Sonsuzluğa uğurlanan bir insanın ardından yazmak gerçekten zor iş.
Orhan İyiler’i 2011’in Şubat ayında donduru-cu bir hava eşliğinde son yoldonduru-culuğuna uğurlamış-tık. Ellerimizdeki kızıl bayraklar bile donmuştu, ama yüreklerimiz sımsıcaktı. O sıcaklığı bize ve-ren, Orhan İyiler’in bize bırakmış olduğu insanın insan tarafından ezilmediği ve herkesin bir arada yaşayabileceğine olan inancı ve geleceğin, mutla-ka ezilmekte olan yığınlar tarafından kurulacağı gerçeğidir. Orhan İyiler bütün ömrünü inandığı davası uğruna yaşamış, bunu eserlerinden ve ya-şamından anlıyoruz.
Ben, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Orhan İyiler’le ilk kez Ayışığı Sanat Merkezi’nin 20. yıl et-kinliğinde karşılaşmıştım ve ilk o zaman tanımış-tım. Onunla birlikte dünyayı değiştirmeye çıkan-ların çoğunun nerelerde olduğunu birçoğumuz biliyoruz, ama Orhan İyiler’i orada görmek, onun hala ilk günkü taze inancı ve aşkıyla hareket etti-ğini görmek gerçekten de beni heyecanlandırmıştı.
Bu kuşkusuz küçümsenecek bir şey değil ak-sine takdir edilecek bir davranış ve yaşam biçimi.
Bin selam olsun.
Orhan İyiler yaşamıyla ve eserleriyle bizim-le birlikte yaşamaya devam edecektir kuşkusuz, belki bir gün daha yüksek seslerle sesleneceğiz ve
kurtuluş şölenlerinde yine Orhan İyiler ve diğer değerlerimizle birlikte güneşe artık sıkılı yumruk yerine kızıl karanfiller savuracağız.
Bu belki bazılarına göre uzak bir sevdadır.
Ama ben bu şöleni yaşamak için imgelerimi sefer-ber ediyorum ve umut ediyorum ben de güneşe kı-zıl karanfiller savurayım, eğer ömrüm yetmezse de ben de Orhan İyiler ve diğerleri gibi gelecektekileri beklerim ama bilirim ki mutlaka birilerinin elleri o karanfilleri güneşe savuracaktır.
“ÖLDÜKLERİYLE KALMADILAR’’
Orhan İyiler’in bu kitapta birçoğunun komp-lo teorilerini nasıl çürüttüğünü görüyoruz. Sözde 1970’ler ve sonrası yaşanan kalkışmalar emperya-listlerin ve yerli işbirlikçilerinin tuzaklarıydı. Sol-cularda bu tuzağa düşmüşlerdi, yani 1980 faşist darbesine zemin hazırlamışlardı. Bu birçoğuna göre böyleydi ve maalesef birçok devrimci gencimiz boşu boşuna ölmüşlerdi onlara göre, oysa gerçek-lerin öyle olmadığını ve bugün gelinen toplumsal noktaya da bakarsak aslında geçmişteki devrim-cilere ne kadar da çok şey borçlu olduğumuzu gö-rürüz. Görmemek için ya kör olmak lazım ya da karşı tarafta.
Dünyadaki toplumsal hareketlere de bakar-sak aslında Türkiye’den çok farklı bir tablo göre-meyiz, bu süreçler her dönem nerede yaşanırsa yaşansın birbirinin benzeridir.
Çünkü taraflar aynı ezen ve ezilen, taleplerde ülkelerin genel ve öznel şartlarına göre değişse de temelde aynıdır. Ya dikta rejimlerinden kurtulmak ya da sınıfsız bir toplum istemektir.
Bugün Arap yarım adasında yaşananlarda dikta rejimlerinden kurtulma kalkışmalarıdır.
Bunun devamında olmazsa olmazı sınıfsal
çelişkiler derinleşecek ve yaşam koşulları onları yeni mücadelelere taşıyacak. Dün olduğu gibi bu-günde kafaları karıştıranlar var, efendim bu kal-kışmaların arkasında ABD var evet, gerçekten var ama neden ve nasıl var konusu yeterince açıklığa kavuşturulmuyor ya da öyle olması isteniyor.
ABD Yıllarca bu diktatörlerle iş birliği yapmış ancak toplumsal gelişme artık böyle bir işleyişi ta-şıyamıyor ve halk ayaklanmaları kaçınılmaz olu-yor. Bu durumda ABD’nin diktatörleri savunmak yerine onların yerine yeni iş birlikçileri iş başına getirmek için süreci kendi lehine işletmeye bakı-yor. Şimdi burada diyebilir miyiz Tunus’ta, Mı-sır’da ayaklanan halk kitleleri ABD ile birlikte ha-reket etmişler ve ABD’ye zemin hazırlamışlar? Eğer bu soruya evet diyenler varsa onlara diyebileceğim bir şey yok ve onlara göre Türkiye’deki kalkışma-larda ölen devrimcilerde boşu boşuna ölmüşlerdir.
Onlar varsın öyle desinler ama “ÖLDÜRÜL-DÜKLERİYLE KALMADILAR’’ hiçbiri ve onların at-tığı temel üzerinde Türkiye işçi sınıfı kararlı yürü-yüşüne devam etmektedir ve sonuna dek devam edecektir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Orhan İyiler, Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan ve adını yazamadığım daha birçok devrim şehidinin hiçbiri emperyalistlere ve faşist darbecilere zemin hazır-lamadılar. Onlar günün koşullarına göre yeni bir dünya yaratmak için yola çıkmışlar ve kısa sürede büyük ilerleme kaydetmişlerdi. Emperyalistleri ve faşist darbecileri harekete geçiren asıl şey işte bu yükselen halk muhalefetiydi.
1979 Fatsa belediye seçimlerini hatırlayalım.
Fikri Sönmez uzaydan ya da Sovyetler’den gelme-mişti, demek ki hiçbir emek boşuna değilmiş. 12 Eylül darbesininse Fatsa’dan başlaması herhal-de tesadüf herhal-değildi, Fatsa ilk olarak halkın kendi
kendini yönettiği bir yerel yönetim deneyimiydi ve oldukça başarılıydı yönetimde kaldığı dokuz ay bo-yunca.
O dönemde siyasilerin söylemlerinden de an-layabiliyoruz kapitalist sistem için Fatsa’nın ne demek olduğunu.
“Bırakırsak bin Fatsa çıkar, Fatsa’nın hak-kından gelmeye mecburuz, o işi bitireceğiz” - Sü-leyman Demirel
“Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın” Çorum’da birçok kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylar sonra-sı Süleyman Demirel’in basonra-sına yaptığı bir açıklama
“Biz gelmeseydik Fatsa’dakiler gelecekti.” Ke-nan Evren (12 Eylül sonrası)
Artık bundan sonra bir şeyler yazmanın an-lamı var mı bilmiyorum… Orhan İyiler artık ara-mızda yok ama yapıtlarıyla her zaman araara-mızda olacak ve yolumuzu aydınlatmaya devam edecek, iyi ki yazdın Orhan ağabey, iyi ki seni tanımışım.
Önsöz Dergisi, 20.Sayı