ra) Hz. Osman’ın (ra) kanını talep ediyorlar ve suçluların yakalanıp cezalandırılmasını istiyorlar, bunu yapmadığı zaman halifenin görevini yapmamış olduğunu iddia ediyorlar ve bu nedenle Hz. Ali’ye (ra) biat etmiyorlardı.
Hz. Ali (ra) savaşı asla istememesine, sulh için elinden geleni yapmasına rağmen şartların ve zamanın da cehalet ve vahşete kuvvet vermesinden, fitne ve cehaletten dolayı savaştan başka çarenin kalmadığını da görüyordu. Muaviye (ra) ordusu ile su kaynaklarının önünü tutmak için acele ediyordu. Hz. Ali (ra) de onların bu niyetini anlamıştı. Bu nedenle öncü kuvvetleri komutanı El-Eşter’e haber gönderdi ve su kaynaklarını korumalarını istedi. O da Muaviye’nin (ra) öncü birliğinin uzağına konuşlanarak su kaynaklarına yakın durdu.
Ancak gece baskın düzenleyen Muaviye’nin (ra) komutanı Ebu’l-A’ver ile mecburan savaşmak durumunda kaldı ve su kaynakları Şam’lıların eline geçti.
Üç gün sonra Hz. Ali (ra) ordusu ile gelince El-Eşter Hz. Ali’nin (ra) yanına gitti ve “Su kaynaklarını Şam’lıların ele geçirdiğini söyledi. Hz. Ali (ra) İslam ordusunun sudan mahrum edilmemesi için Sa’saa b. Suhan’ı elçi olarak gönderdi. Sa’saa Hz. Muaviye’ye “Biz buraya savaşmaya değil, size karşı delillerimizi ibraz ederek anlaşmaya ve barış yapmaya ve biat almaya geldik. Sizin öncüleriniz bize saldırdılar. Şimdi de su kaynaklarını tutarak İslam Ordusunu ve müslümanları sudan mahrum etmek istiyorlar” dedi.
Hz. Muaviye (ra) yanındakilere fikirlerini sordu. Velid b. Ukbe “Onlar Hz. Osman’a su vermediler, biz de onları susuz bırakalım” dedi. Amr b. Âs (ra) “Sudan mahrum etmenin uygun olmayacağını” söyledi. Abdullah b. Saad b. Ebî Sarh ise “Geceye kadar susuz bırakalım, çaresiz kalsınlar da geri dönsünler” dedi. Muaviye (ra) sesini çıkarmadı. Bunun üzerine Hz. Ali’nin (ra) elçisi Sa’saa dönüp durumu Hz. Ali’ye (ra) haber verdi.
“Harp hiledir” hadisinden yola çıkan Hz. Muaviye (ra) Ebu A’vere verdiği bir emirle suyolunu tamamen kapatmalarını ister. Çaresiz kalan Hz. Ali (ra) El-Eşter’e emrederek suyolunu açmak için savaşmasını emretmek zorunda kaldı. El-Eşter bunun üzerine cengaver askerleri ile Ebu’l-A’ver’in kumandasındaki birlikleri dağıtarak su yolunu açar ve su kaynaklarını ele geçirip kontrol altına alır.
Durum Hz. Muaviye’ye haber verilince yanında bulunan Amr b. Âs (ra) Muaviye’ye (ra) dönerek “İster misin şimdi Ali seni sudan mahrum etsin” diyince Muaviye (ra) “Ali asla benim yaptığımı yapmaz” diye cevap verir. Gerçekten de Hz. Ali (ra) verdiği talimatla
“Şamlıları sudan mahrum etmeyiniz; istedikleri kadar almalarına müsaade ediniz. Unutmayın ki yüce Allah onların isyan ve zulümleri sebebiyle size zafer ihsan eder” buyurdu. Bu şekilde iki gün beklediler. Muaviye’nin askerleri su almak için geliyor ve Hz. Ali’nin askerleri ile sohbet ediyorlardı. Sonra da istedikleri kadar su alıp gidiyorlardı. Bu olay Hicri Zilhicce 36 / Miladi Mayıs 656 tarihinde meydana gelmiştir.
Hz. Ali (ra) bu arada barışmak ve biat almak için Hz. Muaviye’ye elçiler gönderdi.
Gönderdiği elçiler Ebu Amr b. Beşir b. Amr b. Mihsan Ensari (ra) Said b. Kays el-Hemedânî (ra) ve Şebes b. Rebî et-Temimi (ra) idiler. Şebes Hz. Ali’ye “Sana biat etmesi halinde kendisine yeni bir görev vermeni teklif ediyorum” diyince Hz. Ali (ra) “Kalkın gidin, iknaya çalışın ve fikrini öğrenin” dedi. Muaviye’nin yanına gittikleri zaman Beşir b. Amr (ra)
“Sakın Müslüman cemaatin arasına ayrılık sokarak bu ümmetin kanını dökmeyin” dedi.
Muaviye ise cevaben “Sen bunu git de kendi adamına söyle. Sen bunu ona tavsiye ettin mi?”
diye karşılık verdi. Ebu Amr (ra) da Hz. Ali’nin faziletini ve sahabenin kendisine biat ettiğini anlatarak meşru halifeye biat etmesini gerektiğini, aksi taktirde asi ve baği olacağını ve Allah katında sorumlu olacağını söyledi. Hz. Muaviye buna cevaben de “Biz Ali’ye biat edip Hz.
Osman’ın kanından vaz mı geçelim? Hayır, Vallahi kesinlikle bunu yapmam!” diyince söz
bitti.1 Elçiler gelip durumu Hz. Ali’ye (ra) anlattılar. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) sahabe ile istişare ederek savaşmaya karar verdi.
Sahabelerden Hz. Muaviye’nin (ra) yanında yer alan Ebu Derda (ra) ve Ebu İmame (ra) Muaviye’ye giderek “Ey Muaviye! Ali’yi niçin tanımıyorsun? Onu imamlığa layık mı görmüyorsun?” dediler.
Muaviye (ra) “Hayır, onu imamete layık görmediğimden değil, ben haksız yere öldürülen Hz. Osman’ın katillerini istiyorum. Onlar cezalandırılsın. Bunun için savaşıyorum.
Ali onları bulur cezalandırırsa ben de Ali’ye tabi olurum” dedi. Onlar sordular: “Hz.
Osman’ın kanını döken Ali midir?” Hz. Muaviye (ra) dedi: “Hayır! Fakat o katilleri korumaktadır. Şayet kendisi ceza vermeyecekse bana teslim etsin. Ben de derhal biat ederim”
dedi.
Bunun üzerine Ebu Derdâ ve Ebu Ümame (ra) ümitlenerek Hz. Ali’nin (ra) yanına geldiler. Hz. Muaviye (ra) ile konuşmalarını aktardılar. Hz. Ali (ra) acı acı gülümsedi ve daha önceki gayretlerini onlara anlattı. Sonra onları askerlerin karşısına çıkardı. Askerlerine şöyle seslendi. “Osman’ın katilleri biliyorum ki sizin aranızdadır. Onları bize teslim edin bu iş bitsin” diye seslendi.
Bu iki sahabenin huzurunda 10 bin kişilik bir grup “Biz hepimiz Osman’ın katilleriyiz!”
diye bağırdılar. Hz. Ebu Derda (ra) ve Ebu Ümame (ra) durumun vahametini gördüler ve çok üzüldüler. İşler tamamen bir çıkmaza girmişti. Durumu gözleri ile gördüler, her iki tarafa da destek olmamak için oradan ayrılarak Medine’ye döndüler.
3. Savaşın Başlaması:
Hz. Ali (ra) ordusunu düzene soktu. İlk saldırı yine Hz. Muaviye’nin (ra) askerlerinden geldi. Bu çarpışmalar savaştan ziyade birbirini yıpratma ve göz korkutmaya yönelikti. Amaç da zayiat verdirmeden neticeye ulaşma şeklindeydi. Hz. Ali’nin komutanlarından El-Eşter, Hucr b. Adiy, Şebes b. Rebi, Hâlid b. Muammer, Ziyad b. Hads, Ziyad b. Hasefe, Said b.
Kays, Ma’kıl b. Kays, Kays b. Sa’d, gibi cengâverler birer grupla çıkıp savaşıyorlardı.
Muaviye (ra) tarafından ise Abdurrahman b. Hâdi, Ebu A’ver, Habib b. Mesleme, İbn-i Zilkilâ, Ubeydullah b. Ömer, Şurahbil b. Sind, Humrâ b. Mâlik çıkıyorlardı.2
Zilhicce 36 / Mayıs 656 ayı bitmiş Muharrem 37/ Haziran 656 tarihlerinde iki taraf da barış ümit ederek karşılıklı heyetler göndermeye başlamışlardı. İlk olarak yine Hz. Ali (ra) Adiy b. Hâtem, Yezid b. Kays, Şebes b. Rebi ve Ziyad b. Hafsa’yı bir heyet olarak Hz.
Muaviye’ye gönderdi.
Adiy b. Hâtem Muaviye’ye (ra) “Biz Allah’ın aramızı bulup bizi kaynaştırmak için gayret göstermeye, ümmetin birlik ve beraberliğini korumaya, kan dökülmesini durdurmaya ve barışı sağlamaya geldik. Hz. Osman (ra) ilk müslümanlardan olup İslam’da en tesirli hizmetleri olan birisidir. Tüm müslümanlar ona biat etti. Hz. Ali’de (ra) fazileti inkar edilmeyen birisidir. Ona da bütün müslümanlar biat ettiler. Senden ve yanındakilerden başka muhalefet eden yok. Yâ Muâviye! Kendini koru. Sana ve arkadaşlarına Cemel günü diğer muhalefet edenlerin başına gelen musibet gelmesin” dedi.
Hz. Muaviye (ra) Hz. Adiy’e “Sen barışa değil de sanki beni tehdit etmeye gelmişsin.
Ben savaş çocuğuyum böyle tehditler bana tesir etmez” dedi. Diğerleri araya girdiler ve Hz.
Muaviye’yi sulha ve cemaate katılmaya davet ettiler.
Hz. Muaviye (ra) “Siz bizi itaate ve cemaate davet ediyorsunuz. Cemaat bizim yanımızda da var. İtaate gelince, ben Ali’yi hilafete ehil ve layık görmüyorum. O bizim halifemizin ölümüne sebep oldu. Cemaatimizi dağıttı. İnsanları aleyhimize teşvik etti.
Osman’ın öldürmediğini söylüyor. Biz bunu kabul ediyoruz. O zaman bize Osman’ın kâtillerini versin, onları öldürelim, o zaman bahsettiğiniz cemaate döneriz” dedi.
1 Taberi, Tarih, 4:573
2 İbnü’l-Cevzî, Muntazam, 5:104
Şebes b. Rebia söz aldı. “Osman’ın katillerini bulmak ve intikam almak için hiç alakası olmayan pek çok insanı ve peygamberin sahabelerini ve bilhassa Ammar’ı öldürmek hoşuna gider mi?” dedi.1
Hz. Muaviye (ra) “Beni bundan alıkoyacak bir durum mu var?” diye cevap verince heyet konuşacak bir şey bulamadılar ve Hz. Ali’nin (ra) yanına döndüler.2
Muharrem ayı boyunca karşılıklı heyetler gelip gittiler. Ancak anlaşma mümkün olmadı.
Hz. Muaviye’nin (ra) elçileri gelmişlerdi. Habib b. Mesleme, Şureyh b. Sımt, Ma’an b.
Yezid b. Ahnes’ten oluşan bir heyetti. Hz. Ali (ra) bunları kabul etti. İlk konuşan Habib b.
Mesleme oldu. “Eğer Osman’ı öldürmediğini söylüyorsan bize onun katillerini ver de onları öldürelim. Sonra yüklenmiş olduğun halifelik vazifesinden vazgeç ki, müslümanların işleri aralarında şura ile olsun ve liderlerini yeniden seçsinler. Etraflarında beraberce toplanacağımız birine işlerini havale etsinler” diyince Hz. Ali (ra) öfkelendi ve:
“Sus! Senin bu konuda söz söyleyecek yetkin de yok, hakkın da…” diye onu susturmak istedi; ama Habib daha ileri giderek “Vallahi hoşuna gitmeyecek şekilde beni karşında bulacaksın” diye tehditler savurunca Hz. Ali (ra) onu azarladı. Bu gergin durumdan sonra Şureyh b. Sımt Hz. Ali’ye (ra) söyleyeceği sözü olup olmadığını sordu. Hz. Ali (ra) ilk üç halifenin faziletini anlattı ve bilhassa Hz. Osman’ın faziletini ve zulmen mazlum olarak öldürüldüğünü, kendisinin de onun katillerini aramakta olduğunu ve kendisinin de talebi olmadığı halde Şura Üyeleri olan “Ashab-ı Bedir” ve diğerleri tarafından bu vazifeye zorla getirildiğini, üç halifeye biat ettikleri gibi kendisine biat edildiğini söyledi. Sizleri de Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünneti üzere dini yaşamaya ve hakkı hâkim kılmaya davet ediyorum”
dedi.
Elçiler bu defa “Osman zalim olarak mı, mazlum olarak mı öldürüldü” diye tekrar başa döndüler. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) bunların söz anlamadıklarını görünce cevap vermedi.
Onlar da kalkıp gittiler.
Elçilerin karşılıklı gidip gelmeleri hiçbir çözüm getirmedi. Muharrem ayı sonunda her iki taraf da ordusunu savaş nizamına soktu. Hz. Ali (ra) Mirdas b. Hâris el-Cüsemî’yi münadi olarak çıkarıp Şam’lıları tekrar sulha ve itaate çağırdı. Şamlılar ise Muaviye’nin çevresinde toplanmışlar söz dinlemiyorlardı. Amr b. Âs (ra) da orduyu savaş düzenine sokmuştu.
Hz. Ali (ra) da ordusunu savaş düzenine soktu. Kûfe atlı ordularının komutasına Eşter En-Nehâî’yi, Basra askerlerinin başına Sehl b. Huneyf’i kumandan tayin etti. Kûfe yayalarının başına Ammar b. Yâsir’i (ra) Basra yayalarının başına ise Kays b. Saad’ı atadı.
Hz. Ali’nin (ra) sancağını Hâşim b. Utbe el-Mirkâl taşıyordu. Hz. Ali (ra) ordusunun sağ kanadına Abdullah b. Abbas’ı (ra) soluna da oğlu Muhammed El-Hanefî’yi getirdi. Daha sonra yüksek bir yere çıkarak tesiri bir konuşma yaptı. Özetle şöyle hitap etti:
“İstemediği bir iş yapılmayan, verdiği hükmü bozulmayan Allah’a hamdolsun! Allah dileseydi iki kişi arasında dahi anlaşmazlık çıkmaz, fazileti az olanlar daha faziletlileri inkâr etmezlerdi. Allah dileseydi hakkı ortaya çıkarır, haksızların yalanını ortaya koyardı. Ancak yüce Allah dünyayı bir imtihan yurdu, ahireti ise ebedi kalınacak yer olarak yaratmıştır.
‘Gökte ve yerde ne varsa Allah’ındır. O kötülük yapanı yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik ve kulluk yapanları da yaptıklarından dolayı mükâfatlandıracaktır.’ (Necm, 53:31)
Biliniz ki sizler yarın en güçlü bir topluluk olacaksınız. Bu günü ve geceyi namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerimi okuyarak ve Allah’tan sabır ve yardım isteyerek geçirin. Yarın da onları ciddiyetle karşılayın. Bunları yaparken ihlâs ve samimiyeti elden bırakmayın. Onlar sizinle savaşmadıkça sakın onlara saldırmayın. Vallahi sizin haklı olduğunuzu gösteren ciddi
1 Özellikle Ammar’ı zikretmesinin sebebi peygamberimizin (sav) “Amamr’ı bağiy ve isyankâr bir topluluk öldürecek” buyurması ve bunun herkesçe bilinen bir hadis olmasından dolayı idi. Hz. Ammar b. Yâsir (ra) Hz.
Ali’in (ra) yanında bulunuyordu.
2 Taberi, Tarih, 5:6
delillerimiz vardır. Önce saldırmamanız da sizin haklılığınızın tescili olacaktır. Onları mağlup ederseniz kaçanı kovalamayın ve el kaldıranı aman dileyeni öldürmeyin. Yaralıya zarar vermeyin, kimsenin avretini açmayın. Ölenlerin uzuvlarını kesmeyin. Kimsenin evine girmeyin ve mallarına zarar vermeyin. Sakın bir kadını korkutarak heyecanlandırmayın”1 dedi.
Hz. Muaviye’nin (ra) ordusunun düzeni ise şöyleydi: Sağ kanatta İbn-i Zilkilâ, sol kuvvetlerin başında Habib b. Mesleme, önde Ebu’l-A’ver es-Sülemî, Suriye atlılarının başında Amr b. Âs (ra) yayaların başında Müslim b. Ukbe bulunuyordu. Tüm orduları sevk ve idare eden başkomutan ise Dehhak b. Kays idi.
Muaviye’nin ordusu o derece savaşa hazırlanmışlardı ki, ölmek için yemin etmişler ve birbirlerini zincirlerle bağlayarak Hz. Muaviye’nin (ra) önünde saf tutmuşlar, kaçmalarını önlemişlerdi. Hz. Muaviye’nin (ra) beliğ ve tesirli konuşması orduyu çok etkilemişti.2
Her iki ordu nihayet 1Safer 37/Temmuz 657 tarihinde karşı karşıya gelerek savaş nizamını aldılar. Öncelikli olarak yıldırma amacına yönelik gruplar halinde savaşıyorlardı. İlk gün Ebu’l-Eşter ile Habib b. Mesleme’nin birlikleri karşılıklı savaştılar. İkinci günü Haşim b.
Utbe ile Şamlılardan Ebu’l-A’ver karşı karşıya geldiler. Üçüncü günü ise Ammar b. Yasir (ra) ile Amr b. Âs (ra) karşılaştılar. Ammar b. Yasir (ra) hem savaşıyor hem de Şamlılara şöyle sesleniyor: “Ey Iraklılar! Sizler Allah ve Rasulüne karşı çıkıp onlarla mücadele ederken müslüanlarla savaşıp müşriklere yardım eden durumuna düşmüyor musunuz? Bu duruma düşmek ister misiniz?”3 diye ve onları ikaz ediyordu.
Utbe ile Şamlılardan Ebu’l-A’ver karşı karşıya geldiler. Üçüncü günü ise Ammar b. Yasir (ra) ile Amr b. Âs (ra) karşılaştılar. Ammar b. Yasir (ra) hem savaşıyor hem de Şamlılara şöyle sesleniyor: “Ey Iraklılar! Sizler Allah ve Rasulüne karşı çıkıp onlarla mücadele ederken müslüanlarla savaşıp müşriklere yardım eden durumuna düşmüyor musunuz? Bu duruma düşmek ister misiniz?”3 diye ve onları ikaz ediyordu.