• No results found

Her ne kadar günümüzde marksist iktisat kuramı klasik iktisat okulunun içinde sayılsa da, kapitalizme karşı geliştirdiği eleştirel tutum ve tarihsel süreç içerisinde hem pratikte hem de teoride klasik iktisat çizgisinden ayrılması marksist gelir dağılımı teorisini ayrı bir başlık altında ele almayı gerekli kılmaktadır.

Lenin’in bilinen tanımlaması ile marksizmin üç düşünsel kaynağı Alman felsefesi, Fransız sosyalizmi ve İngiliz ekonomi politiğidir. İngiliz ekonomi politiğine yapılan vurgu aslında başta Ricardo olmak üzere klasik iktisatçıları işaret etmektedir. Marx’ın kapitalizm analizinde Smith’in de kullandığı ancak Ricardo tarafından geliştirilen emek değer teorisi önemli bir yer tutmaktadır. Emek değer

teorisi ile Marx emeğin kullanım değeri yaratmasının yanında değişim değerini de yarattığını ileri sürmüş ve artı değer teorisi ile değerin yaratıldığı kapitalist üretim sürecinde bir artığın ortaya çıktığını ve kapitalistin bu artığa el koyduğunu ifade etmiştir.

Marx’ta sermaye (S) iki bileşenden oluşur; (s) sabit sermaye ve (d) değişken sermaye. Üretim süreci sonunda başlangıçtaki bu sermayenin büyüklüğü s+d’nin yanında (a) ile temsil edilen artı değeri de kapsayacak şekilde büyür (S=s+d+a). Artı değer bir işçinin üretim sürecinde toplam harcadığı emeğin ürettiği değer ile kendisini yeniden üretmesi için gereken ücreti aşan kısmıdır. Burada yer alan kendini yeniden üretmenin tanımına toplumsal ihtiyaçlar, aile bakımı vb.’de dahildir. Model bu şekilde kurulduğunda sömürü oranı artı değerin değişken sermayeye bölünmesi ile elde edilen oran olarak karşımıza çıkmaktadır (a/d). Yukarıdaki tanımlamadan yola çıkarak kapitalist için kar oranını hesaplamaya çalışırsak; kar oranı r=[S-(s+d)/(s+d)], yani r= a/(s+d) olacaktır. 7

Buradan çıkarabilecek önemli sonuçsa kapitalistler ve işçilerden oluşan iki sınıflı bir topluma dayanan marksist gelir dağılımı analizine göre sömürü oranı artıkça kar oranının da artacağı, dolayısıyla kapitalist ekonomilerde her iki sınıfın çıkarlarının birbirine zıt olduğudur. Bu da marksist gelir dağılımı teorisi ile başta Ricardo olmak üzere klasiklerin gelir dağılımı teorilerinin temel farkını gösterir.

Klasiklerde gelirin bölüşümü üretim sürecinin dışında yaşanırken Marx’ta sömürü kapitalist üretim sürecine içseldir. Dolaysıyla sorunun çözümü kapitalizm içinde daha adil bir gelir dağılımı mekanizması kurmakla aşılamaz.

7 Karl Marx, Kapital, Çev. Alaattin Bilgi, Cilt I, Sol Yayınları, Ankara, 2000, s.211-219

Marksist analizden varabileceğimiz diğer bir sonuç ise azalan kar oranları yasasıdır. Kar oranlarındaki azalmanın temel nedeni sermayenin organik bileşimdeki artıştır. Sermayenin organik bileşimi sabit sermayenin değişken sermayeye oranıdır (k=s/d).

r= a/(s+d)’de formülünde, sağ taraftaki pay ve paydayı değişken sermaye böldüğümüzde: r=(a/d) / [1+ (s/d)] = (a/d) / (1+ k)’yi elde etmiş oluruz. Böylece sömürü oranı sabitken sermayenin organik bileşimi, yani toplam sermaye içindeki sabit sermayenin payı artığında kar oranı azalacaktır.

Kar oranındaki azalma, kardaki mutlak bir azalma olarak anlaşılmamalıdır.

Sermaye birikimi devam ederken, kar oranlarında nispi bir azalma gerçekleşecektir.

Kar oranlarındaki bu azalmaya karşı önerilen çözümler ise, sermaye ihracı ile vergisel teşvik ve sübvansiyonlar ve kamusal altyapı ve ucuz girdi üretimi ile sermaye maliyetlerinin azaltılmasını amaçlayan maliye politikası bileşenleridir.8

Marx’tan sonra marksist düşünceye en büyük katkının emperyalizm teorisi ile Lenin tarafından yapıldığı genel kabul görür. Lenin emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması, tekellerin egemen olduğu kapitalizm olarak tanımlamıştır.

Lenin’den sonra emperyalizmi, tekelciliği ve bu bağlamda modern kapitalist devleti tartışan başlıca marksist düşünürler Sweezy, Baran ve Mandel’dir.

Son dönemin marksist iktisatçıları öncelikle devletin refah devleti uygulamaları ile büründüğü sınıflar arası uzlaştırıcı rolü reddetmiş, Marx’taki biçimi ile özel mülkiyeti koruyan devletin kapitalist sınıfın egemenliğinin bir aracı olmaya devam ettiğini vurgu yapmışlardır. Ayrıca sermayenin organik bileşimindeki artış ile

8 Mustafa Durmuş, Maliye Politikaları Teori ve Uygulamalarının Değerlendirilmesi, Yaklaşım Yayınları, Ankara, 2003, s.155-156

üretim birimin büyüdüğünü ve dev anonim şirketlerin egemenliğinde tekelci kapitalizmin yaşandığını ileri sürmüşlerdir.

Tekelci kapitalizmde gelir dağılımı ile ilgili olarak Sweezy’nin şu tespiti önemlidir: “Tek işletme söz konusu olduğu zaman, rekabet şartlarından tekel şartlarına geçiş beraberinde karda bir artış meydana getirir; bu ise gerçekte tekelim tüm amacı ve sonucudur. Fakat tekellerin ortaya çıkmasıyla toplumsal emek gücü tarafından yaratılan toplam değerde herhangi bir artış olmaz ve böylece tekelcilerin elde ettikleri aşırı kar gerçekte toplumun diğer üyelerinin gelirlerinden yapılan değer aktarmaları niteliğindedir.”9

Dolayısıyla tekelci kapitalizmde veri bir toplam gelir altında tekeller ya diğer kapitalistlerin karlarını kendilerine transfer ederler ya da klasik marksist analizdeki sömürü oranını arttırarak karlarını artırırlar. Sömürü oranını işçinin yarattığı artı değerin ücretine (değişken sermaye) oranı olarak tanımladığımız dikkate alındığında sömürü oranını artırmadan, yani işçinin ücretine göre artık değeri artırmadan karların kapitaliste transferi mümkün olmamaktadır.10

RELATERTE DOKUMENTER