Ömer Seyfettin’in çalışma konusu olan eserleri Bilgi Yayınevinden temin edilmiştir. Söz konusu olan eserler baştan sona okunmuş; Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Programı’ndan hareketle belirlenen değerler Efruz Bey romanında ve diğer hikayelerde taranarak fişlenmiştir. Roman ve hikayeler için ayrı ayrı okuma, not alma, ileti çıkarma, değerlendirme işlemi yapılmıştır. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim programlarından ve bu alandaki uzmanlardan alınan görüşlerden hareketle belirlenen değerler (adil olma, bağımsızlık, barış, bilimsellik, çalışkanlık, duyarlılık, dayanışma, dürüstlük, estetik, fedakârlık, hoşgörü, misafirperverlik, özgürlük, sevgi, saygı, sorumluluk, temizlik, vatanseverlik, yardımseverlik) söz konusu eserlerde tespit edildikten sonra sayısal olarak Microsoft Excel programı kullanılarak analiz edilmiş ve değerlerle ilgili tablolar ve grafikler oluşturulmuştur.
Çalışmaya yön veren veriler kaynak taraması yoluyla elde edilmiştir. Konuyla ilgili
doğrudan ya da dolaylı olarak ilgisi bulunan tezlere Yüksek Öğrenim Kurulu’nun elektronik
tez tarama arşivi vasıtasıyla ulaşılmıştır. Ayrıca kavramsal çerçeveyi oluşturan değer
kavramı ve değerler öğretimi ile ilgili kaynaklar kütüphanelerden ve internetten taranmıştır.
BÖLÜM 4
BULGULAR VE YORUM
4.1. Ömer Seyfettin’in Romanında ve Hikayelerinde İncelenen Değerlerin Tanımları Adil olma, Türkçe Sözlükte (2011: 30)’te, “Adaletle iş gören, adaletten, doğruluktan ayrılmayan, hakkı yerine getiren, adaletli” seklinde ifade edilmiştir. Hayati Hökelekli (2013, s.132) ise adalet üzerine yazdığı makalede adaleti; “Adalet, bir şeyi yerli yerine koymak, her hakkı hak sahibine vermektir. Hüküm ve davranışlarında tarafsız ve ilkeli olmak, eşitliği gözetmektir. Menfaat, yakınlık, düşmanlık, önyargı ve benzeri nedenlerin etkisinden uzak doğru ve dürüstçe iş yapmaktır.” şeklinde tanımladıktan sonra, adaletin bütün insan ilişkilerinde karşılıklı saygı ve sevginin gözetilmesi, hak paylaşımında insaflı bir yolun izlenmesi olduğunu söyler. Buna göre devlet yöneticisinin vatandaşa, anne babanın çocuğuna, öğretmenin öğrencisine, bir kimsenin arkadaşlarına gereken sevgi ve saygıyı göstermesi; patronun işçisine hak ettiği ücreti vermesi adalet olup, bunların yerine getirilmemesi zulümdür.
Günümüz toplumunda sıkça tartışma konusu edilen adalet ve adil olma değerleri, demokratik toplum olabilme ülküsünün gerçekleşmesi için gerekli olan önemli öncüllerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. “Bütün aşırılıkların ortası ve genel olarak aşırılıklardan kurtulmayı sağlayan bir değer olduğu için bütün erdemlerin en tam olanı ve âdeta ortak olanı” (Çınar, 2013, s.16). olarak ifade edilebilen adalet değeri, haiz olduğu bu önem sebebiyledir ki; Türk kültüründe de öne çıkan değerler arasındadır.
Huzurlu bir toplumda adalet olmazsa olmaz unsurların başında gelmektedir. Toplumda
adaletin sağlanabilmesi için sadece devletin koyduğu yasalara uymak ya da bunu uygulamak
yeterli değildir. Birey adalet duygusuna, cezalandırılmamak için değil, adil olma değerine
önem verdiği için riayet etmelidir. Bütün insanların adil olma değerini benimsediği, diğer
yüzden bu değer küçük yaştan başlayarak çocuklarımıza ve gençlerimize kazandırılmalıdır.
Nevzat Tarhan bu değerin kazandırılması konusunda şunları ifade eder: “Değerler sisteminde adaletin cezalar yoluyla değil, kazanımlar yoluyla sağlanması önemlidir. Adalet, kötüleri cezalandırarak değil, iyileri ve iyilikleri arttırarak gerçekleşir” (Tarhan, 2011, s.66) Bağımsızlık, Türkçe Sözlük (2011: 227)’te ‘Bağımsız olma durumu, istiklal’ olarak tanımlanmıştır. Davranışlarını, düşüncelerini, girişimlerini herhangi bir etki altında kalmadan yapmaya bağımsızlık denilebilir. Bağımsız olma Türk toplumunun en önemli özelliklerinden biridir. Tarihte birçok bağımsızlık savaşı verilmesi de bunun en büyük göstergesidir. Atalarımızdan bize kalan bu değeri, bundan sonraki nesillere de aktararak devam ettirmek gerekir.
Barış, Türkçe Sözlük’te “1.Barışmak işi. 2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh. 3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç. 4. Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam” (2011: 255) olarak tanımlanmış, dünya tarihinde de insanlığın en çok ihtiyacı olan değerlerin başında gelmiştir.
Savaşı önlemenin en etkili yolu insanlara barışçı bir ahlak terbiyesi vermek, kuvvete başvurmayı gerektiren halleri ortadan kaldırmaktır. Ahlakın başlıca gayelerinden biri olan barış, insanları daha mutlu yapacak işlerin yapılması için gerekli olan ortamı sağlar (Güngör, 2010, s.186-187).
Bilimsellik, “Evrende meydana gelen olaylar hakkında gözlemler, deneyler ve fikir yürütme sonucu elde edilip biriken bilgilerden hareketle ve kişiden kişiye değişmeyen bilimsel yöntemler aracılığıyla yeni ve objektif bilgi üretimine bilim denir” (Seyyar, 2003, s. 67).
Kelime anlamı olarak bilimsel olma durumu (TDK, 2011).şeklinde ifade edilebilen bilimsellik; bilimsel verileri kullanma, bilimsel olmayan ya da bilimin açıklayamadığı farazi, batıl, hurafe şeylerden uzak olma anlamlarında da kullanılmaktadır. Bilimsellik değeri, bilgi çağı olarak nitelendirdiğimiz ve bilimin tavan noktasına ulaştığı günümüzde, her insanın sahip olması gereken ve yeni gelen neslin tüm bireylerine de kazandırılması gereken bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü hür ve bilimsel düşünce gücü yüksek olan kişinin değerler dünyası ile uyumu da o denli yüksek olacaktır.
Çalışkanlık, Türkçe Sözlük (2011, s. 487)’te “Çalışkan olma durumu, faaliyet.” Şeklinde
açıklanmıştır. Çalışkan olma, toplumun taktir ettiği davranışlardandır. Kendi işini kendi
görme, tembellik etmeme, üretken olma, refaha ulaşma, başkalarına muhtaç olmama
çalışkanlık değerinin sonuçlarıdır. Çalışkanlık, birey için olduğu kadar toplum için de
önemlidir (Şen, 2007, s. 81).
Çalışkanlık gerek İslam dininde ve kültüründe, gerekse Türk kültüründe övülmüş ve önemi birçok yerde vurgulanmış bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam’da hem görev hem de ibadet olarak görülen çalışma veya çalışkanlık değeri, “İnsana kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Onun çalışması yakında görülecektir. İnsana karşılığı tastamam verilecektir”
(Necm, s. 39-41); “Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır” (Âli İmrân, s.
195).gibi ayetlerde ve “Bir kimse kendi el emeğiyle çalışıp kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir” (Buhârî, Büyü, s. 15); “İnsanın kazandıklarının en hayırlısı çalışıp kazanarak elde ettikleridir” (Müsned, 2/354, s. 357) gibi hadislerde önemle vurgulanmıştır (Şahin, 2017, s. 170). Geleneksel kültürümüzde de çalışkanlık değeri önemle vurgulanmış ve birçok yerde övülmüştür. Ahilik teşkilatında çalışmanın öneminin ve gerekliliğinin anlatıldığı “Daima bir işle meşgul ol, bir sanat ustası yanında makul bir hâle gel. Tembel adamlar hiçbir şey elde edemezler” (Arslan, 2007, s. 419) cümlelerinde ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk, öğün, çalış, güven.” vecizesinde, çalışkanlık değeri ve önemi anlatılmaktadır (Şahin, 2017, s. 170).
Dayanışma, toplumda yaşayan bireyler arasındaki bağı kuvvetlendirmenin en önemli yollarından biri olarak Türkçe Sözlük’te (2011, s. 602) “bir topluluğu oluşturanların duygu, düşünce ve ortak çıkarlarda birbirlerine karşılıklı bağlanması” olarak tanımlanmıştır.
Bireyleri bir araya getirerek onlara toplum olma bilinci aşılayan dayanışma değeri insanın maddi ve manevi anlamda daha huzurlu hissetmesinin de yolunu açar (Şahin, 2017, s. 175).
Tarih boyunca güçlü toplumlara baktığımızda onların birbirlerine büyük bir sevgi ve güven
ile bağlandıkları, sıkı bir dayanışma içinde oldukları görülmüştür. Hatta bu dayanışma değeri
onlara yeni bir ruh ve kuvvet vererek ileriye dönük hamlelerine de temel teşkil etmiştir
(Şener, 1997, s. 117). Dayanışma değerinin en güzel örnekleriyle yaşandığı toplumlardan
biri Türk toplumudur. Anadolu köylülerinin geliştirdiği imece usulü bu örneklerin başında
gelir. Köylüler tarlaların sürülmesi, ürünlerin hasat edilmesi, ev yapımı gibi birçok işi
birlikte yapmışlardır (Kumbasar, 2011, s. 116). Türk milletinin sergilediği en güzel
dayanışma örneklerinden bir diğeri Kurtuluş Savaşı’dır. Milletimiz bu savaş esnasında tek
vücut olmuş, ulusal bir dayanışma sergileyerek özgürlüğünü ve onurunu korumuştur.
Milletlerin istikbali için bu derece ciddi bir önem taşıyan dayanışma değerinin bir ülkenin bütün fertlerine aşılanması hayati öneme sahiptir (Kumbasar, 2011, s. 117).
Duyarlılık, kişi ve ortam arasındaki uyumun sağlanması ve kişinin belirli sosyal ortamdaki değişmelere uyabilmesi (Seyyar, 2004, s. 184) şeklinde ifade edilebilir. Türkçe Sözlük (2011, s. 729)’te ise şu şekilde tanımlanır: “Duyarlı olma durumu, duygunluk, duyarlık, hassaslık.” Duyarlılık değeri içinde sorumluluğu, yardımı, sevgiyi, duygusallığı, sahip çıkmayı, korumayı, hassasiyeti bulundurur.
Dürüstlük, bütün insanlar tarafından belirlenmiş evrensel bir sosyal değerdir. Yalana sapmayan, hileye tenezzül etmeyen insanların özelliği olan dürüstlük, Türkçe Sözlük (2011, s. 739)’te sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmama olarak tanımlanır. Bir toplumu oluşturan bireyler arasındaki güvenin tesisi için birincil şart olarak karşımıza çıkan dürüstlük değeri, aynı zamanda ideal insan tipinin sahip olması gereken evrensel bir değerdir. Bu nedenle dürüst olma bilincinin toplumun her kesiminden insanlara kazandırılması büyük önem arz etmektedir.
Nevzat Tarhan (2013) bu konuda şöyle bir yorum getirir:
“Yeryüzündeki her din ve kültür de doğruluğu yüceltmiştir. Doğru insan kısa vadede bir şeyler kaybetse de uzun vadede hep kazanmıştır. Musevilikte dürüstlük çokça vurgulanır. “Bir yanlış söz bir savaş başlatabilir”, “Allah kalbi kırılmışların yanındadır”, “Borç lafla ödenmez” gibi Musevi özdeyişlerinden de bu dinin doğruluğa verdiği önemi görmemiz mümkündür. Aynı vurguya İslam dininde de çokça yer verilir. “Aldatan bizden değildir”, “İman ve yalan aynı anda bir arada bulunamaz” gibi söz ve hadislerin varlığı da bunu kanıtlar niteliktedir. Anadolu’da Ahi teşkilatlarında dürüst olmayan esnafın damına işaret konarak cezalandırıldığı bilinirdi (Tarhan,2013, s. 36).
Estetik, Türkçe Sözlük (2011, s. 821)’te “Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat.” olarak tanımı verilmiştir.
Estetik; üretim, tüketim veya bir ihtiyacın giderilmesin kullanılmanın gerekliliklerinden öte uyum, iç düzen, insan algılarına çekici görünme gibi özelliklere sahip olma (Demir ve Acar, 1997, s.81) durumudur. Estetik, genellikle sanatla birlikte anılmıştır. Oysa ki estetik yalnız sanattaki güzeli değil, doğadaki güzeli de kapsar; öte yandan yalnız güzel nesneyi değil, aynı zamanda güzelin öznel ruhsal yaşanışını da içine alır (Akarsu, 1984, s. 61).
Fedakârlık, diğer adıyla özveri Türkçe Sözlük (2011, s. 857)’te “Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi menfaatlerinden vazgeçme” olarak tanımlanırken Şener (1997, s. 191-192).fedakârlığı önemli bir sebep ve amaç uğruna sıkıntıya girmek veya zorluklara göğüs gerebilmek olarak tanımlamıştır. Şener (1997, s.
191-192)’e göre fedakârlık öncelikle din, vatan, toplum, aile gibi insan için büyük önem
gösteren, onun düzen ve mutluluğunu sağlayan, toplumu düzen ve adalet içinde yaşatan görev ve ideallerle ilgilidir. Bir hastanın tedavisi için doktor bulma, fakir birine para yardımı yapma, toplumun problemlerini gidermek için hayatını vakfetme, inanılan değerler uğruna şehit olma gibi fedakârlık örnekleri ferdin ruh inceliğinin ve vicdani hassasiyetinin bir göstergesidir (Kumbasar, 2011, s. 123).
Hoşgörü, bir insanın kendinden farklı düşünceleri, inançları, yaşam tarzı, değerler sistemi olan insan ya da insanlara sevecen bir tahammül göstermesidir (Kaymakcan, 2008, s. 114).
Kolaç (2010, s. 591), hoşgörünün aynı zamanda sevgi saygı, güven, anlayış gibi değerleri taşıdığını ve demokrasi, barış, özgürlük gibi olumlu durumların oluşmasını sağladığını ifade etmiştir. Bu özellikleri doğrultusunda hoşgörü, hem toplum hem de kişiler arası huzuru sağlayan, sağlıklı ilişkiler yürütülmesinde önemli bir yere sahip bir değerdir. Küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gereklidir.
İnsanlar bazen doğuştan getirdikleri bazen de sonradan sahip oldukları özelliklerden dolayı birbirinden farklı niteliklere sahiptir. Dünya üzerindeki yedi milyarı aşkın insanlardan hiçbiri birbirinin aynısı değildir. Herkesin farklı inançları, farklı düşünceleri, farklı değer yargıları vardır. Bu sebeple insanların kendilerinden farklı olanları anlayışla karşılaması, onlara saygı göstermesi gerekir. Hoşgörü sadece bir toplumda değil bütün dünyada huzur ve barışı sağlayacak, olası çatışmaları ortadan kaldıracak yegâne değerlerden biridir. Çünkü hoşgörüye sahip insanlar olumsuz bir durumla karşılaştığında, kavga etmeyi değil oturup birbirlerinin düşüncelerini dinlemeyi, ortak çözüm yolu bulmayı tercih eder (Kumbasar, 2011, s. 126)..
Misafirperverlik, Türkçe Sözlük (2011, s. 1689)’te “Konukseverlik” şeklinde tanımlanmıştır. Aile üyeleri dışında ailenin barındığı meskene, iyi niyetle ve belirli bir süre kalmak için gelen insanlara misafir denir (Alkan, 1991, s. 741). Misafiri seven, misafir ağırlamayı bir meziyet haline getirmiş insanlara da misafirperver ya da konuksever denir.
Kapısı herkese açık olan, misafir ağırlamaktan hoşlanan, misafiri maddi varlığının el verdiği ölçüde yediren, içiren insanlar misafirperver insanlardır. (Özdemir, 199, s. 740).
Misafirperverlik bizim milletçe benimsediğimiz başlıca değerlerden biridir. “Misafir
kısmetiyle gelir; Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır; Misafirin gölgesi
ağırdır.” gibi atasözlerinin varlığı bunu bize göstermektedir. Ancak insan ilişkilerinin
giderek azaldığı günümüzde bu değerin kaybolmaya başladığı görülmektedir. İnsanların
özelliklerimizden biriydi. Öyle ki her köyde bir misafir odası bulunur, her aile evlerinin bir köşesini misafir odası olarak ayırır, misafirperver olmayanlar ise toplum tarafından yadırganırdı. Misafirperverlik insanları birbirine yakınlaştıran önemli bir değerdir.
İnsanların birbirine konuk olması, birlikte yiyip, içip eğlenmesi onları birbirine yaklaştırır.
Toplum içindeki bağları kuvvetlendirir. Bu yüzden bu değeri canlı tutma, gelecek nesillere aşılama son derece önemlidir.
Özgürlük, Türkçe Sözlük (1998, s.1747)’te şu şekilde tanımlanmıştır: “1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbesti. 2. Her türlü dış etkilerden bağımsız olarak kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.” Bir başka tanımla özgürlük, sosyal bilimlerde,insanın neyi yapmak isteyip neyi istemediğine kendi iradesiyle karar vermesi ve kararının gereklerini yerine getirirken başkaları tarafından engellenmemesi (Demir ve Acar, 1997, s. 178) olarak tanımlanmıştır. En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dışetkilerden (etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir. Araştırmada, özgürlük değeri; bir kişinin sosyal, siyasal,duygusal ve ekonomik yönden diğer bir kişi ya da kişilerin güdümü ve yönetimi altında olmaması durumu olarak kabul edilmiştir (Çakıcı, 2010, s.44).
Saygı, Türkçe Sözlük (2011, s. 2047)’te, “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram: Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.” olarak tanımlanmıştır. Başkalarına saygı duymak ve saygılı davranmak onlardan da saygılı davranış görmenin başlıca şartıdır. İnsan ilişkilerinde her iki tarafın da memnun kalabilmesi için karşılıklı saygı duyulması gerekir. Saygıya dayanmayan ilişkiler insanları bir arada tutmaz, aksine onları birbirinden uzaklaştırır (Güngör, 2010, s.70). İnsan sosyal bir varlık olduğu için hayatın akışı içerisinde diğer insanlarla ilişki kurarken, aynı mekanı paylaşır, aynı duygulara tanıklık edebilir. Durum böyle iken insanların birbirine saygı duyması kaçınılmaz olur. Huzurlu bir toplum hayatı için kazanılması ve kazandırılması gereken başlıca değerlerden bir tanesidir.
Sevgi, Türkçe Sözlük (2011, s. 2081)’te “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karsı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.” seklinde tanımlanmıştır. Hoşa giden bir şeye eğilim, tutkuya dek varabilen bir ruh durumu (Akarsu 1984, s.154) olarak tanımlanan sevgi;
insanlara, hayvanlara, mesleğe, kitaba, karsı cinse, çocuğa, doğaya sevgi seklinde
biçimlendirilebilir. Sevgi değeri; toplumda huzuru, saadeti, kardeşliği, millî birliği, sosyal
dayanışmayı sağlar. Eğer toplum halinde yaşayan insanlar birbirlerini seven kişilerse aralarında hiçbir anlaşmazlık çıkmaz (Çakıcı, 2010, s. 44). Güven, dayanışma ve yardımlaşma ancak birbirlerini seven insanlar arasında gerçekleşir (Mıskeveyh, 1983, s.121). Tolstoy sevginin hayattaki rolünü şu şekilde ifade etmiştir: “Mutluluğu kazanmanın yolu, kişinin tıpkı bir örümcek gibi her yöne doğru yapışkan bir sevgi ağı fırlatmasına ve gelen her şeyi kucaklamasına bağlıdır” (Sharma, 2006, s. 71).
Sevginin bir değer olarak görülebilmesi için onun saf, her türlü bencillik ve çıkardan uzak olması gerekir. Çünkü sevgi o zaman bir değer taşır. Herhangi bir çıkar gözeterek, karşılık beklenerek birine ya da bir nesneye duyulan bencilce duygu sevgi değildir (Kumbasar, 2011, s. 157).
Sorumluluk, kişinin üzerine aldığı ya da yapmak zorunda olduğu bir iş için gerektiğinde hesap vermesi; aynı zamanda yapılan işin, alınan kararların sonuçlarına katlanabilmesidir.
Türkçe Sözlük (2011, s. 2142)’te sorumluluk, “Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet.” şeklinde tanımlanmıştır. Sorumluluğun, toplum değerlerine ve kaidelerine saygı gösterme, özellikle muhtaç insanlara karşı duyarlı olma; toplumun maddi ve manevi hayatından ve geleceğinden özellikle varlıklı kişilerin imkânları dahilinde sorumlu olmaları; erdemli ve güzel davranışların sonuçlarını benimseyerek üstlenmek (Seyyar, 2004, s. 643) gibi özellikleri vardır. Sorumluluk toplumumuzda en çok ihtiyaç duyulan değerlerden biridir. Ülkemizin kalkınabilmesi için sorumluluk duygusunu taşıyan insanlara ihtiyaç vardır. Sorumlu insan aynı zamanda bilinçli, çalışkan, sözüne güvenilir insan demektir. Bu özelliklere sahip insanlar ülkelerinin çıkarı için gerekli özverilerde bulunarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirir. Büyüyünce sorumluluklarını yerine getiren vatandaşlar olabilmeleri için çocuklara bu değer aşılanmalıdır. Onlara bazen görevler vererek, bazense onları sorumluluk değerini yansıtan edebi eserlerle karşılaştırarak sorumluluk bilincine sahip çocuklar yetiştirilmelidir.
Temizlik, Türkçe Sözlük (2011, s. 2319)’te: “Temiz olma durumu, arılık (I), saffet, nezafet.”
Olarak tanımlanmaktadır. “Temizlik, insanın bedenini, ruhunu ve çevresini kirleten,
ibadetlerin yapılmasına engel olan maddi ve manevi pisliklerden arındırmaya yönelik olan
uygulamaları davranış haline getirmek demektir” (Buhurcu, 2010, s. 2). Beden temizliği,
çevre temizliği gerek sağlık açısından gerekse sosyal ilişki açısından oldukça önemlidir. Bu
sebeple bireylere temizliğin sadece kendileri için değil insanların tamamı için son derece
kazandırılmalıdır. Araştırmada incelenen temizlik değeri maddi anlamda bir temizlik değeridir. Araştırmada temizlik değeri ile manevi temizlik, kalp temizliği, ruh temizliği incelenmemiştir.
Vatanseverlik, Türkçe Sözlük (2011, s. 2474)’te “Vatansever olma durumu ” şeklinde tanımlanır. Orhan Seyfi Orhon’a göre ise vatanseverlik, “İnsanın doğduğu yeri, evini, köyünü, müstakil devlet sınırları içinde memleketini sevmektir” (TDK, 2011, s. 2474). Diğer bir tanımla ülkenin bekası için çalışma olarak da ifade edilebilen vatanseverlik değerinin insanları birleştirici bir boyutu bulunmaktadır. Vatanseverlik değeri gerek İslam dininde gerekse Türk kültür medeniyetinde üzerinde önemle durulan bir değer olma özelliğine sahiptir. Bu sebeple vatanseverlik tarih boyunca Türklerin başka milletlerin boyunduruğuna girmeden bağımsızca yaşamasını sağlamış, Türk milletinin karakterini şekillendirmiştir. Bu derece önemli bir değer olan vatanseverliğin ülkenin geleceği olan çocuklara sağlam bir şekilde kazandırılması gerekir. Vatanseverlik sadece üzerinde yaşanılan toprağı değil aynı zamanda milletini, devletini, bayrağını, marşını kısacası geçmişten bugüne milletinin sahip olduğu bütün manevi ve kültürel değerleri sevmek; onları koruyup kollamaktır. “Vatanını en çok seven vatanına en çok hizmet edendir” diyen Mustafa Kemal’in vurguladığı gibi vatansever insanların en belirgin özelliklerinden biri de vatanını yüceltmek için çalışmalarıdır.
Yardım, kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma; yardımseverlik ise
yardım etmekten hoşlanma durumudur (TDK, 2011, s. 2536).. Yardımseverlik iyilik
yapmaktır. İyilik, yaşadığımız hayata anlam veren ve bize insanlığımızın değerini anlatan
bir davranıştır (Şener, 1997: 146).. İnsanlar bir arada yaşadıkları için birbirlerine ihtiyaç
duyar. Yardımseverlik bu ihtiyacı olumlu yönde etkiler. Çünkü bu değeri taşıyan insanlar
için birine yardımda bulunmak külfet değil bir zevktir. Yardımsever insanlar herhangi bir
Yardım, kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma; yardımseverlik ise
yardım etmekten hoşlanma durumudur (TDK, 2011, s. 2536).. Yardımseverlik iyilik
yapmaktır. İyilik, yaşadığımız hayata anlam veren ve bize insanlığımızın değerini anlatan
bir davranıştır (Şener, 1997: 146).. İnsanlar bir arada yaşadıkları için birbirlerine ihtiyaç
duyar. Yardımseverlik bu ihtiyacı olumlu yönde etkiler. Çünkü bu değeri taşıyan insanlar
için birine yardımda bulunmak külfet değil bir zevktir. Yardımsever insanlar herhangi bir
In document
Choosing the right partners: Norwegian participation in European Framework Programmes
(sider 113-116)