• No results found

Tarihsel süreç içinde, toplumsal gruplar hâlinde yaşayan insanlar, yaşadıkları toplumda hâkim olan iktidarın yapısı ve el değiştirmesi konusunda toplum tarafından benimsenen ortak idealler oluşturmuşlar ve işbu ortak ideallere uyan liderleri meşru kabul edip itaat etmişler, meşru görmediklerine de itaat etmemişlerdir. Yüzyıllar boyunca, iktidarın veraset yolu ile elde edilmesi meşru görülürken, bugün için meşruluğun kaynağı iktidarın demokratik seçim yoluyla elde edilmesidir ve artık bu meşruluk, başta komünist partiler olmak üzere diğer partilerde de sınıf meşruluğu olarak ortaya çıkmaktadır. Komünist partiler için meşruluğun kaynağı işçi sınıfına mensup olmak iken, Faşist partiler için meşruluk kaynağı aristokrat olmak, siyasi elit olmaktır. Bu iki doktrin de tali olup, demokrasi, meşruluk kaynağı olmak bakımından çağımızın hâkim doktrinidir ve iktidarın meşruluğunun esasıdır.274

Çağdaş demokrasiler, yakın çağda, bir ülkenin geleceğini tek bir kişiye teslim eden mutlak iktidarlara karşı verdiği savaşlarda büyük başarılar kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da, demokrasi benzer mücadeleyi siyasi partilerin kendi içinde vermeye başlamış, birçok ülkede bu mücadele farklı derecelerde verilmiş olup, demokrasi mücadelesi yoluna devam etmektedir. Demokratik bir siyasi yaşam için, siyasi partilerde parti içi demokrasi uygulanmalı, bütün üyelerin yönetimin her aşamasında siyasi katılımı sağlanmalı ve hukukun üstünlüğü parti örgütünde hâkim olmalıdır. Devletin yönetiminde kuvvetler ayrılığını savunurken, partilerin yönetiminde kuvvetler birliğini savunmak ve uygulamak parti liderleri ve üst yönetimleri açısından tutarsızlıktır.275

273 ÖZCAN&YANIK, a.g.e., s. 257-259. 274 DUVERGER, a.g.e., 1968, s. 188-189. 275 YANIK, a.g.e., s. 184-186.

Demokratik siyasi rejimlerin temel direği olan, kuvvetler ayrığı olarak tanımladığımız yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı, aynı şekilde ve aynı gerekçeler ile partiler için, partiler içinde de hâkim olmalıdır. Parti örgütlerinin de parti içinde ihtiyaç duyduğu yasama, yürütme ve yargı işlevi, parti içinde aynı kişi veya kişilere verilmemelidir. Parti içinde dengeyi kurabilmek ve demokratik işleyişi sağlayabilmek için, yasama konusunda yetki sadece kongreye ve sınırlı bir şekilde merkez karar ve yürütme kuruluna; yürütme işleri konusunda yetki genel başkan ve başkanlık divanına; yargı konusunda ise yetki disiplin kurulları ve bağımsız yargıya bırakılmalıdır. Çünkü kendi içlerinde demokrasinin temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığını uygulayamayan siyasi partiler, iktidar oldukları zaman ülke demokrasiyi ülke çapında uygulamazlar veya uygulayamazlar. Parti içinde kuvvetler birliğini uygularken, ülke çapında kuvvetler ayrılığını savunmak samimi olmayan tutarsız bir davranıştır. Gerek ülke yönetiminde gerekse parti içinde, hukukun üstünlüğünü yok edecek sonuçlar doğuran kuvvetler birliği uygulamaları, hem ülke yönetiminde hem de parti içinde parti içi demokrasiyi sona erdireceğinden mutlakıyet rejimi dönemlerinde kalmıştır düşünce ve uygulamalardır.276

Ülkemizdeki partiler, partilerin liderleri ve genel olarak politikacılar güçlerini partilerdeki delege ağalığından almakta, lider sultası altında politik oligarşinin temelini sağlamlaştırmaktadırlar.277 Kongreleri kontrolleri altına alan parti genel başkanları, her alana kendi ekiplerini yerleştirmekte, partinin yönetim ve karar organlarına istediği gibi hâkim olmakta, sonuç olarak bütün güçleri kendi elinde toplamak suretiyle, karşısında, kendisiyle muhalefet edebilecek, kendisini eleştirebilecek, farklı bir söz söyleyecek bir parti içi güç bırakmamaktadır. 278 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda parti organlarının seçim usullerinin düzenlenmesinin partilerin tüzüklerine bırakıldığını görmekteyiz. Partilere inisiyatif alanının bırakılmış olması ilk bakışta olumlu bir husus gibi görülebilecekse de Kanun’da parti organlarının seçiminde antidemokratik uygulamaların önünün en baştan kesilmeye kanun koyucu tarafından çalışılmamış olmasının yukarıda bahsettiğimiz gibi lider sultasının ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirtmek gerekmektedir.

276 ÖZCAN&YANIK, a.g.e., s. 261-264. 277 TUNCAY, a.g.e., s. 181-183. 278 ÖZCAN&YANIK, a.g.e., s. 261-264.

Türk siyasi partileri, yapısal bakımdan, demokratik merkeziyetçilik ilkesini esas alan bir yapıya sahiptir. Bu yapının karakteristik özelliği, merkezde bir lider ve etrafındaki çekirdek kadrosu yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik olarak örgütlenmiştir ve liderin egemenliği sulta derecesine kadar yükselebilir. Bu nitelikteki partilerde, partinin kendi toplumsal tabanı ile ilişkisi, parti örgütleri aracılığıyla değil, genellikle karizmatik parti lideri aracılığı ile kurulmaktadır. Bütün bu olguların bir sonucu olarak, ülkemiz, lider sultası altında kimliğini kaybetmiş siyasi partiler yığını altında ve yozlaşmış siyaset batağında son nefesini vermek üzeredir. Gelinen noktada, Türkiye’deki sistem, siyasi parti üyelerine ve siyaset yapanlara iki seçenek sunmaktadır. Bunlardan biri, liderliği ve merkez yönetimi sorgulamadan körü körüne desteklemek, ikincisi parti ve/veya Meclis dışında kalmaktır. Bu iki seçenekten birine mahkûm olmak, düşünen ve fikir üreten kişilikli ve nitelikli insanları siyasetten soğutmakta ve uzaklaştırmaktadır.279

Lider sultasının neden ve nasıl oluştuğunu sorgulamak gerekir. Lider sultasının tek nedeni Siyasi Partiler Hukuku ve diğer ilgili mevzuatlar değildir. Bu konuda esas sebep, Duverger’in ‘’iç çember’’ adını verdiği liderlerin oligarşik çevresidir. Sosyal grupların tamamında liderlerin yakın çevresinde bir çekirdek kadro vardır. Duverger’in de ifade ettiği gibi, günlük yaşamlarında liderler, kendilerini üstün varlıklar olarak görürler ve bu şekilde göstermek isterler. Roma Devletinde zafer kazandıktan sonra Kapitol tepesine çıkan liderlere, liderlerle birlikte tepeye çıkan görevli bir memur, liderlere hitaben, ‘’unutma sen de insandan başka bir şey değilsin’’ sözünü durmadan tekrarlarmış.280 Bu söz, bizim kültürümüzde bilinen, ‘’gururlanma padişahım senden büyük Allah var’’ sözünü hatırlatıyor.

Lider sultası ve karizmatik liderler, Türk siyaset sahnesinde geçmişten günümüze var olan bir olgudur. Çağdaş batı demokrasilerinde, lider sultası oluşturabilen liderlere uzun süredir rastlanmamaktadır. Lider sultası, siyasi partilerde kurumsallaşmayı önlemekte ve sonuç olarak liderlerin herhangi bir nedenle partiden ayrılması partiyi olumsuz etkilemektedir. Kurumsallaşan siyasi partilerde ise, liderin dışında var olan yetişmiş ikinci ve üçüncü adamlar, parti lideri, partiden ayrılsa bile,

279 a.g.e., s. 261-264. 280 a.g.e., s. 261-264.

partinin devamlılığı sağlayabilecek bilgi birikimine ve beceriye sahip olurlar, partiyi alıp götürürler. 281

İngiliz siyasi yaşamında başarısız olan liderler değiştirilirler; örneğin Tony Blair başbakan olmasına rağmen değiştirilmiştir.282 Seçim kaybeden liderin değiştirilmesi İngiliz siyasi partilerinde gelenek hâline gelmiştir. Başarının ölçütü ise seçimler, bir baka ifade ile liderin hazırladığı parti politikaları ve parti amaçlarının halk tarafından beğenilme derecesidir. Türkiye’de ise bir parti liderinin değiştirilmesi neredeyse imkânsızdır. Cumhurbaşkanı seçilmesi, darbe gibi antidemokratik müdahalelerle siyasetten yasaklanması dışında ömür boyu parti lideri olarak görev yapmaktadır. Bu yapı demokrasiyi ‘’liderler demokrasisi’’ veya ‘’genel başkanlar sistemi’’ yönetimi hâline getirmekte, partiler liderleriyle özdeşleşmektedir. Hâlbuki partiler içinde yeni yöneticiler yetiştirilse, lider sultası ve oligarşinin sınırlanması sağlanacaktır. 283