• No results found

Analyse av språk og tekst i fire minnebøker Agnete Nesse

2 Minnebøker

95

der (2013, 106). Dünyada, iyi veya kötü herkesin kendi rolünü oynadığı düşüncesi mistiklerin temel postulatlarından biridir. Mistik, iyiliğin yanında yer alırken kötü olanın asla yeryüzünden silinmeyeceğinin de bilincindedir. Ancak artık her şey, olabileceği en kötü hâline doğru hızla akmaktadır. Söylenecek olan söylenmiştir, olacak olan başlamıştır. Şaire düşense henüz kimsenin doğru hatlarıyla göremediği bu resmi betimlemek ve “olan”ın dehşetini duyurmaktır. Müldür’ün mistik tutumunda yerele yöneliş gevşek bir tutuma dönüşmüşse de onun yerine politik bir yerlilik bilinci de evrensel yıkımın gürültüyle yaklaştığı bu aşamada yerleşmiştir.

“Gümüşlük’e neden gitmediğim anlaşılmadı. Git de o havuzda yüz dedi biri…/ Hayır dedim çünkü savaş yok orada… Yanlış anlamayın beni: Macar ya da Yahudi/

olabilirim. Ama şunu bilin ki Türklüğü asla atıp çıkaramam benden.” (2019a, 24) Aşağıdaki şiir belki de onun en toplumcu, en politik şiiridir:

“SEVGİLİM GÖLGE

(…) Hangi dille deliliğin söylemini yazacaksın…

Alıntıların sakin söyleminde ya da sessizliğin çıldırtıcı görkeminde...

Bazı deliler kırbaçlanarak geliyordu…

Bazıları da şehir dışına itiliyordu… Bir yere indiğin zaman Öbür dünyadan geliyordur… yarı-gerçek, yarı-düşsel (…) Hayat boşunalıktır saçma kelimeler ve ziller arasında (…) Fakirler fakir

kalıyor, zenginler daha da zengnleşiyor… 21.YÜZYIL ŞİZOİD İNSANI karşınıza her yerde çıkabilir ve artıyor deliler… Kendine kayıyor burjuva düzeninin kıyısında…

ARTIK AŞK DEĞİL EVLİLİK KUTSAL… Ve ÇILGINLAR EŞCİNSELLERLE OROSPULARLA CİMRİ BABALAR MÜSRİF OĞULLARLA YANYANA ARTIK… Yetişin, yetişin İSTERİKLERİ YIKIYORLAR… RİMBAUD diyor ki ne diyor RUHUMUN DÜZENSİZLİKLERİNİ KUTSAL BULARAK BİTİRDİM diyor… (…)” (2017b, 557)

96

“Sonuçta olan oldu. “Bir gazete okudum, hayatım değişti.” Le Monde gazetesinde Çernobil’in eski isminin İncil’de kıyamet alameti olduğuna dair bir şey okudum ya da duydum (kardeşimden) ve hemen gidip bir Kur’an ve bir İncil satın aldım. Kur’an’ın Fransızcası ağır geldi; İncil’den de bir tek “Apokalips”, Yuhanna’nın vahyi bölümünü okuyup çok etkilendim. Sonra Refik Algan ilk Türkçe Kur’an’ımı hediye etti. Başında dilinin çok sert geldiğini, itiraz ettiğimi hatırlıyorum. Ama okuyordum. Sonra Ayşe Şasa ilk namaz kitabını hediye etti. Kısa keseyim sonra (89’da) ağır bir trajedi sonucu Allah kalbimin mührünü açtı ve olaya başladık. Ama ne başlama. Yıllardır Kur’an, Tevrat, İncil ve etrafındaki kitaplar dışında bayağı az şey okuyorum sayılır. İlginçtir, Tevrat Kur’an’a daha yakındır. Sonuçta hiçbirinin insan sözü olmadığı bellidir.” (2018, 149)

Eskatoloji Lale müldür’ün şiirlerinde birçok yerde açık veya gizli bir biçimde kendini gösterir. Dünyanın sonuyla ilgili kaygılar dönem dönem kitlesel boyutlarda ortaya çıkmakla birlikte mistik kişiliklerin yaşamlarında olağan ve sıradan bir durumdur. Şaire göre bilimin neden olduğu ve çözmekte çaresiz kaldığı bu sorunun çözümü mistisizmdedir:“Benim gördüğüm kadarıyla gezegenin iflas etme tehlikesiyle birlikte (…) müthiş bir mistik ihtiyaç ve mutlak değerlere bir gereksinim ortaya çıkmıştır.” (2013,114). Bu çalışmanın I. bölümünde belirtildiği üzere XX.

yüzyıl mistisizminde yeni bir tavır olarak ortaya çıkan New Age akımı diğer mistiklerden tam bir evrensellik ve dünya dışı yaşam umutlarıyla ayrılmaktadır.

Müldür’ün bu akımdan da etkilendiği görülmektedir. “Yalnızca UFO kitapları ya da mistik kitaplar okuyabilirim. Çünkü çıkış yolları bir tek onlarda vardır. (2018, 80).

Aynı perspektif yine mistik duyuş içinde kalarak şairin bazı şiirlerinde de yer almıştır:

“Ünlü temasçı George Adamski

“Piramitler uzaydaki kardeşlerimizin bir sembolüdür”

der

Ve Adamski piramitlerin içinde bir uçan dairenin de Saklı olduğunu ileri sürmüştür.

Hatta yakın zamanlarda piramidin

En üstünde havada asılı duran ufo’lar rapor edilmiştir. Piramid’lerin üzerinde Adamski tipi bir UFO görüntülenmiştir.

Siz göğsünde ‘kanatlı yılan arması?

Taşıyan uzay’lılar

Ne zaman dünya’ya görüneceksiniz?” (2017b, 306)

Ufoların dünyanın sonu beklentisiyle ilgisi ne olabilir? Bu düşüncenin doğuşunda Amerikan Hollywood sinemasının bilim kurgu filmlerinin ve bu filmlerin arka planındaki İncil kaynaklı bilm kurgu romanların etkisi büyüktür. Eski Ahit’te de (Tevrat) yer alan bazı tasvirler İbrani peygamberlerin göklerden gelen melekleri karşılamalarını anlatırken UFO benzeri araçlardan söz etmiştir. Yüzyılın son çeyreğinde epeyce taraftar toplayan bu akımın insanlığı dünya dışı yaşamın varlığına inandırmak için tüm güç ve imkânlarını seferber ettiği bilinmektedir. Bir mistiğin

97

tipik özelliklerinden biri de çocuksu bir saflıkla her şeyin “olabilirliğine” inanmaktır, dolayısıyla UFO fenomeni şairin inanmakta zorluk çekmediği bir konu olmuştur.

Hepsi kadim Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkan ve özünde hem dil hem kültür kardeşliği taşıyan üç büyük kutsal kitap, birçok ortak özelliklerinin yanı sıra kitlesel cezalandırılma veya “tufan” gibi büyük tabiat yıkımlarının tasvirlerine ve gelecekte bir gün dünyanın ve insanlığın sonunu ilan eden “kıyamet” beklentisindeki tutumlarıyla da çok büyük benzerlikler gösterirler. Bu büyük yıkımların hepsinde ortak olan neden insanların büyük kitleler hâlinde tanrısal yoldan ayrılmaları, kötülüğün başını alıp gitmesi ve dinlerce konulmuş sınırların çiğnenmiş olmasıdır.

Lale Müldür’ün dünyada olup biteni bu bakışla okuduğu ve büyük bir kaygı yüklendiği bellidir:

“SODOM VE GOMORRE

“Ah kalabalık kavimlerin gürültüsü!

Denizlerin gürültüsü gibi gürlüyorlar Ve ümmetlerin Çağlayışı”

İşte kıyamet

Ah kalabalık borsaların gürültüsü Ve her şey tersine dönmüş Anneler çocuklarını fırlatmış!

“işte apokalips”

“Akşam vakti işte, dehşet, Ve sabah olmdan yok oldular sodom ve gomorre.” (2019, 108)

Şairin umutsuzluğu bir ucundan modern dünyanın yeni bir değer üretemeyişine bağlıdır. Çılgınca ilerleyerek dünyayı bir çöplüğe çeviren, geri dönülemez doğal yıkımlara yol açan teknolojinin dışında modern dünyanın insanlığın tamamına dönük kesin bir çözüm bulabileceği umudu aydınlar arasında gerçekliği kalmamış bir safsatadan ibarettir: “Artık hakikat üretemediğimize ve her şeyin kuruntular arasında bir kuruntu olduğuna inanıyorlar. Simülasyon çağında gerçek nedir mesela?

Değerlerdeki tüm kesinliği yitirmek ise postmodernlerde nihilizme, umutsuzluğa ve melankoliye yol açıyor.” (2013, 158). Aşağıdaki şiir de bu duygularla yazılmıştır, ki şairde apokalips duygusu artık kesinleşmiş bir inanca dönüşmüştür. Lale Müldür bir dönemin genel duyuşunu yansıtan bu tarz şiirlerini ve şiir kitaplarını bir araya getirdiği toplu basım kitaplarından birine bu adı vermiştir daha sonraları. Fakat onun apokalipsi bir kurtuluş olarak beklemesi söz konusu değildir elbette, apokalips insanlığa en tiksinç görünümüyle gelmektedir:

98

“APOKALİPSİN KİRLİ SAÇLARIYLA Sırtımda görünmez bir bebekle

beyin kanamasından sonra sürekli saçlarımı ters yıkadım görünmez bir japon felç halinde…

karmaşıklaşan yeni bir su dili ve apokalipsin kirli saçlarıyla

her şiirin sonunda dipdiri kalakalıyordum

işte bir Yunan tanrısının mükemmel uzantılarında…

ah görünmez, felçli bebekleri

Büyük Apokalips halinin…” (2019, 10)

Şair, dünyanın sonunun gelmekte olduğunu söylerken olası bir kurtuluş ümidini de kendi kendine tartışmaya devam etmiştir. İçinde bulunduğu kültür dünyasının hâkim inancı olan İslam bu konuda insanlığa ne önermektedir veya neler sunabilecektir?

Daha önce de değinildiği üzere Müldür’ün İslam düşüncesine yakınlık duyduğu dönemi bir derinlik kazanma imkânı bulamadan yakın çevresi tarafından engellenmiştir. İslamcı aydınların veya Müslüman mistiklerin bu konuda insanlığa söyleyebileceği bir şeyi olmadığını düşünen şairin bu rolü üstlenebilmesi olasılığı da ortadan kalkınca geriye mevcut durumdaki İslami söylemin eleştirisini yapmak kalmıştır:

“Ben sosyolojik, siyasi İslam’a karşı bir ilgi duymuyorum. ‘Son beş yüz yılın tarihine katkıda bulunmamış geleneksel dini dünya görüşünün 20. Yüzyılın sonuna doğru tarihi olanca canlılığıyla yaratma arzusu’ bende kuşkular doğuruyor. Beni ‘gizli alanın ortaya çıkarılması’

bağlamında İslami ‘gnosis’ ilgilendiriyor. Felsefi akılla vahyin içindeki Kutsal Ruh arasındaki bağıntı ya da İslami melekbilim. Bunlar ilgilendiriyor beni, ‘ruhun yitik kıtasına’

dair şeyler. İslam benim omuzlarıma çelik bir manto atmıştır o kadar.” (2013,158)