• No results found

Fücur tabusunun temeli konusunda çok tartışmalı olan bir teori, psikanalizmin kurucusu Sigmund Freud tarafından ileri sürülmüştür. Freud’un teorisi, nevrotik hastalar hakkında yapmış olduğu çalışmalar ve deneyimleri ile

95 Palmen, s. 20; Klein, s. 25; Karst, s. 53.

96 Can, “Cinsel Suçlar”, s. 26.

97 Palmen, s. 9; Karst, s. 61.

98 Palmen, s. 9; Karst, s. 61; Can, “Cinsel Suçlar”, s. 27.

99 Karst, s. 61; Can, “Cinsel Suçlar”, s. 27; ayrıca bkz. Lévi-Strauss, s. 19 – 21.

Robertson Smith ve Darwin’in görüşlerinin birbirleriyle etkileşimi neticesinde ortaya çıkmıştır100.

Freud’un fücur tabusunun temelini açıklamaya çalıştığı meşhur “Oedipus Kompleksi” görüşünden önce ileri sürdüğü bir başka görüş ise “Baştan Çıkarma Kuramı” dır. Bu kuramında Freud, çocukluklarında yetişkinler tarafından cinsel istismara uğrayan ve bu nedenle histerileri olan nevrotik hastaları üzerinde yapmış olduğu araştırmaları temel almaktadır101. Ancak sonraları bu teorisinden vazgeçerek, Oedipus kompleksi kuramını ortaya koymuştur.

Bazı sosyologlar ve etnologlar, insanoğlunun yoğun cinsel dürtüleri arasında fücur arzusunun doğuştan yer aldığını ileri sürmektedirler. Buna göre bu arzu, tüm kültürlerde yer alan katı fücur yasağına rağmen varlığını sürdürmektedir102.

Freud’a göre ise, fücur ürkekliği doğuştan gelen bir duygu değildir103. Freud, bu kuramını açıklarken Darwin’in araştırmalarından da yararlanmıştır. Darwin, gelişmiş maymunların yaşamsal alışkanlıklarına ilişkin yaptığı araştırmalardan hareketle, ilkel çağlarda insanların da küçük topluluklar halinde yaşadıklarını, her erkeğin tek bir kadına sahip olduğunu ortaya koymuş, böylelikle tek eşliliğin ilkel çağlarda da var olduğunu ifade etmiştir. Güç kazandığı takdirde bir erkeğin birden fazla kadına sahip olabildiğini ve bu kadınları kıskançlık duyguları ile diğer erkeklerden sakındığını belirtmiştir. Her toplulukta güçlü ve yaşlı tek bir erkek bulunduğunu, gençlerin büyüdüklerinde güçlenerek bu erkeği kaçırmak veya öldürmek suretiyle önderliği ele geçirdiğinden bahsetmiştir. Genç ve güçsüz erkeklerin ise, kıskançlık nedeniyle topluluktan uzaklaştırıldıklarını, onların da başka kadınlarla birleşmeleri ile egzogaminin gerçekleştiğini ve aile içinde yaşanacak fücurun önlenmiş olduğunu belirtmektedir104.

Yunan mitolojisinde bilmeden öz babasını öldüren ve bunun akabinde öz annesi ile evlenerek, ondan çocukları olan, kral Oedipus’un

100 Karst s. 54.

101 Karst s. 54.

102 Ayrıntılı bilgi için bkz. Klein s. 14

103 Freud, “Totem ve Tabu”, s. 218.

104 Freud, “Totem ve Tabu”, s. 220 – 221.

hikayesinden105esinlenerek adlandırılan teoriye göre, belli bir yaştan sonra çocuklarda karşı cinsteki ebeveynlerine yönelik yoğun bir cinsel arzu oluşmaktadır. Özellikle de erkek çocuklar, babalarını anneleri ile olan ilişkileri bakımından büyük bir rakip olarak görmektedirler. Bu duygular tüm çocuklarda, fallik dönem (3-5 yaş arası) olarak adlandırılan süreçte ortaya çıkmaktadır. Fallik dönemdeki çocuklar, karşı cinsteki ebeveyne karşı duydukları bu ilgi nedeniyle, hemcinsleri olan ebeveynlerini aradan çıkarma isteğine sahiptirler106.

Ancak bir süre sonra çocuğun, bu ilgisinde azalma gözlenmekte ve nihayetinde, bu çocuksu arzu ortadan kalkmaktadır. Bu arzunun ortadan kalkmasının sebebi, Freud’a göre, çocukların hemcins ebeveynleri tarafından cezalandırılacağı, hatta erkek çocuklarda babası tarafından hadım edileceği korkusudur. Erkek çocuklar, kız çocuklarının penisleri olmadığını fark ettiklerinde, onların daha önceden hadım edildiği fikrine kapılmakta ve bu durum korkularının derinleşmesine yol açmaktadır. Bu korku zamanla, çocuktaki ensest duygularının ortadan kalkmasına ve Oedipus karmaşasının sona ermesine sebep olmaktadır. Bu süreç, çocuktaki cinsel arzuların bir duraklamaya uğradığı, “uyuklama evresi” olarak tanımlanmaktadır107.

Freud, Oedipus kompleksi ile ilgili çalışmalarıyla elde ettiği sonuçlara göre, bunun kız çocuklarında, erkek çocuklarda olduğu kadar yoğun bir düzeyde bulunmadığını gözlemlemiştir108.

Freud’a göre, kız çocukları bakımından da bir fallik dönem söz konusudur ve her ne kadar erkek çocuklarından farklı göründüklerini fark etseler de, hadım edilme kompleksi onlar için de geçerlidir. Zira bir şekilde, bu farklılığın bir eksiklik olduğu fikrine kapılıp, bunun bir kusur ve bir değersizlik göstergesi olduğunu düşünürler.

Bu da kız çocuklarında Freud’un ifadesiyle “penis kıskançlığı”na yol açar. Bunun

105 Oedipus’un hikayesine tarihçeye ilişkin kısımda yer alan “Mitoloji” başlığında yer verilmiştir. Bkz.

Birinci Bölüm, III., B., 9.

106 Sigmund Freud, Sevgi ve Cinsellik Üzerine (İzmir: İlya İzmir Yayınevi, 2014) s. 163.

107 Freud, “Sevgi ve Cinsellik”, s. 172 – 174.

108 Karst s. 57.

yanı sıra, kız çocukları “organ”larını hadım edilmiş oldukları için kaybettiklerine inanırlar109.

Bu noktada, erkek çocukları ile kız çocukları arasında bir farklılık söz konusudur. Zira kız çocukları, hadım edilmeyi geçmişte yer alan bir gerçek olarak kabul ederlerken, erkek çocukları bunun gerçekleşme ihtimalinden korkmaktadırlar110.

Nihayetinde, Oedipus kompleksinin üstesinden gelme ile, “süper ego” veya

“üst benlik” olarak adlandırılan bireysel bir vicdan olgusu gelişir. Freud’a göre hem Oedipus kompleksi hem de üst benliğin gelişim süreçleri kalıtsaldır. Zira üst benlik, değişmez değer yargılarının gelecek nesillere aktarılması bakımından bir taşıyıcı görevi görür111.