• No results found

H VORDAN UTFORDRINGENE / RESSURSENE EVENTUELT PÅVIRKER PERSONALET ?

5. DISKUSJON

5.3 H VORDAN UTFORDRINGENE / RESSURSENE EVENTUELT PÅVIRKER PERSONALET ?

Baykan Sezer‘in Batı sosyolojisine ilişkin tartışmaların özünü sosyolojinin kendisinin Batı kökenli bir bilim olduğu gerçekliği oluşturur. Bu gerçeklikten hareketle Batı sosyolojisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baykan Sezer esas mesele Türk sosyolojisidir. Çünkü Baykan Sezer’e göre Batılı toplumların tarihsel gelişim aşamalarını merkeze alarak yapılan ve bütün toplumları kapsayacak teorik modeller üretmek mümkün değildir. Batılı toplumların tarihsel ve toplumsal gelişimlerini merkeze alan sosyolojinin Türk toplumunu doğru ve yeterli bir şekilde açıklayamayacağı inancı, Türk toplumunun kendine özgül tarihsel ve toplumsal gelişim aşamalarını dikkate alarak bilgi üretecek bir sosyolojiye ihtiyaç olduğu inancını yaygınlaştırmıştır. İşte, Baykan Sezer sosyolojisinin temel tezleri bu inanç üzerinde şekillenir

Başta Fransız İhtilalı olmak üzere Batıda meydana gelen gelişmelerden dünya toplumlarıyla beraber Osmanlı da ciddi şekilde etkilenen devletlerden biridir. İşte Türk sosyolojisinin doğuşu ve gelişim süreci de bu dönemle doğrudan ilişkilidir. Osmanlı İmparatorluğu bilindiği üzere bu dönemde ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Dönemin şartları ve batılılaşma yanlısı aydınların da etkisiyle birlikte devletin çöküşten kurtuluşu umuduyla batıdan medeniyet ve bilim ithal edilmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Aslında bu döneme bakılacak olursa başlangıç aşamasında askeri,

devam eden süreçte algı farklılaşıp medeniyet anlamında bir batılılaşma süreci başlamıştır.

İmparatorluğun kurtuluşunu Batılılar gibi düşünebilme ve yaşayabilme şartına bağlayan Batılılaşma yanlıları, bu ideal doğrultusunda Batılı yaşam biçiminde olduğu gibi, Batı düşüncesini de ithal etmeye başlamışlardır. Sosyolojinin ülkemizdeki ilk bilinirliği bu süreç içerisinde olmuştur. Sosyolojinin hiçbir gecikmeye uğramadan ülkemize gelmesi ve ilgi görmesi bunun bir nedenidir. Bu durum bundan sonraki sosyoloji çalışmalarında derin izler bırakacaktır. Çünkü tüm bu düşünsel kaynakların temelini Batı’daki sosyal ve siyasal düşünce atmosferi oluşturmaktadır. Devletin yaşadığı problemlere çözüm bulma amaçlı başlayan sosyoloji çalışmaları tarihsel süreç boyunca batılı sosyoloji geleneğine bağlı kalacak ve ülkemizde batı merkezli bir sosyoloji bilimi süreci devam edecektir. Bu durum neredeyse bütün Türk sosyologları tarafından benzer şekilde yorumlanmakta ve benzer sorunların üstünde durulmaktadır. Yani kısacası bu mesele Türk sosyoloji tarihinde mutlak bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak da sosyoloji Türk toplumuna yabancı bir şekilde gelişmiş ve neredeyse batıdaki sosyolojik gelişmeleri izlemekten öteye gidememiştir. Böylece Türk sosyolojisi batılı sosyolojinin üstünlüğünü ve güdümünü kabul etmiştir.

Türkiye‘de sosyolojinin ana sorunları ve gelişim sürecini ele almaya ve irdelemeye çalışırken sosyolojinin öncülüğünü yapan ilk düşünürlere bakıp çalışmalarını ve o dönem toplumsal rollerini incelemek gerekmektedir. Bu döneme bakıldığında öncü sosyologlarımızın etkinlik alanlarının sadece sosyoloji ile sınırlı kalmadığını, bununla beraber ülke siyasetinde de etkin olduklarını görmekteyiz. Baykan Sezer Türk sosyolojisini incelerken bunları da göz ardı etmemiştir. Bu dönemde bütün kurumlarıyla çözüşte olan devlete çözüm yolları arayışında olan sosyologlarımızın temel çabası toplum yaşantısı ve devlet yapısının yeniden inşası olmuştur. Türk sosyolojinde öncü isimlerden olan Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin o dönem siyasetinde de etkin isimlerden olmuşlardır. Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki partisinde etkin bir role sahip olmakla beraber yeni kurulacak Cumhuriyet siyasetinde de kabul görmüştür. Prens Sabahattin ise bir dönem Ziya Gökalp gibi İttihat ve Terakki’nin içinde yer alsa bile Gökalp’den faklı bir yol izlemiş Le Play‘in Türkiye‘de ki temsilcisi konumunda olmuş ve âdem-i merkeziyetçi bir yapı önerilmiştir.

Baykan Sezer bu dönem sosyologlarını eleştirmekle beraber zaman zamanda dönemin şartlarına atıfta bulunarak çeşitli haklılık paylarından da

bahsetmiştir. Neticede dönemin sosyologları böyle bir ortamda toplumsal sorunlarla iç içe bir şekilde çeşitli sorunlara çözüm arayış içerinde olmuşlardır. Ancak temellerin bu şekilde atılması, ilk çalışmaların Le Play ve Durkheim gibi Avrupalı sosyologların sosyolojik yaklaşımları ve ortaya attığı düşüncelerle yürütülmesi daha sonraki dönemlerde alışkanlık haline gelmiş ve ülkemizde yerli bir ekol oluşmasına engel olmuştur. Baykan Sezer‘in ve beraberinde birçok Türk sosyologunun altını çizdiği bu sorun günümüze kadar süregelmiştir.

Baykan Sezer bütün bu sürecin çözüm reçetesi olarak Türk toplumunu ve Türk insanını çalışmalarında merkeze almıştır. Tük toplumunun özgüllüğü çerçevesinde sorunlara yaklaşarak, toplumumuzu tarihsel gerçekliğimiz ve kendi toplum çıkarlarımız etrafında açıklama çabası içine girmiştir. Sezer ile Doğu düşüncesi Batı’nın empoze ettiği siyaset ve dünya görüşü dışında olayları bütünlüğü içinde kapsamaya ve açıklamaya girişmiştir. Çalışmalarının temel vurgusu, Türk toplumunun kimliğini ve gelişme yasalarını tarihsel gerçeklerle sınayarak ortaya koymaktır. Bu çerçevede o, Batı düşüncesinin bir ürünü olan ve toplumsal sorunsala yaklaşımında Batı yönelimli tavır takınan Batı sosyolojisi karşında, Türk toplum ve gerçeğini anlayacak ve açıklayacak, Türk tarihi ve düşünce geleneği ile ilişki kurabilecek ve toplumsal sorunlarımızı Türk sosyolojisi geleneği içinde çözüm oluşturma çabası içine giren ve bu çabaları sonucunda ülkemizde Batı eksenli sosyoloji geleneklerinin dışına çıkabilmiş ender sosyologlarımızdan biridir.

Baykan Sezer sosyoloji çalışmalarına yön verirken Türk sosyolojisinin görevlerinden bahsetmiş, özgün, kendi sorunlarına ve kültürel yapısına dönük, kendine özgü bir yer belirleyen Türk sosyolojisi düşüncesiyle hareket etmiştir. Baykan Sezer Türk Sosyolojisi deyiminin ‘Türklük’ vurgusundan kaynaklı olarak ve o güne kadar birebir sorgulanmadan kabul edilen Batı sosyolojisi karşısında konumlandırmasından dolayı çeşitli çarpıtmalara açık olduğu yönündeki kaygısına istinaden doğrudan Türk Sosyolojisinin ana sorunlarına yönelir. Baykan Sezer’e göre Türk sosyolojisinin kuruluşundan itibaren ana sorunu Batı sosyolojisi ile ilişkilerini belirleyebilmek ve Türk toplumunun ve gerçeklerinin aydınlatılmasında oynayabileceği rolün ne olacağının belirlenmesidir (Sezer,1998:10). Çünkü Türk sosyolojisi kuruluşundan itibaren Batı sosyolojisinin bir uydusu, bir şubesi şeklinde gelişim göstermiştir. Dolayısıyla Türk sosyolojisinin Batı sosyolojisi ile olan tek taraflı, etken-edilgen ilişkisini gözden geçirip kendi pozisyonun belirlemesi gerekmektedir.

Baykan Sezer Türk sosyolojisinin kendi pozisyonunu belirlemesi için seçmesi gereken alternatif yollar üzerinde durmaktadır. Bu alternatiflerden ilki Batı sosyolojisine ait tanım ve açıklamaları evrensel kabule dip, Türkiye toplumunun sorunlarını Batılı sosyolojik kuramlarla açıklamaktır. Diğer alternatif Batı sosyolojisinin sadece genel metodolojik ve teorik yaklaşımını evrensel kabul edip,Türk toplumunun sorunlarını kendi özelinde açıklamayı denemektir. Bu alternatif yaklaşımda ayrıca yeni kuramlar geliştirmeye gerek kalmadan Batı sosyolojisinin rehberliğinde Türk toplumuna ilişkin yapılan açıklamalar mevcut Batılı kuramsal modeller üzerinden yapılacaktır. Tüm bunların dışında Baykan Sezer üçüncü bir alternatif yolun imkânı üzerinde durmaktadır. Bu alternatif yaklaşımın odağında Türkiye’nin kendine özgü bir toplum olduğu, bu yüzden yeni ve özel bir yöntem ve açıklama modeli gerektirdiği anlayışı yer alır (Sezer,1988:10).

Baykan Sezer Türk sosyolojisinin kendi pozisyonunu belirlemesi adına seçmesi gereken alternatif seçeneklerden üçüncüsünün Türk toplumunun tarihsel ve toplumsal gerçeğini anlamaya, açıklamaya ve toplumsal sorunlarını çözüme kavuşturmak noktasında daha yararlı olacağını ifade etmektedir. Sosyolojik yaklaşımını tarihsel, kültürel ve toplumsal yapı itibariyle Türk toplumunun olarak Batı toplumlarından farklı bir toplumsal yapıya sahip olduğu argümanı üzerine oluşturan Baykan Sezer, her şeyden önce bu argümanını doğrulamaya çalışır. Bu argümanın doğrulanması adına Türk toplumu ile Batı toplumları aras ındaki tarihsel, kültürel ve toplumsal farklılıkların neler olduğunu tespit eder. Bunun için de Batılı sosyolojinin kategorik toplum modellerinden hareketle Batı sosyolojisinin toplumları nasıl tanımladığını ve çözümlediğini açıklığa kavuşturur. Bu bağlamda klasik pozitivist sosyolojinin ilk kuşak teorisyenlerinin metinlerinde toplumlar belirli gelişme yasaları çerçevesinde analiz edilerek, tarihsel ve kültürel zeminde toplumların yapısını ve özelliklerini ön plana çıkaran toplum modelleri geliştirmiştir.

Sosyolojinin kurucu isimlerinin Comte, Durkheim, Weber, Marx, Tonnies’in toplumsal değişme ve gelişme teorilerine bakıldığında geliştirmiş oldukları toplum modelleri toplumlar arasındaki farklılıkların değişken özelliklerinden hareketle toplumların tarihsel, sosyal, ekonomik, düşünsel gelişme yasalarını saptamaktadır. Aynı zamanda geliştirilen toplum modellerinin hemen hepsi bütün toplumları kapsayan ve zorunlu olarak bütün toplumların geçirmesi gereken evrensel süreçler olarakBatı toplumlarının tarihsel gelişme aşamaları merkeze almıştır. Dolayısıyla klasik pozitivist sosyoloji Batılı toplumları, tarihsel ilerleme düzleminde geçilmesi gereken evrimsel süreçlerin hepsini geçirmiş ve en sonunda evrimsel gelişmenin

son halkasını oluşturan pozitif düşüncenin egemen olduğu gelişmiş, modern endüstri toplumları olarak tanımlar. Bu süreçten geçmemiş ya da bu süreci tamamlayamamış toplumlar ise ilkel, azgelişmiş, feodal, teolojik ve modern öncesi toplumlardır (Sezer,1988: 37).

Klasik pozitivist sosyolojinin ve kısmen de olsa antropolojinin çerçevesini belirlediği toplum modelleri aracılığıyla tarihin gelişim ya da ilerle aşamalarını gösteren evrimsel süreç belirlenerek, bu modeller kapsamına girmeyen toplumları tarih dışı, gelişmemiş, ilkel, uygarlık olmayan toplumlar olarak kategorize edilmiştir.

Osmanlı’nın son döneminde devletin çöküşünü ve dağılmasını önlemeye yönelik Osmanlı aydınları tarafından savunulan Batılılaşma, Cumhuriyet’in ilanıyla devletin siyasal programı, siyasal ülküsü ve egemen siyasal ideolojisi haline gelmiştir. Batı’da sosyolojinin kurulmasıyla nerdeyse eş zamanlı olarak Türkiye’de de benimsenen sosyoloji Batı’dan farklı olarak Türkiye’de siyaset ile bir eş güdüm içerisinde olmuştur. Öyle ki Türk sosyolojisi Osmanlı’dan bu yana Türk toplumunun siyasal ve toplumsal özelliklerini, Batılı ülkelerin çıkarları doğrultusunda ve Batıcılaşma çerçevesinde yeniden yapılandırma hedefi içinde olmuştur (Kaçmazoğlu, 2003:12). Bu durum sosyolojiyi siyasetin bir aracı haline getirmesi sonucunda Türk sosyolojisiyle devletin Batılılaşma ideolojisi arasında sürekli bir ilişki oluşturmuştur. Batılılaşma ideolojisi Batıyı, bütün toplumların ortak amaçlarının gerçekleşeceği, geleceğin insanlığını kurabilecek güç olarak gördüğünden olsa gerek, Batı uygarlığına dâhil olmayı, başka bir ifadeyle çağdaş olmayı en büyük ideali olarak belirlemiştir (Sezer, 1988:40). Dolayısıyla kuruluşundan bu itibaren Batılılaşma ideolojisinin bir uzantısı ve sağlayıcısı pozisyonunda olan Türk sosyolojisi de baştan beri, klasik pozitivist sosyolojinin ilk kuşak temsilcilerinin kategorileştirdiği toplum modelleri çerçevesinde Türk toplumunu açıklama ve bu toplum modellerine uygun bir toplumsal düzen geliştirme amacı içinde olmuştur.